Posted by

Ve Kezban’lar ve Mahmut’lar ve Priscilla’lar…

Ve Kezban’lar ve Mahmut’lar ve Priscilla’lar…

Bugün çeşitli internet ortamlarına bakıyorum ve genel bir eğilim gözüme gözüme giriyor. Giriyor değil hatta, batıyor resmen. Neymiş? Mark Zuckerberg evlenmiş, çeşitli erkekler ve onların söylemlerini kendilerine düstur edinmiş çeşitli kızlar, başlamış yine: Vay efendim! Bunla mı evlenmişmiş. Neden? Çünkü kız, onların anlayışına göre “çirkin.” Zuckerberg’in eşi Priscilla Chan, Çinli bir kızımız. Bence kesinlikle çirkin … Okumaya devam et »

Deklare edecek bir şeyiniz var mı?

Deklare edecek bir şeyiniz var mı?

Evet, deklare edecek bir şeyim var, sayın gümrük görevlisi bey. Size daha fazla yalan söyleyemeyeceğim. Bunca zaman yok dedim, çantamda ne olduğunu bile düşünmedim. Ama şimdi düşününce, var işte deklare edecek bir şeylerim. Yok hayır, tarihi eser kaçırmadım, elektronik eşya kaçakçılığı yapmıyorum, beklediğiniz deklarasyonlardan değil bu. Ama çantamda tehlikeli bir şeyler var. Tamamen atıyorum patlayıcı … Okumaya devam et »

Slaying Dragons

Slaying Dragons

I don’t normally sit in a lousy bar and drink some cheap Chardonnay at 10 in the morning. This morning I do, cause this morning, I woke up, went to court and got divorced. It could be the wine but I’m sitting here, wondering what Maisy would have to say about all this. Maisy, my … Okumaya devam et »

Sevgili troll…

Sevgili troll…

Canımız ciğerimiz trollcüğümüz; Sık sık feedlerimiz altında görüyoruz seni. Hep farklı hesaptan yazdığın için bir araya gelme şansı bulamadık hiç. Hani bir dm olsun, bir msn olsun… Yok. Hep böyle uzaktan konuşuyoruz. Oysa sensiz internetlerimizin tadı tuzu yok. Bizi düşünerek yaptığın “Koca bulun!” önerin için teşekkürler, bu tavsiyeni dikkate alacağız. Eğer olası adayların varsa, bir … Okumaya devam et »

Kahpe felek

Kahpe felek

Otobüste yanıma oturduğunda, elinde benim en sevdiğim kitap vardı. Benim. Başkasının değil, benim. Dedim ki, bu bi işaret. Gülümsedim. Gözleri güzeldi. Sakallarının arasında, tek tük kızıl teller vardı. Neden sevdiğimi bilmediğim garip şeylerden biriydi. Hoşuma gitti. Yine gülümsedim. Tişörtü solmuş bir siyahtı, o kadar solmuş ki fümeye kaçıyordu. En sevdiğim tişört rengi. Bir de omuzları … Okumaya devam et »

Merkezi filtre neden sansürdür?

Merkezi filtre neden sansürdür?

Filtreye hayır dedik dedik, “nesi var canım filtrenin, çocukları korumak amacımız” cevabıyla karşılaştık. Aynı dezenformasyon şimdi de devam ediyor, çeşitli gazetecilerden “hani nerede sansür” safsafataları yağıyor. Bir kere şunu netleştirelim: Sansür nedir, ne demektir? Bakınız sevgili tdk buna ne diyor: 1 .     Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim: … Okumaya devam et »

Sır

Sır

“Kimselere anlatmadığın bir sırrın var mı?” dedi. Gülümsedi. Nefret ettiği o gülümsemelerden biriyle gülümsedi. İçinde bin türlü duygu saklayan, bilmediğin neler var, neler diyen o gülümsemelerden. Zaten tahmin ediyordu. Ara sıra dalıp giden gözlerinden, kaybolup gittiği düşüncelerden, satır aralarındaki sözcüklerden, bir de işte zaman zaman yüzünde beliren hülyalı mı esrarengiz mi olduğu tam çözülemeyen tebessümden … Okumaya devam et »

Give me joy. Flash.

Give me joy. Flash.

“Popüler olana burun kıvırma” hastalığıyla ne kadar dalga geçsem de, popüler bir hastalık olduğundan ben de yakalanabiliyorum zaman zaman. Nitekim sittin senedir, Chuck Palahniuk’a bir ilgi ve alaka göstermemiş olmamı başka bir şey ile açıklayamıyorum. Tamamen atıyorum Nick Hornby’i mesela popüler olmazdan evvel keşfettiğimden olacak, kendisine olan hayranlığımı her fırsatta dile getirmekten hiç gocunmam da … Okumaya devam et »

Başıboş kelimeler

Başıboş kelimeler

Cümleler yarım kalınca, öznesinin anlamını değiştiriyor. Yarım kalmış bir cümledeki tüm kelimeler anlamını yitiriyor. O ana kadar istersen dünyanın en güzel kelimelerini kullanmış ol, sonuna gelip de o cümlenin bitmediğini gördüğünde o kelimeler anlamsızlaşıyor. Bak tamamen atıyorum, “endam” ne güzel bir kelime, 5 harfle ne çok şey anlatan bir kelime ya da “haset,” ne güzel … Okumaya devam et »

Ters-Murphy kafa ayarı ile kişisel gelişimde son nokta!

Ters-Murphy kafa ayarı ile kişisel gelişimde son nokta!

Şu adına Murphy derler insan, çok manyak bir insanmış. Kalkmış kurallar koymuş, o olursa bu olmaz, böyleyse şöyle olur gibi ve demiş ki: “Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.” Dünya da manyak olmalı ki, tamam demiş Murphy’e, senin kurallarınla … Okumaya devam et »

Ya koyunlar?

Ya koyunlar?

Uykusuzluk hastalığından muzdarip bir küçük çocukla tanışmıştım zamanında. Uyuyamadığı gecelerin her birinde oturup teker teker koyunları sayardı, çitten atlayan koyunlar bir süre sonra sıkıcı olur, çitten atlatmak yerine koyunlarına başka başka hareketler yaptırırdı. Kimisi, tamamen atıyorum, bale adımlarıyla çitin üzerinden zarifçe atlarken, kimisi ise limbo yaparak çitin altından kayardı öbür tarafa doğru. Çocuksa sabah ezanıyla … Okumaya devam et »

Geri dönüşümsüz

Geri dönüşümsüz

Süt kutusu. Kullandın, bitti, çöpe attın. Günlük lens. Bir gün taktın, çıkardın, ertesi gün yenisini aldın. Tuvalet kağıdı. Tuvalete girdin, kullandın, sifonu çektin. Şarap. İçtin, bitirdin, çişini yaptın. Benzin. Yollara gittin, kilometreler yaptın, egzos borusundan uçtu gitti. Kalem. Yazdın yazdın yazdın, tükendi. Cips. Yedin yedin kilo aldın, jimnastik yaptın kiloları verdin.

Died a hundred times

Died a hundred times

Tamamen atıyorum ama bazı insanlar vardır, bakar bakmaz anlarsın, gidecek bu, dayanamayacak, ölecek diye. Amy Winehouse, herkeste bu imajı uyandırıyordu sanırım. Hayır, su testisi anlamında değil, kadının 7 sene içinde başladığı noktadan vardığı noktayı gözlemlediğinde, yavaş yavaş zaten ölüyor olduğunu farkediyordun. 20 yaşındayken verdiği röportajı izledim. Biraz pin-up, biraz vintage ama gencecik bir kız yine … Okumaya devam et »

And if only one thing had happened differently…

And if only one thing had happened differently…

Belki 8 senedir görüşmemiş, farklı farklı ülkelerden arkadaşlar, bir başka arkadaşımızın Fransa’daki düğünü vesilesiyle birbirimizi görecektik, heyecanlıydık. Düğün, buluşma, 4 günlük bir macera… Çok eğlenecektik, çok. İlk gelen ekip olarak havaalanında buluştuk. Dördümüz. Hiç kimsenin uçağı rötar yapmadı. Tam beklenen saatte buluştuk. Araba kiralama yerine gittik, arabamızı aldık. Fazla zaman harcamadık ama bir 10 dakika … Okumaya devam et »

İğde kokusu

İğde kokusu

Yeni bir işe başlamışım, ilk iş gününün çekingenliği var üstümde. Üstelik de yine ara verdiğim bir dönemden geliyorum, uzunca bir süre iş de bulamamışım, gelen ilk teklife de atlamışım, çok emin ve kendine güvenen bir halim yok yani. Bir odaya giriyorum. 4-5 adam var içeride. Selam verip, yerime geçiyorum. Ben öyle mal mal napsam diye … Okumaya devam et »