Kahpe felek

Kahpe felek

Otobüste yanıma oturduğunda, elinde benim en sevdiğim kitap vardı. Benim. Başkasının değil, benim. Dedim ki, bu bi işaret. Gülümsedim. Gözleri güzeldi. Sakallarının arasında, tek tük kızıl teller vardı. Neden sevdiğimi bilmediğim garip şeylerden biriydi. Hoşuma gitti. Yine gülümsedim. Tişörtü solmuş bir siyahtı, o kadar solmuş ki fümeye kaçıyordu. En sevdiğim tişört rengi. Bir de omuzları … Okumaya devam et »

Sır

Sır

“Kimselere anlatmadığın bir sırrın var mı?” dedi. Gülümsedi. Nefret ettiği o gülümsemelerden biriyle gülümsedi. İçinde bin türlü duygu saklayan, bilmediğin neler var, neler diyen o gülümsemelerden. Zaten tahmin ediyordu. Ara sıra dalıp giden gözlerinden, kaybolup gittiği düşüncelerden, satır aralarındaki sözcüklerden, bir de işte zaman zaman yüzünde beliren hülyalı mı esrarengiz mi olduğu tam çözülemeyen tebessümden … Okumaya devam et »

Give me joy. Flash.

Give me joy. Flash.

“Popüler olana burun kıvırma” hastalığıyla ne kadar dalga geçsem de, popüler bir hastalık olduğundan ben de yakalanabiliyorum zaman zaman. Nitekim sittin senedir, Chuck Palahniuk’a bir ilgi ve alaka göstermemiş olmamı başka bir şey ile açıklayamıyorum. Tamamen atıyorum Nick Hornby’i mesela popüler olmazdan evvel keşfettiğimden olacak, kendisine olan hayranlığımı her fırsatta dile getirmekten hiç gocunmam da … Okumaya devam et »

Başıboş kelimeler

Başıboş kelimeler

Cümleler yarım kalınca, öznesinin anlamını değiştiriyor. Yarım kalmış bir cümledeki tüm kelimeler anlamını yitiriyor. O ana kadar istersen dünyanın en güzel kelimelerini kullanmış ol, sonuna gelip de o cümlenin bitmediğini gördüğünde o kelimeler anlamsızlaşıyor. Bak tamamen atıyorum, “endam” ne güzel bir kelime, 5 harfle ne çok şey anlatan bir kelime ya da “haset,” ne güzel … Okumaya devam et »

Ters-Murphy kafa ayarı ile kişisel gelişimde son nokta!

Ters-Murphy kafa ayarı ile kişisel gelişimde son nokta!

Şu adına Murphy derler insan, çok manyak bir insanmış. Kalkmış kurallar koymuş, o olursa bu olmaz, böyleyse şöyle olur gibi ve demiş ki: “Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.” Dünya da manyak olmalı ki, tamam demiş Murphy’e, senin kurallarınla … Okumaya devam et »

Ya koyunlar?

Ya koyunlar?

Uykusuzluk hastalığından muzdarip bir küçük çocukla tanışmıştım zamanında. Uyuyamadığı gecelerin her birinde oturup teker teker koyunları sayardı, çitten atlayan koyunlar bir süre sonra sıkıcı olur, çitten atlatmak yerine koyunlarına başka başka hareketler yaptırırdı. Kimisi, tamamen atıyorum, bale adımlarıyla çitin üzerinden zarifçe atlarken, kimisi ise limbo yaparak çitin altından kayardı öbür tarafa doğru. Çocuksa sabah ezanıyla … Okumaya devam et »

Geri dönüşümsüz

Geri dönüşümsüz

Süt kutusu. Kullandın, bitti, çöpe attın. Günlük lens. Bir gün taktın, çıkardın, ertesi gün yenisini aldın. Tuvalet kağıdı. Tuvalete girdin, kullandın, sifonu çektin. Şarap. İçtin, bitirdin, çişini yaptın. Benzin. Yollara gittin, kilometreler yaptın, egzos borusundan uçtu gitti. Kalem. Yazdın yazdın yazdın, tükendi. Cips. Yedin yedin kilo aldın, jimnastik yaptın kiloları verdin.

Died a hundred times

Died a hundred times

Tamamen atıyorum ama bazı insanlar vardır, bakar bakmaz anlarsın, gidecek bu, dayanamayacak, ölecek diye. Amy Winehouse, herkeste bu imajı uyandırıyordu sanırım. Hayır, su testisi anlamında değil, kadının 7 sene içinde başladığı noktadan vardığı noktayı gözlemlediğinde, yavaş yavaş zaten ölüyor olduğunu farkediyordun. 20 yaşındayken verdiği röportajı izledim. Biraz pin-up, biraz vintage ama gencecik bir kız yine … Okumaya devam et »

And if only one thing had happened differently…

And if only one thing had happened differently…

Belki 8 senedir görüşmemiş, farklı farklı ülkelerden arkadaşlar, bir başka arkadaşımızın Fransa’daki düğünü vesilesiyle birbirimizi görecektik, heyecanlıydık. Düğün, buluşma, 4 günlük bir macera… Çok eğlenecektik, çok. İlk gelen ekip olarak havaalanında buluştuk. Dördümüz. Hiç kimsenin uçağı rötar yapmadı. Tam beklenen saatte buluştuk. Araba kiralama yerine gittik, arabamızı aldık. Fazla zaman harcamadık ama bir 10 dakika … Okumaya devam et »

İğde kokusu

İğde kokusu

Yeni bir işe başlamışım, ilk iş gününün çekingenliği var üstümde. Üstelik de yine ara verdiğim bir dönemden geliyorum, uzunca bir süre iş de bulamamışım, gelen ilk teklife de atlamışım, çok emin ve kendine güvenen bir halim yok yani. Bir odaya giriyorum. 4-5 adam var içeride. Selam verip, yerime geçiyorum. Ben öyle mal mal napsam diye … Okumaya devam et »

Sensin rantçı!

Sensin rantçı!

Zaman Gazetesi’nde Ekrem Dumanlı tarafından kaleme alınan 17.Mayıs.2011 tarihli “Sansür tartışması gerçeği filtreliyor” ve “Fuhuş, kumar ve uyuşturucu suçları son bulur” yazıları için attığım tepki mailidir. Siz de Ekrem Dumanlı to’da, yazı işleri ise cc’de olmak üzere kendi tepki malinizi yazın. Bir de yürüyüş fotosu ekleyin hatta. Sonra blogunuz varsa, attığınız maili, bunun gibi bir … Okumaya devam et »

Sensin pornocu!

Sensin pornocu!

Bu yazı 17.Mayıs.2011 tarihli Radikal Gazetesi’nde Akif Beki tarafından yazılan “Tam Bağımsız İnternet Palavrası” isimli yazı için attığım tepki mailidir. Siz de Akif Beki to’da, yazı işleri ise cc’de olmak üzere kendi tepki malinizi yazın. Bir de yürüyüş fotosu ekleyin hatta. Sonra blogunuz varsa, attığınız maili, bunun gibi bir açıklama paragrafıyla beraber, blogunuza koyun. SEO … Okumaya devam et »

Medikal mahkeme dramasına son veriyorum!

Medikal mahkeme dramasına son veriyorum!

Bazı şeyleri neden inatla yaptığımı bilemiyorum. Misal tamamen atıyorum, buna bir örnek de Jodi Picoult‘un kitapları. Okuyorum, her defasında neden okudum lan ben bunu diyorum ama kendime engel olamıyorum. Bu kadının 3-5 kitabını bu kafayla okumuşluğum var. İşin en enteresan yanı ise, hastalık temalı şeylerden hiç hoşlanmamam. Yani ben ki “english patient” filmini bugüne dek … Okumaya devam et »