Tavla tavla beni tavla…

Şimdi bak… Tamamen atıyorum ama hani şu “kaçan kovalanır” efsanesi var ya, külliyen yalan benim gözümde. Hadi len! Ne kovalıcam kaçanı. Kovalayan ne bok yemeye kovalıyo onu da anlamıyorum zaten. Ben edemiceksem bi flört, iki kikirdeyemeyeceksem, bi heyecan yaşayamayacaksam, hep kaçacak ya da hep kovalayacaksam ne anladım o işten? Taktikmiş. Hadi lennnnn! Hayır yani üstelik de daha çok kadınların yaptığı rivayet edilen bi hareket, bilemiyorum, belki de öyledir, kadınlarla flört olayım pek yok da ben şahsen, kendi adıma bu kadınlara derim ki: “Manyak mısınız be?”

Taktik taktik… Tamam ulen de ne için? İşin özü eğlenmek, heyecanlanmak, falan filan değil mi? E hadi tamamen atıyorum, ben bi flörtik adım attım diyelim. Adama böyle imalı, innüendolu, soru işaretli, şahane bi sinyal çaktım. Adamdan bu hamleye yakışır, tumturuklu bi kontra gelmesi gerek. “E ama bu adam kaçtıııı?” durumuna geleceksek, ulen napayım ben o adamı. Olay bu değil mi, flört olayı yani? Şah-mat filan? Hayır ben oyun oynayamayacaksam, gider dergilerdeki satranç bulmacalarını çözerim kendi kendime daha iyi?

Bak şimdi şah-mat dedik ama ben satranç çok iyi oynayamam işin doğrusu, nasıl oynayamıyosam, tam bana göre bi şey halbuki… Neyse, satranç fazla bilmem çünkü satrançtan sıkılıyorum, sabırsızlığımdan olsa gerek, daha hızlı şeyleri seviyorum. Böyle ağııııııııııır tempolu, uzun düşünmeli şeylerde sıkılıyorum. İnternette gezerken de bir sayfa yüklerken 35 sayfa daha açarım mesela, o hesap. Ha keza, flört olayında da olayım bu. Yani böyle, hamleye hemen cevap gelmiyosa, o da sıkıyor. E ister istemez o zaman da ilgim başka yerlere kayıyor, sonra da adımız çapkına çıkıyor. Halbuki çapkın değil, sabırsızım ben, bekleyemem. Ama hızlı tempoda, sonuca varmak da mühim değil, oyun zevkli, sonsuza kadar oynarım bak.

Neyse satrancı geçelim… Daha güzel bi metaforum var, daha iyi bildiğim… Zira önceki hayatımda günümü kıraathanede oturan bi yaşlı amca olarak geçirdiğimden olsa gerek, kahve oyunlarına hastayım. Şimdi bak tamamen atıyorum, tavlayı ele alırsak satranç yerine mesela, oyun bilmeyen, sayan adamla tavla oynanmaz. Neden? Zevki çıkmaz. Gül gibi 3-1 kapısı dururken, pulları açıp salak işler yapıyosa mesela için gider “ah be kardeşim, şunu şöyle oynasaydın ya” diyesin gelir. Yahut ne bileyim, orda bi risk alıp açık verse ve seni kırsa seni mars edebilecekken, korkak oynayıp oyun verenle de bu iş olmaz. Nasıl zevki çıkar? Ah işte… Senin hamlene seni kıstıracak bir hamleye cevap verenle, seni zorlayacak rakiple, işini bilenle, yeri geldi mi dalga geçenle, kaybetmeyi sevmeyenle, kendine güvenenle ve elbette ki risk alıp, açık verenle. Kaçak oynanan, kimsenin kimseyi kırmadığı bir tavla oyunu tuzsuz yemek gibi bi şey. Tamam doyuruyo da ağzında bi tat bırakmıyor işte. Ahan da benim de flört olayındaki yaklaşımım budur. Helecanlı bir tavla maçı, veya yeri gelirse turnuvası :P.

Şimdiiii… buradan kaçan kovalanır’a bağlarsak, hayır abicim, kaçan kovalanmaz. Zira oyun bilen, oyundan kaçmaz. Kaçıyosa, kendine güvenmiyor demektir, e ne uğraşıyon sen şimdi bu adam/kadınla o zaman? Bırak kaçsın, belki yolda başka bi kaçak oyuncu bulur da çarpışırlar, muratlarına ererler filan. Gerçi bu kaçan tayfa, hiç durmaz ki anacım, ondan da kaçar. Hayatları hesap kitap zira: “Şimdi ben bunu aramasam, o beni arasa soğuk konuşsam, o noldu dese, yok bişey desem, sonra suratına bakmasam? Evet evet bana aşık olur.” Ulen sıçayım böyle aşkın ızdırabına. Adam niye bana böyle aşık oluyo yahu? Adam bana böyle aşık oluyosa, elde edemediği için egosal bi krize girip, esasında elde etttiği zaman aynada oluşacak aksine aşık olmuş olmuyor mu, sorarım size! Evet oluyor. Bana mı oluyor, hayır olmuyor. Ve sittin senedir, herkes de bunu yiyor öyle mi? Hey allahım ya.

Kovalayanların psikolojisine de girecektim ama girdim bile yukarıda, hem zaten orada ne psikoloji var ki: “Benim olmalı, benim olmalı, benim olmalı, beniiimmmmmmmm!” Esasında dikkat ederseniz, kaçan-kovalayan ilişkilerinde iki tarafın da derdi hep ben’dir, sen değil. Aşkın objesi karşı taraf gibi görünse de esasında olay son derece yüklü bir narsizm içerir. Zira elde edilemeyeni elde etmek ben’e hitap eder, aşkın objesine değil. Anlatabiliyor muyum biladerler?

Yani şimdi siz “benim 3 sene peşimden koştu, vereyim bari” dediğiniz o adam size çok aşık zannederken esasında büyük bir delüzyon yaşamakta oluyorsunuz bana sorarsanız. Bir, 3 sene kendinizi kastığınızla kalıyorsunuz. İki, adamın derdi yukarıda da izah ettiğim gibi siz değilsiniz, sizi elde etmiş olmanın ego masturbasyonu. Keza kovalayanlar için ise lafım şu, başka türlü bir ego ile de siz karşı karşıyasınız: “Adam benim 3 sene peşimden koştu! BENİM!” Bu mudur yahu flört, aşk bilmemne? Karşındakine bakıp heyecanlanmak, gülüşmek, oynaşmak, sevişmek vs… varken hasaplar, kitaplar içerisinde “ben ben ben” diye diye zaman harcamak? Ah be yaralı egolar, herkesin hayatını mahvettiniz bak kaç bin senedir.

Ha diyeceksiniz ki, konu her zaman o değil. Bazen de bağlanma korkusu, ilişki korkusu, acı çekme korkusu, aşık olma korkusu, yükseklik korkusu, zart korkusu, zurt korkusu insanın kaçmasına sebep oluyor. Amaaaaaaaaaaaan diyeceğim ben de, kim aşk acısından, kalp kırıklığından ölmüş ki… Hem belki aşık olunmayacak? Olunsa ne olacak ki zaten? Olursun, o da sana olursa, ne ala. Bittiğinde düşünürsün. Bitmezse, oh o da o da ne ala. Yok o sana aşık olmazsa da ucunda ölüm yok ya… Amaaaaaaaaaaaaaaaaan… Hakikaten aman yahu…

Hayır tamam ben balık hafıza bi insanım. Her defasında önceki kalp kırıklıklarını unutuyorum. Ayrıca da sanırım ayran gönüllüyüm biraz. Herkeste sevecek bir yan buluyorum. Bak tamamen atıyorum, gittiğim her memlekette de sevecek bi taraf görebiliyorum. İçimdeki sevme arzusu bambaşka lan! Ahahahah. Neyse dağıtmayayım, herkes benim gibi olacak diye bi kural yok da bu kadar korkuya, kaçmaya, kovalamaya hiç gerek yok.

Ha yine diyebilirsiniz ki siz pek muhalif iç seslerim, “canım adamın/kadının da oyun stratejisi bu, onlar da ondan zevk alıyor, ne kızıyon?” Evet derim, haklı olabilirsiniz. Ama demek ki, benimki değil. Kaçan kovalanır olayı kadar sıkıcı bir şey bence olamaz her iki taraf için de ama zevk meselesi tabii…

Ha yine diyebilirsiniz ki (bi susmadınız siz de be), kaçmak-kovalamak değil de, bi taraf hoşlanıyodur, öbür taraf emin değildir, ondan öyle oluyodur otomatikman. Yine evet derim, haklı olabilirsiniz. Ama ona da flört değil, tavlama derim ben. İş flörte geldi ise tavlama aşaması tamamlanmış demektir, iki tarafta da bir ilgi vardır demektir. Eh o zaman da oyunbozanlığın alemi yok, girdiysen düzgün oyna işte.

Ha son kez diyebilirsiniz ki, karkateri uyuzluktur canım, kaçmak için değildir belki. Derim ki evet ama uyuzluk puan kaybettirir, o uyuz kıçı bi toplamakta fayda var ahbap!

Oyuna girdiysen, tadını çıkarmak lazım, evet.

5 thoughts on “Tavla tavla beni tavla…

  1. kaçmayı da kovalamayı da beceremeyen biri olarak bu “kaçan kovalanır” tezine ben de kıl olmaktayım..ama olay senin de dediğin gibi tamamiyle egoyla alakalı..biri kovalandığı için egosu tavan durumda oluyor, diğeri de kovaladığını elde edince..hep derim zaten, aşk kesinlikle bencillik diye..bu kaçan kovalanır hikayesi de o bencilliğin bir parçası işte..
    ama flörtü, kurlaşmayı pek severim..hatta hiç ilişki başlamasa, hep o dönemde kalsa diye de düşünürüm sık sık..başlamasıyla bitmesi bir oluyor çünkü bende.. :D
    pek keyifle okudum yazını..

  2. Okurken acayip keyif aldım,yine duygularıma tercüman olunmuş.
    Hakkaten nedir bu kaçıp kovalama mevzusu?,hem nereye kadar gider ki bu oyun?
    Ego tatmininden başka bir şey değil,kaçan taraf peşinden onca zaman koşmasına güvenerekten seviyor beni diye kandıradursun kendini..Aşkta heyecan kaçmaktan değil,paylaşmaktan geçer önce..
    bahsettiğin maddeler gibi ;)

  3. harbiden nedir ya kaçma kovalama muhabbeti? ilk kim çıkarmış ola ki? aşık olduğum bi kız vardı peşinden deli dana gibi koşmuştum -nedense? :) koş babam koş 1-2 yıl geçti, başka kız kıtlığı varmış gibi. belki şöyle birşey, erkek güdüsüdür, ya benimsin ya gara toprağın mantığı vardır ya arabesk / jilet mantalitesi olarak, hani özetle elde etmem lazım, reddedeceksem / sittir git diyeceksem elde ettikten sonra benim demem lazım. erkek türü olarak böyle bir nokta var beynin sol lobunda. o kesin.

  4. Bazı durumlarda işe de yarayabilir bu “kaçan kovalanır” meseleleri. Bazı durumlar dedim dikkat edilirse.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s