Ben kazakistan’dayken…


önsöz
kazakistan dünyanın en turistik yeri sayılmaz. kocaman bir ülke (dünyanın 9. en büyük) ama azıcık bir nüfus (15 milyon civari sanırım). ortası geniş steplerle kaplı, hatta sanırım dünyanın en büyük stepi burda, nüfus yoğunluğu az, daha çok şehirlerde toplanmış, önemli şehirleri ise sayılı zaten.

kazaklar göçebe bir toplumken, sovyetler zamanında kazakistan kuruluyor. dolayısıyla, tarihi birikimi fazla yok. buna bağlı olarak müzik, yemek gibi konular da çok gelişmiş sayılmaz, daha çok çevreden etkilenmeler var.

kazakistan borat’ın ülkesi değil kesinlikle, zaten bilen bilir daha kazakistan’ı görmeden gıcıktım o filme. herkes köylerde yaşamadığı gibi, gelişmekte olan bir ülke var karşınızda, üstelik de yeraltı kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. doğal gaz, petrol bunların en önemlileri. eski sovyet ülkeleri birleşip, atılıma geçiyor yavaş yavaş ve hızlı gelecekler gibi görünüyor. pek çok rafineri şehri var, şehirlerde yapılanma ya yeni rezidans stili ya da sovyetlerden kalma, geniş caddeler, büyük devlet binaları, komünist apartmanları vs…


genel bilgiler
başkenti almaata değil, astana. almaata eski başkent, 10-15 yıl önce astana’ya taşıdılar.

para birimi tenge. kur veremeyeceğim, aklımda kalmamış.

türkiye ile saat farkı değişken, yaz saati uygulaması yok, ben diyeyim 4 siz deyin 5. tabii çok büyük bir ülke olduğundan bulunduğunuz şehre göre de değişiyor olabilir.

iklimi yine bulunduğunuz yere göre değişmekle birlikte karasal. batıdaki hazarı saymazsanız denize kıyısı yok, yazlar sıcak, kışlar soğuk, hayli soğuk ve karlı hatta.

dil
dilleri kazakça ve rusça. hemen hemen herkes bu iki dili de konuşuyor, rusça daha yaygın olmakla birlikte kazak devletinin çabalarıyla kazakça canlandırılmaya çalışılıyor. o yüzden göreceğiniz tüm reklamlar iki dilde de yayımlanmak zorunda. bir de her iki dilde de alfabe kiril.

kazakça, bildiğiniz gibi türkçe kökenli bir dil, yalnız türkiye ve azerbeycan türkçesi oğuz türkçesi iken, kazakça kıpçak türkçesinden geliyor. dolayısıyla, grameri, cümle kuruluşu aynı olmasına rağmen ne dediklerini bir türlü anlayamıyorsunuz. hep “tamam şimdi anlayacağım” hissi var ama hiç bir zaman anlayamıyorsunuz. çok tanıdık geliyor ama yabancı bir dil. insan kendi dilinin yabancılar tarafından nasıl duyulduğunu anlayamaz ya ne dendiğini anladığı için, işte kazakça bu sorun için birebir. türkçe kulağa nasıl geliyor diye merak ediyorsanız, kazakça az çok bir fikir veriyor. tabii arada, ortak kelimeler yakalıyorsunuz. can, elma, ana, yurt gibi. bu kelimelerin aynı olması konusundaki teorim şu: türkçe boylara ayrılmadan önce göçebe türklerin hayatında olan kelimeler tüm türkçelerde hemen hemen aynı kalmış ama o zamandan sonraki yaşamın getirdiği ve bugünün dünyasının sunduğu şeylere bulunan karşılıklar değişmiş ve diller birbirinden ayrılıvermiş. her neyse, dil konusuna takığım ben biraz, o yüzden uzatmayayım daha fazla.

ha bir de, pek ingilizce konuşulmuyor, o yüzden ben derim ki hiç kasmayın, direk türkçe konuşun, anlaşılma ihtimaliniz daha fazla.

insanlar
kazaklar çekik gözlü ama uzak doğu çekikliği gibi değil, daha bir moğol tarzı gibi. tabii onların yanı sıra, rus kökenli insan da çok. dinleri ise büyük çoğunlukla müslüman ve ortodoks yani kilise de var, cami de.

ayrıca çok türke rastlıyorsunuz kazakistanda. özellikle inşaat alanında türkiye oldukça iddialı. otellerin çoğu türklerin işletmesinde. onun dışında, azeri ve gürcüler de baya göç etmiş.

yemek
yemek kültürlerinin çok gelişmiş olduğunu söylemem. at eti yaygın, at eti yemek fikri sizi rahatsız ediyorsa, ki beni etti, teyid edin. ayrıca at sütü ve deve sütü de yaygın olarak bulunabiliyor, onları kazayla içmeniz zor, keskin ve inek kokusundan çok farklı bir kokuları var. gene de deneyin derim ben. ayrıca, çevre ülkelerin mutfakları da yaygın, çin, gürcü, japon, türk… yediğim suşiler gayet başarılıydı mesela. elma takdir edersiniz ki çok meşhur, ne de olsa almaata elmanın atası demek. şahane de armutları var.

alışveriş
enteresan bir yer kazakistan. gelişiyor gibi hala, öte yandan “dünyanın en pahalı ülkeleri” sıralamasında ön sıralarda, almaata mesela istanbul’a falan fark atmış durumda. ev kiraları uçuk, kıyafetler pahalı, yemekler pahalı. ama elektronik süper ucuz, tavsiye ederim. yalnız cep telefonu gibi şeyler alacak olursanız, tuşların kiril olmamasına dikkat edin. dvd’ler de ucuz ama yine dikkat: yabancı filmler bile çoğunlukla rusça veya kazakça dublajlı oluyor, ve nedense filmin orijinal dili bulunmayabiliyor. dvd alıp da izleyememekse hoş olmuyor. o yüzden mutlaka sorun veya kiril alfabesiyle ingilizce nasıl yazılıyor biliyosanız, dvd’nin arkasından kontrol edin.

yerel eşyalar almak isterseniz, kalpak, aba gibi bir kumaştan yapılmış süs eşyaları yaygın. çok türk markası var, süpermarketlerde ise türk ürünlerini bulmanız çok olası. orada göreceğiniz ramstore bildiğiniz migros ama koç orada bu adı tercih etmiş ve hemen hemen her şey türk malı. canınız türk peyniri çekerse, bulmanız çok zor olmaz yani.

yerel müziklerle ilgiliyim derseniz, azeriler ya da gürcüler kadar müzik düşkünü olmasalar da değişik bir müzikleri var, biraz çin müziğinden etkilenmiş gibi ama o kadar miyavlamalı değil, dombra yerel enstrümanları, mandolinimsi bir alet. kazak rapçiler var bir de, çok iyi değil ama siz bilirsiniz tabii.

gereksiz bilgiler
bornozlar tüm dünyada olduğu gibi (en azından hindistan atağa kalkana kadar olduğu üzere) hep türk malı.

bir de çiçeğe çok düşkünler, bir yerlere giderken hep çiçek götürüyorlar. pahalı olmakla birlikte, çok güzel buketler yapıyorlar.

kazak kızları ince topuğa ve leopar desenine bayılıyorlar ve o ince iğne topuklarla karda yürüme konusunda uzmanlaşmışlar.

bayraklarında kartal var, kartal kazakistanın simgesi, insanlar evlerinde falan besliyor, onlarla ava çıkıyor.

son söz
uzun lafın kısası, evet, çok turistik bir yer değil kazakistan ama kesinlikle, enteresan bir yer, garip bir sentezi var. işiniz düşerse ya da merak edip giderseniz göreceksiniz. tabii tüm eski komunist ülkelerde olduğu üzere, servis sektörü çok gelişmiş değil. size hizmet edenlerden normalin dışında bir şey istediğinizde afallıyorlar ve işin doğrusu, inisiyatif almaya da pek yanaşmıyorlar. buna bağlı olarak, iş dünyasında da işler hayli yavaş ilerliyor, karar mekanizmaları pek hızlı değil henüz. alışacaklar tabii zamanla…

gelecek program: almaata ve fotolar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s