Pikseller…

Sen gittin ya hani bundan neredeyse 10, belki de 15 sene önce, 20 yaşında bir küçük çocukken daha, o günden bugüne, senden bu yana, sana ait hiçbir şey kalmadı elimde.

Ve sanırım bu benim hayattaki en büyük sızım.

Seninle beraber bir tek resim yok elimde. Çektirmemişiz ki hiç. Dijital fotoğraf makinesi bile yoktu o zaman. Normal makineyle de uğraşmamışız belli ki. Yok işte yok yok yok. Geç seninle beraber fotoğrafımızı, sana ait, senin her zamanki gibi tek başına olduğun bile bir fotoğraf yok. Sadece yakaya iğnelenen siyah-beyaz bir fotoğrafın var çekmecede bir yerlerde duran. Düz, beyaz, 80 gr. bir kağıda alınmış bir çıkış. Hem de kötü bir çıkış, düşük çözünürlük, piksel piksel. Senin yüzünü unuttuğumda elimdeki tek şey bu pikseller.

Tamamen atıyorum, bak senin bana yazdığın mektuplar vardı mesela. Yırttım attım hepsini. Sen daha gitmeden önce bir hışımla, bir sinirle, o mektupları, küçük notları yırtıp atışımı, parça parça edişimi, sana olan kızgınlığım gidene kadar yok edişimi hala o kadar net hatırlıyorum ki. Çok garip. Hayatta hiçbir şeyi atamayan, hiçbir şeye kıyamayan ben, annemin “atılacaklar” torbalarından gizlice eskimiş gömlekleri kaçıran ben, bir gün bir şeyi silmeye, kaldırıp atmaya karar veriyorum ve farkında olmadan, öyle bir şeyi atıyorum ki hayattaki en büyük pişmanlığım oluyor. Tek yok ettiğim şeyin, bir daha hiç var olmayacak birine ait olması, bak bugün bile canımı acıtıyor. O günden bugüne bana yazılmış hiçbir şeye sinirle dokunmadım biliyor musun? Bilmezsin, nereden bileceksin.

Bana yaptığın karışık kasetler vardı sonra, o zamanlar karışık kaset zamanlarıydı çünkü. Nerede onlar şimdi? Onları da mı sildim attım sinirle? Yok yapmamışımdır. Peki neredeler? Biliyorum, sana sinirli olduğum zamanlarda o kasetleri bir daha dinlememek üzere bir yerlere kaldırmıştım ama kaldırdım sadece, atmadım, kırmadım. Neredeler?

İçim öyle sızlıyor ki seni düşününce… O zaman internet böyle değildi bak, en çok buna üzülüyorum. O zamanlar sadece e-mail vardı, bir de ağır, dial-up bağlantılar. Her şey yeniydi. Blogdu, Facebook’tu, twitter’dı yoktu işte hiçbiri. O yüzden ne oldun biliyor musun? Gidince sanki yeryüzünde hiç var olmamış gibi oldun. Hiç. Sana dair hiçbir şey bulamıyorum google’da ismini aratınca. Bir ara birkaç gazete haberi çıkıyordu, artık o da yok. Ne seni özleyenler var, ne ismine bir site. Bugün gitseydin, tamamen atıyorum ama belki de Facebook’ta bir grubun olurdu biliyor musun? Herkes resimlerini, fotoğraflarını paylaşırdı orada. “:(” filan yazarlardı duvarına. Ama yok. Bir Facebook grubun bile yok senin. İsmin google’da çıkmıyor. Her şeyin gibi bu da zamansız işte. Tabii sen yalnızlığı seçerdin her zaman, belki de böylesi daha çok hoşuna gitmiştir, kimbilir. Yine de benim hatrıma, seni özleyen birkaç kişinin hatrına bir tane grubun olsaydı. Sanki yokmuşsun, hiç buralarda olmamışsın, hiç hayatımıza girmemişsin gibi olmak zorunda mıydı?

Çok sinir oluyorum sana, biliyor musun?

Mezun olacağın ama olamadığın okul, senin mezuniyet yılının yıllığında sana bir sayfa ayırmadı biliyor musun? Bir tek satır not düşmedi. Al işte oradan da sildin kendini. Ya da böyle olacağını bildiğin için mi gittin? Yok ama bu kadarını sen bile tahmin etmezdin, bu kadar yok olacağını sen bile düşünemezdin. Kimsenin hayatına bu kadar dokunamamışsın gibi davranılacağını sen bile öngöremezdin. Ama silindin. Bazen dünyada seni tek hatırlayan ben miyim diyorum… Acaba hatta hiç olmadı öyle biri de ben mi hayalimde uyduruyorum diyorum. O kadar yoksun işte. Çok ağrıma gidiyor, biliyor musun?

Geçen gün annemin evinde çekmeceleri karıştırırken, buldum kasetlerden birini. Sonic Youth, Cure, Beck, Nirvana filan var kasette… Ama en güzeli üzerinde bana yazdığın şirin bir not var. “You make me feel like I’m clean again” yazmışsın, bir de clean’in altını çizip, smiley koymuşsun. Hatırlıyorum bak onu, aramızda bir şakaydı o banyo muhabbeti… Şimdi bile gülümsüyorum bunu yazarken hatta. Hayatımda bir şeyi gözden kaçırdığıma bu kadar sevineceğimi hiç düşünmezdim. Ama o kaset gazabımdan kurtulup, bir yerlere saklanmış ya, onu bulduğumda ne kadar sevindiğimi sana anlatamam. Artık kasetçalarım yok, dinleyemiyorum kaseti, bu da ayrı bir ironi ama bir daha asla kaybetmeyeceğim, gözümün önünde bir yerde duruyor. Tek o var çünkü kanıt olarak varlığına, benim hayali arkadaşım olmadığına… Ha bir de minicik bir kedi biblosu var bana aldığın. Ona kıyamamıştım, çok şirin diye, atamamıştım. O da duruyor şu anda tam karşıma denk gelen rafın üzerinde senelerdir. Hepsi bu işte. Bir küçücük hayata ait iki tane iz. Bir adet 90’lık Sony kaset, bir not ve mor bir kedi biblosu, miniminnacık. Bu kaldı işte senden geriye. Bir de bende açtığın yara.

Hayır işin komiği ne, farkında mısın? Gitmeseydin, büyük ihtimalle hep kızgın kalacaktım sana. Bu nasıl bir ironi? Hayır hayır, yalan söyledim, kızgın kalmayacaktım, yani en azından o kadar kızgın kalmayacaktım çünkü kızgınlığım sönüyordu yavaş yavaş, suratına bakmazken önceleri, artık merhabalaşıyorduk, hatta gecelerde karşılaşınca civelek civelek şeyler söylüyordun da sen, ben bıyık altında gülümseyerek tersliyordum seni. Ama çaktırmadan seni göreceğimi bildiğim yerlere süslenip gidiyordum hafiften. O gün de, gittiğini duyduğum gün de yani, ortak dersimiz vardı seninle, İtalyanca. Bak, bunu hiç unutmuyorum çünkü o gün senin sevdiğin elbisemi giymiştim. Görmedin ama.

Sonra o elbiseyi cenazende giydim, biliyor musun?

Şunu bilmeni istiyorum, bir gün bir kitabım olursa, ithafı sana. O kadar silemeyeceksin kendini işte hayattan. İnatsa inat. Ayrıca Google’da ismini yazınca da, çıkmanı istiyorum artık.

4 thoughts on “Pikseller…

  1. merhaba , cok garip bir sey yaptım, seneler sonra hiç unutmadığım cunku her hatırladığımda beni yaralayan ama hep unutmus gibi yaptığım lisede aşık olduğum ve bir zamanlar en iyi arkadaşı olduğum insanı su anda yapmakta oldugum bir yüzleşme nedeniyle tekrar hatırladım ve bir sekilde netten yazınıza ulaştım.
    senelerdir gitmedim mezarına, gidemedim, cesaret edemedim, yüzleşemedim ama o güzel çocuk vardı evet, şimdi çok uzaklarda bir yerde bize bakıyorsa tüm bunlarla dalgasını geçiyordur ve o muhteşem gülümsemesiyle bizle kafa buluyordur : ) sadece bunu söylemek istedim size…

  2. evren selam… ne iyi etmişsin de ulaşmışsın buraya.

    evet evet vardı öyle bi çocuk… şimdi de bakıyordur, gülüyordur di mi? bence de öyledir.

    zor şeyler bunlar, zaman geçiyor, acılar diniyor da insan unutmuyor işte. oysa unutulur sanıyorsun. sonra bir gün pat diye, bir şey oluyor, bir kaset buluyorsun, bir yazı okuyorsun, taksimde yürürken birini benzetiyorsun, için derin derin sızlıyor filan. garip

    keşke gitmeseydi diyorum sık sık. ama işte… hayat. ne denir ki?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s