Pastanede aşk başkadır

Okuyacağınız bu hikayecikteki kişi ve olayların hepsini tamamen atıyorum.

Her gün geçtiğim sokakta bir pastane var. Sık sık gidiyorum, sabahları bi limonata içip, bir poğaça alıyorum. Günlük bir rutin oldu benim için bu ne zamandır, uğramazsam eksik kalıyorum.

Bir gün pastanenin önünden geçerken, bi adam görüyorum. Adam gözlerimi alıyor, bembeyaz bir gülümseme, ışıl ışıl gözler filan… İçeri giriyorum, limonata uğruna güya ama gözlerim adamın bakışlarında. O da bakıyor sanki, evet karşılıklı bakışıyoruz resmen bu çağda.

Gülümsüyorum. Limonatamı içip, poğaçamı alıp çıkıyorum. Yol boyu gülümsüyorum.

Ertesi gün. Yine o. Yine giriyorum, gülümsüyorum, çıkıyorum, gülümsüyorum.

Böyle böyle zaman geçiyor. Adamla artık selamlaşıyoruz. Bir rutini paylaşmanın heyecanını yaşıyoruz, ya da onu bahane ediyoruz kaçamak bakışmalara sakladığımız o boşluklar yüzünden, o boşluklardan kaçmak uğruna. Boşlukları dolduruyoruz işte birlikte…

Bir gün pastanenin önündeki arabaya biri mi çarpmış ne, bir kavga çıkıyor. Aaa o da ne, bir bakıyorum, aynı kişiyi haksız buluyoruz. Oh diyorum, bir ortak nokta daha.

O gün işte başka bir rutine geçiyoruz beraber. Aynı masada oturma rutini. Üç-beş muhabbet. Artık limonatamı içip kalkmıyorum. Uzun uzun oturuyoruz, işe geç kalıyoruz beraber. Hatta utanmadan akşamları da ufak ufak bir bahane çıkarıp, pastaneme uğramaya başlıyorum.

Alışkanlıklarım daha da alışkanlık yapıyor. Adama takılıp kalıyorum, kalbim pırpır, kafam karışık, bu ne bilmiyorum, anlamıyorum, sormuyorum.

Konuşup konuşup, bakışarak sevişmek gibi. Ötesi yok. Ötesi olsa mı, şurdaki parka gitsek mi diyecek oluyorum bir gün, ama bir şekilde, bin türlü bahaneyle püskürtüyor teklifi. Bir daha da sormuyorum zaten. Parka gitmek yerine, boktan pastanede, boktan pastane limonatasını içmeye ve bundan zevk almaya devam ediyoruz. Birbirimiz hakkında sadece “yeteri kadar”ını konuşup, kendimize bir heyecan yaratıyoruz bilinmezlik içinde. O pastaneden çıktığımızda nereye gidiyoruz, kimlerleyiz ikimiz de bilmiyoruz. Sanki o pastanenin dışında hayat yokmuş gibi poğaça yiyoruz.

Sonra günlerden bir gün oluyor, o gelmiyor.

Sonra bir gün daha gelmiyor.

Eskiden, o daha henüz piyasada yokken yani, zevkle içtiğim limonatamın lezzeti aynı da, tadı kaçıyor.

“Beklemek alışkanlığım değil. Bu pastane boktan, limonata da boktan, poğaça daha da boktan, ne işim var burda benim?”

Diyorum. Diyorum demesine de gidemiyorum. Zaten ertesi gün geri geliyor. Yine gülerek. Yine yanıma oturuyor. Ama sanki biraz uzak mı? Bana mı öyle geliyor? Neden kırdı ki şimdi rutini?

Bir heyecana alışıp, karşılıklı alıştık sanıp, karşındakinin bundan kolaylıkla vazgeçtiğini görmek kalp kırıyor. Neden de diyemiyorsun çünkü o senin gizli alışkanlığın, sözlere dökülmüyor ki. Hem sonra serde yiğitlik var, öyle ya.

Kalp pırpırı ilk arızasını veriyor ama üstünde durmuyorum. Yine poğaçama, limonatama, muhabbetime devam ediyorum bir şey yokmuş gibi. Ta ki bir gün o yine gelmeyene ya da geç gelene ya da gelip başka masaya oturana ya da bana selam vermeyene kadar.

İşte o bekleyip durduğum günlerin birinde, düşün düşün boktur işin misali, o pastanenin dışındaki hayatı merak ediyorum, bi gün oradan çıkıp çıkmayacağımızı merak ediyorum. Hatta neden hiç çıkmadığımızı merak ediyorum. Pastanenin dışında ne yaptığını merak ediyorum. O pastane yansa yıkılsa, bu iş biter mi merak ediyorum.

Sonra kendi kendimi onaylıyorum: Evet biter. Hayır o pastaneden çıkış yok. O seni nereden nasıl bulabileceğini bildiği halde o boktan pastane giderse, yıkılırsa, yanarsa, çökerse, sana asla ulaşmayacak.

Pastane yoksa, pasta da yok. Ben de yokum. Bu kadar. O iş pastaneyle var, dışarı çıkamaz, öteye geçemez. Pastanenin dışında hayat yok, ben yokum. Bu kadar, nokta.

Noktayı koyduğum yerde kalp pırpırı duruyor. Gelmemelerinin, bekleyişlerimin sonucunda değil; pastanenin dışını hiç beraber görmeyeceğimizi anlamamın sonucunda duruyor. Sonunu söyledikleri bir filmin anlamını yitirmesi gibi, duruyor.

İşte o gün eve gidiyorum.

Sabah kalkıp pastanenin önünden geçiyorum yine, içeriye bakmamaya çalışıyorum, dayanamayıp bakıyorum. Kalp pırpırı gitmiş, boş boş bakıyorum. Ama işte bakıyorum yine de, elimde değil.

Sonraki gün, bir sonraki gün… Yine bakıyorum. Hayatımdaki boşlukla, içimdeki boşlukla, gözlerimdeki boşlukla dönüp dönüp bakıyorum. Artık boşluk dolduramıyoruz birlikte. Ama işte bakıyorum yine de, elimde değil.

İyi ya da kötü, sonunu bilmediğim filmleri seyretmeyi seviyorum ben oysa. Noktaları değil, soru işaretlerini seviyorum. Rutin de olsa, bir gün farklı bi noktada, bu sıçtığımın rutini beklenmedik şekillerde kırılır belki’leri seviyorum, o ihtimalin sadece ve sadece var olmasını, ardından ne geleceğini bilememeyi…

Rutin hayatın kaçınılmaz tekmesi, evet… Bense heyecanları katarak darbeyi aldığım yere pansuman yapıyorum sadece. O heyecan da gidince, ne anlamı kalıyor ki? Sıkıcı oluyor sadece. Sıkıcı bir alışkanlık.

Ve bu hikaye, içindeki binbir türlü bilinmezlikle her tür rutine siktir çekebilecek, bu hikaye, öyle bir tahmin edilebilir, sonu bilindik, sıradan bir hikayeye dönüşüyor ki gözümde, ruhum daralıyor.

Peki o zaman, madem artık sonunu biliyoruz, madem bu pastaneden çıkış yok, madem pastane yoksa, pasta yok, pastane de olmasın o zaman.

Bir gün oradan geçerken, kapıya bir küçük bomba bırakıyorum. Sonra içeri bakıyorum, bana el sallıyor. Geri dönebilirim, fırlatıp atabilirim bombayı, o ışıltılı bakışlara kendimi bırakabilirim, yüzümde oluşturduğu küçük gülümsemeye gittiği yere kadar izin verebilirim. Tatlı muhabbetlerin yanında limonatamı içmeye devam edebilirim. Ne kokar, ne bulaşır bir heyecanı sonsuza kadar yaşayabilirim.

Yapabilirim evet.

Ama ben pimi çekiyorum. Tamamen de atıyorum.

6 thoughts on “Pastanede aşk başkadır

  1. Bazen pimi çekmek, rutini değiştirmek gerekiyor. Bu da hem cesaret hem de bazı şeylerden vazgeçmek anlamına geliyor ya da ne bileyim işte tamamen atıyorum :)

  2. Pastane de, pasta da, limonata da, o da, beklemek de, gelmemesi de, pimi çekilen bomba da hayatın parçaları. Hepsi lazım bazı durumlarda.

    Güzel atılmış. Tebrikler :)

  3. Cok guzel yazilmis. nokta da koymuyor. Ne guzel. Soru isareti heryere sinmis. Ne guzel. Yazinin basindan sonuna kadar meraki canli tutuyor. Ne guzel.

    Cok guzel. Kalbine, kalemine saglik…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s