Ha… hayır, yapma bana bunu!

60134

Bendeniz bir gün tam teşekküllü bir yazar olarak piyasaya atlama hedefinde olduğumdan kelli, bugünlerde piyasa araştırması mahiyetinde, genç Türk yazarları çok okuyorum. Ama böyle rafine bir seçmece usulüyle değil, tamamen araştırmacı gazetecilik ruhuyla, kim ne yazmış güdüsüyle okuyorum. Tamamen atıyorum mesela Migros’ta ya da bakkalda ya da seçkin kitapevlerinde satılması filan hiç fark etmiyor. Alıyorum, okuyorum. Ve bazen (genelde) çok büyük acılar çekiyorum bu hobim yüzünden. Çünkü dedim ya genelde hep kötü kitaplara denk geliyorum, belki de ilgimi onlar çekiyor.

Şimdi iyi yazarlardan ziyade kötülerin ilgimi çekmesinin sebebi sanırım kendime, “bak kimler yazıyor, sen hala daha otur” gazını vermek ve ne yapılmaması gerektiğini bir kez daha teyit etmek. Bir de tamamen atıyorum da kötü kitaplar, kötü filmler, kötü klipler filan… Bunlar beni hipnotize ediyor, bakmadan duramıyorum nedense. Zannederim bu kadar kötü şeyler üretip de bakın ben bir bok yaptım diye ortaya atlamadaki kendine güveni bir türlü çözemiyorum, onunla alakalı.

Şimdi gelelim son macerama… Efenim evvelsi gün “Öteki” isimli bi kitap gördüm. Türbanlı kız- modern kız arkadaşlığı diyordu konusuna, aa dedim, kafamdaki bir hikaye fikrine benziyordu. Bu nedenle bakayım bi, konuyu nasıl işlemiş abla didim. Demez olaydım.

Bu arada çok pis de spoyler vercem, kitabı okuyacaksanız, bundan sonrasını okumayın. Ama bence zaten hiç okumayın.

Şimdi konu hafif cinsel yüklü, türbanlı-türbansız diyalogu. Eh hani umut vaad edebilir belki diye düşünüyor insan bir an. Ama bir an. Sonra kitabı açıyorsunuz ve olanlar oluyor. Bir kere ilk paragraftan belli o işten bir şey olmayacağı. Neden derseniz, diyalog şu:

– Hiç bir kızla öpüştün mü?
– Ha… Hayır.

Ah işte, böyle diyalog olmaz olsun! Kekelemeyi, gevelemeyi, utanıp sıkılmayı “Hahayır” diye veriyorsa bi yazar, benim gözümdeki değerini yitirmiştir bile. Kimse “Ha.. hayır” demez kardeşim, hani bana de ki: “belli belirsiz bir hayır çıktı ağzından” ya da de ki: “hayır diye geveledi” ya da ne bileyim, de ki “utancından yanakları kızararak, güç duyulur bir sesle hayır diye mırıldandı.” Ay ne biliim, de işte bi şey ama bana Hahayır deme, olmaz!

Bu darbeyi ikinci satırda almama rağmen devam ettim okumaya. Bi şans daha verdim ama yok nafile çıktı tabii… Öngörülerine güveneceksin, hahayır’ı gördüğün noktada duracaksın ama yoooook! Kahrolası hipnotizma.

Bir kere kızlarımızın karşılaşması kitabın 3. çeyreğine kadar gerçekleşmiyor (baştaki diyalog bir flashforward zira). O noktaya gelene kadar da paralel kurgu, ikisinin hayatları arasında fark anlatılmaya çalışılmış. Ama nasıl? Biri içip, kocasıyla çok istekli sevişiyor, hatta o kadar ki efendim, salona gidemeden, antrede işi pişiriyorlar. Öbürü ailesiyle yemek pişiriyor, görücüye çıkıyor. Biri yoga yapıyor, öbürü namaz kılıyor. Ya bi uçurum bu kadar karikatürize detaylarla mı anlatılır, derinleş be ablacım biraz.

Neyse efenim, bin türlü farklı paralel cut’tan sonra, en nihayetinde bunlar tanışıyolar. Dünyalar çarpışıyor ve üç-beş yemeğe gidiyorlar. Türbanlı abla, sarışın ablaya bakıyor. Evet cinsel çekime dair tek verilen şey, bu bakışma, ne güzel diye düşünmesi filan. Neyse bu “yoğun” cinsel çekim içerisinde dünyalar çarpışınca birbirlerini anlamaya çalışıyorlar ve o sırada dönen muhabbetler tam bizim ff düzeyi:

– Türban takınca sıcak gelmiyo muuuu?
– Biz sizin mini eteğinize karışıyo muyuz?
– Benim inancıma gore türban gerekli diil.
– Tek bi inanç vardır tımam mıııı?

Bak ablacım, tekrar ediyorum, derinleştir biraz yahu. Bu ne be, Türban 101, ortaokul düzeyi bi tartışma? Ne bileyim, enteresan dini bilgiler ver, modern kız bi oturup düşünsün. Sonra modern kızımız da türbanlı kızımızı sarssın karşı ataklarıyla. Bir çarpışmaysa, görelim yahu. Mini etek düzeyi midir olay?

Neyse bu böyle devam ediyor, sarışın kız bir Ayşe Arman misali, türbanı takıp Fatih’e Nişantaşı’na gidiyor, mahalle baskısını gözlemliyor. Oh oh ne güzel. O sırada işte namaz kılmayı öğreniyor, hoşuna gidiyor ama her gün yapamam diyor filan. Çok cici, çok şeker.

ayse

Türbanlı abla hep öğretiyor da bizim sarışın kız hala “Ya yok amaaaaa” minvalinde sayıklıyor, bi enteresan bilgi de bu kızımız veremiyor karşı tarafa. Neyse, tüm bunlar olurken cinsel çekim de aynı düzeyde, hala artmış değil… Oysa ki konumuz o demiştiniz değil mi sayın bağyan yazar?

Neyse kitabın bitmesine 10 sayfa kala, bunlar bi kongreye mi ne gidiyor, otelde bi bakışıyorlar filan, haa diyoruz sevişcekler mi ney? Sonra galiba da sevişiyolar, orayı tam anlamadım, rüya da olabilir, net değil ya da ben artık sıkıldığım için hoplayıp zıplayarak okuduğumdan anlayamadım.

Ve sonra bi arabaya biniyolar, sarışın abla kaza yapıyor. Airbag filan derken, bi bakıyor türbanlı kız morarmış. Aneyyy öldü mü diyor ve farkediyor ki türbanı bi yere sıkışmış, hemen türbanı çözüyor. Ve son cümle geliyor:

“Türbanını çözerek arkadaşının hayatını kurtarmıştı”

The end.

Hö? Yani o kadar ayrı dünyaların uzlaşması, dostluk, anlayış, dedin ve son cümle bu kadar dangul dungul bir metafor mu oldu? Hani yani bu sonuca varacaktıysan da bunu biraz incelikle yap yahu. “Türbanı aç, hayat kurtar” ne kadar ama ne kadar incelikten uzak, yazılı karikatür, hani ne kadar “anlamazsanız diye açık açık yazıyorum” kabalığında bir çözümleme yahu. Üstelik de adı öteki olan, konusu güya ötekileşmenin iyi bir şey olmadığını anlatan bir kitapta son; türbandan kurtulsun bunlar, hayatları kurtulur olmamalı yahu. Kitabının argümanına ters bi kere.

Bak acaip bi sinir basıyor bana böyle şeyler okuyunca. Derinlik önemli. Konun hafif olabilir ama derin, insani şeylere gir o zaman. Bak Nick Hornby’e. Gayet de günlük yaşam anlatıyor abi ama o nasıl anlatmak öyle, insanın gönül telini titretir…. Yani tamamen atıyorum arkadaşlık öyküsü ise bu, ona gir, o tartışmaları derinleştir, tatlı bi rekabet görelim… Yok olay cinsel fırtınalar ise, oraya dal bak, güzel malzeme çıkar, anlat yaşadıkları çelişkiyi, sarsıntıyı filan. Ama böyle her yere dokunayım, hiçbir yere de fazla girmeyeyim, bunu yaparken de sanki biyografi yazıyormuşum gibi düz, kuru bir dil kullanayım, olmuyor işte olmuyor!

Zaten karakterler tamamen iki boyutlu. Sarışın, güzel, tikimsi, başarılı, zengin, iyi aile kızı (bu karakterden o kadar sıkıldım ki artık) ve sonradan görme, zengin ailenin türbanlı ve tabii ki çok güzel kızı. Bu kadar. Başka bir derinlik yok. İkisi de okumuş etmiş. Sarışın olan cinsel hayatında bomba, türbanlı olanda öyle bir şey yok. Biri namaz kılıyor, öbürü spor ve seks yapıyor. Üffff…

Hayır bi de işin tuhafı sarışın kızımız belli ki yazarın gerçek hayatından esintiler taşıyor hayli yüklü şekilde hem de. Zira yaptıkları iş, eğitimleri filan çok benzer… Buna rağmen böylesine iki boyutlu kalabilmiş karakter… Enteresan yani. Ha dicem ki, yazarımız bu benzerlikten ötürü derinleşemedi, cesaret edemedi. İyi de birileri mecbur kendine benzemeli bu karakter mi dedi ki? Senin kitabın, senin karakterin, nasıl rahat yazacaktıysan ona göre yaratsaydın kahramanını… Veya ne bileyim lezbiyen ilişkiyi, üstelik de iki ayrı dünya arasında olanını yazmak yemediyse mesela, ona da yeltenmek zorunda değildin. Neden bu beyhude çaba?

Vallahi sinirimi bozuyor böyle şeyler.

Gerçekten şu memlekette ben bi şeyler yazmıyor ve kıçımın üstüne oturmaya devam ediyorsam inatla, allah bin türlü belamı versin. Kendime ve yetenek sahibi pek çok arkadaşa söylüyorum bak bunu. Bu ilk tecrübem de değil, o kadar kötü kitaplar okudum ki ben, çektiğim çileyi bilseniz içiniz acır. Gerçi iyi oluyor, ciddi şekilde cesaret geliyor insana, o da ayrı konu.

Yazıcam uleyn! Tutmayın beni.

4 thoughts on “Ha… hayır, yapma bana bunu!

  1. Yine de türbanlı X sarışın slash fiction’ı yazılmalı bence… Belki bir örnek niteliğinde bu sitede yazılır?

  2. İlk önce şunu merak ettim,yazarı kitabını okumadan önce tanıyor muydunuz?(Gıyabında falan)Sonra acaba yazar olmaktaki kıstasınız,aman her önüne gelen kitap yazıyor,bişiyler çiziktiriyor,sonra toplumda,vay be kitabı varmış yazarmış tamam oldu pişti ham biri,diye etiketlenip geziyor,oysa bakıyorum kendime çok daha dolu ve hazırlıklıyım kendimi daha yetenekli ve başarılı hissediyorum, benim hiç bi eksiğim olamaz,ben de yazmalı ben de basmalıyım o zaman,bumudur?Bu düşünceyle hareket etmeniz ne derece doğru.Yazınız bana direk bu iki şeyi düşündürdü.

    Çünkü genç,yeni yazarlar deyince bilemiyorum başkalarını yazdınız mı,sadece tek bu kitabı örnek vermişiniz,bu da bana,bi o malum kadınlar arasında ki kıskançlık hissini uyandırdı.Bir de ana tema olarak ‘kötü yazarlar,kitapları’ kelimesi o kadar çok battı ki gözüme,sanki benim neyim eksik,düşüncesi ağır bastı.

    Sonuçta yazar kişisini tanımam etmem.Tvde kanal gezerken tesadüfi elinde kitabıyla görüp kanalı değiştirivermiştim..Yüzüne bile baktığım olmamıştır bunların.Bence yazar bi gün oturur,eline kalemini alır,orgazmına başlar,bittiğinde kitabını basar ya da basmaya çalışır.Kendisine sorulmadıkça aklına bile gelmez mevcut kötü yazarlar ve kitapları.Belki hayran olduğu iyi yazarlar ve kitapları…

  3. Yazarı kitabı almadan önce hiç tanımıyordum, kim olduğunu bilmiyordum opethmania. Kitaptan sonra sitesini inceledim. Bu yazı zaten kendisi televizyonlara çıkıp durmaya başlamadan önceydi. Kitabını alış sebebim ise yukarida da bahsettiğim üzere önyargısız bir şekilde, konunun enteresan gelmiş olmasıydı.
    Benim kendime ait bir kitabım filan yok henüz. Zaten yazının ana fikri de aslen o, “kimler yazıyor, sen ise oturduğun yerden söyleniyorsun, üşenme kalk ve yaz” Dolayısıyla aslen, kendime yönelik bir serzeniş zira evet yazdığım şeyler var, yazı konusunda yetenekli sayılırım ama üşengecim ve uğraşmıyorum. Problemim bu. Kötü yazılmış şeylerin, matah bir şeymiş gibi öne çıktığını görünce de disiplinsizliğime daha çok kızıyorum. iyi kitaplar nası ki özendiriyorsa “ah keşke” dedirtiyorsa, kötüleri de kamçı oluyor bana.
    Genç yazarların kitaplarını okuyorum evet, yeni çıkmış Türk yazarların kitaplarını ayırt etmeksizin alıyorum. Bunlar arasında çok beğendiğim romanlar da var, hiç beğenmediklerim de. Mevzunun kadınlıkla hiç alakası yok da nedense bir kadın bir diğerine laf edince hep kıskançlığa çekiliyor konu.
    Aslında her şeyin ötesinde ben bi okuyucu ve tüketici olarak özensiz yazılmış, kötü kitaplar okuyunca sinirleniyorum. Yazarı kadın olsun, erkek olsun umrumda değil. Bu blogda başka kitap eleştirisi yok zira bu bloga başladıktan sonra okuduğum tek “kötü” kitap bu. Ama başka mecralarda eleştirdiğim diğer kötü kitaplar var. Çünkü bu kadar kötü olunca bir şey, gerçekten de kendimi kandırılmış hissediyorum. Olay budur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s