Otobüste yanıma oturduğunda, elinde benim en sevdiğim kitap vardı. Benim. Başkasının değil, benim. Dedim ki, bu bi işaret. Gülümsedim. Gözleri güzeldi. Sakallarının arasında, tek tük kızıl teller vardı. Neden sevdiğimi bilmediğim garip şeylerden biriydi. Hoşuma gitti. Yine gülümsedim. Tişörtü solmuş bir siyahtı, o kadar solmuş ki fümeye kaçıyordu. En sevdiğim tişört rengi. Bir de omuzları … Okumaya devam et »
Filed under Yazar namzeti …
Ya koyunlar?
Uykusuzluk hastalığından muzdarip bir küçük çocukla tanışmıştım zamanında. Uyuyamadığı gecelerin her birinde oturup teker teker koyunları sayardı, çitten atlayan koyunlar bir süre sonra sıkıcı olur, çitten atlatmak yerine koyunlarına başka başka hareketler yaptırırdı. Kimisi, tamamen atıyorum, bale adımlarıyla çitin üzerinden zarifçe atlarken, kimisi ise limbo yaparak çitin altından kayardı öbür tarafa doğru. Çocuksa sabah ezanıyla … Okumaya devam et »
Mürekkep ve kardelen
Her yerinde “sakın bana dokunma” yazıyordu ama sen duramadın, değil mi? Gördüğün en güzel adamdı çünkü o. Tertemiz, iyi, dürüst, mert. Delikanlı derler ya hani, sözlükteki karşılığı gibiydi o adamçocuk. Onu sevmeden duramazdın, değil mi? Onu hayatına alıp, onu sevip, güya koruyup, sarıp, sarmalayıp onu öldürmeden, tertemiz bakışlarına gölge düşürmeden duramazdın değil mi? Tamamen atıyorum … Okumaya devam et »
Mavi
Yeni bir elbise almışım kendime. Çok severek. Tamamen atıyorum da hani görür görmez “tam bana göre” dersin bazen, fiyatına bir kere dönüp bakmazsın ya öyle işte. Neyse ne, bu elbise benim demişim, almışım. İyi ki de almışım, her giyişimde aynada kendime bakmadan duramıyorum. Bakıp bakıp gözlerime inanamıyorum. “Oha! Ne kadar yakıştı bu elbise bana, ne … Okumaya devam et »
Sevgilim…
“Benim bir sevgilim var!” dedi yüksek sesle, aynanın karşısında kendine bakarken. Oyunculuğu beceremeyen bir adamın abartılı ton ve vurgusunu hissetti sesinde. Beğenmedi, bu sefer de heceledi, sev-gi-liiiiii! I-ıh yok, gene olmadı. Kız arkadaş’ı denedi, olmayınca olmuyor işte, alışmadık dötte don durmuyor, “kız arkadaş” sözcükleri ağzından çıkarken, ağzı sanki sesleri filtreledi, kız arkadaş değil de, tamamen … Okumaya devam et »
Şık
Nina Simone çalıyor arkada, derinden, hafif hafif… Elimde bir kadeh kırmızı şarap var. Karşımda hoşuma giden, içimi pırpırlandıran bir adam. Tatlı tatlı sohbet ediyoruz. Şaşırtıcı olan, bu kadar urban style bir romantizme alışık olmamam. Hani tamamen atıyorum olur ya, New York temalı filmlerin, eski klasiklerin daha olgun, daha şık, daha metropoliten bir romantikliği. Öyle işte… … Okumaya devam et »
Bi bilezik, bi lanet, bi de adam
Tamamen atıyorum hani Ortaköy’de filan satılan o salak saçma bilezikler var ya, işte onlara dair bir hikayeymiş meğersem bu. Bir dilek tut dediler ya sana, o gün bileziği koluna takarken… Ne zaman ki kopar, o zaman dileğin gerçekleşecek diye büyük büyük konuştular ya hani… Hah işte o bilezik. Güldün hafiften o gün, iyi ya, dedin. … Okumaya devam et »
Pastanede aşk başkadır
Okuyacağınız bu hikayecikteki kişi ve olayların hepsini tamamen atıyorum. Her gün geçtiğim sokakta bir pastane var. Sık sık gidiyorum, sabahları bi limonata içip, bir poğaça alıyorum. Günlük bir rutin oldu benim için bu ne zamandır, uğramazsam eksik kalıyorum. Bir gün pastanenin önünden geçerken, bi adam görüyorum. Adam gözlerimi alıyor, bembeyaz bir gülümseme, ışıl ışıl gözler … Okumaya devam et »