Bi bilezik, bi lanet, bi de adam

Tamamen atıyorum hani Ortaköy’de filan satılan o salak saçma bilezikler var ya, işte onlara dair bir hikayeymiş meğersem bu.

Bir dilek tut dediler ya sana, o gün bileziği koluna takarken… Ne zaman ki kopar, o zaman dileğin gerçekleşecek diye büyük büyük konuştular ya hani… Hah işte o bilezik.

Güldün hafiften o gün, iyi ya, dedin. Ciddiye almasan da tuttun işte o dileği. Ne dileyecektin ki? Bekarlık filan, eh dedin, şöyle dört başı mamur bir aşk olsa.

Bilezik koptu bir gün gerçekten ve gerçekten de koptuktan bir ay sonra filandı, dileğinle tanıştın. Dakika bir, gol bir, aşk denen nane de hayatına giriverdi tekrardan.

İyi hoş tabii de aşk dediğin geçiyor, biliyorsun. Uzunca süreli bir sarhoşluk hali ne de olsa, eninde sonunda başında bir ağrıyla ayılıyorsun. Bunda da aynen öyle oldu, bak. Bileziğin etkisi mi geçti ne, aşk eskidi, bitti, silindi, hayatın içinde kayboldu, gitti.

Bileziği de aşkı da unuttun. Zaman da geçti gitti.

Sonra bir gün… öylece sokaklarda dolanırken gördün yine aynı bileziği. Güldün yine, ulan dedin kendi kendine, bir kere tuttu, bir daha tutmaz mı? Hem tamamen atıyorum, bu sefer daha inananarak dilesem? Yalnızlık da canına tak mı etmişti ne, yine gittin aldın o bileziği. Yine tuttun o dileği. Hem de bu sefer baya baya totem yapmışçasına taaa içinden, inanarak.

Kopmadı ama lanet bilezik. Yaz kış, dört mevsim, beş mevsim… Denize gir-çık, banyo yap, spor yap… Yok bana mısın demedi uyduruk, ipten yapılma bilezik. Kelepçe gibi bağladı elini, kolunu. Aşk hayatının tüm laneti kolundaki o osuruktan teyyare bilezik parçasına takılıp kalmıştı işte bak, kopsa lanet bitecekti belki ama kopmuyordu cenabet bilezik.

Arkadaşlarına verdiğin bilezikler üçer, beşer koptu da seninki nuh dedi, peygamber demedi. İyi ya dedin sen gene, bir kopacak, tam kopacak, gümbür gümbür gelecek.

Koparsana dedi birileri, lime lime olmuş, çirkin duruyor dediler. Yoook dedin, kaderle oyun olmaz. O bilezik kendisi kopacak. Hem zaten koptu kopacak nerdeyse, baksanıza lime lime…

Bekledin öylece işte, dört mevsim, beş mevsim, altı mevsim… Kopmadı lanet bilezik, salak bilezik.

Sonra bir gün bir adamla oturdun karşı karşıya. Olmayacak bir hikaye işte, daha başından belli ama oturuyorsunuz karşı karşıya nedense, gözlerini de adamdan ayıramıyorsun bir sebepten. Ama serde yiğitlik var ya, gözlerin adamınkilere takılıyor diye gıcık oluyorsun, biliyorsun çünkü, bu adam değil, bileziğin söz verdiği adam bu değil, bu olmayacak, bu adam bile bile lades, bu değil, bu değil, bu değil… Ama peki bu değil de o zaman o bön bakışlar ne öyle? Pis bilezik, pis adam, pis lanet.

Bakmamak istiyorsun adama, o yüzden bir havayla dönüyorsun:
“Bak, tamamen atıyorum da bu bilezik bi kopsun, çok pis aşık olacam…”

Gıcıksın işte, adamı gıcık edesin var, olmayacak bir adam olmasına gıcıksın. Adam ise senin olmayacak olmana gıcık, sana gıcık, senin ona gıcık olmana gıcık. Havada pis bir elektrik… Bakışıp duruyorsunuz gıcık gıcık. Sonunda “Aşık olacaksın öyle mi?” diyor adam gıcık gıcık. Sen de karşılığında pis pis sırıtıp, yine gıcık gıcık başını sallıyorsun. Giderek artan bir gıcık olma hali içinde birbirinize bakıyorsunuz.

Tekrar “Öyle mi?” diyor. “Evet, öyle, ne vardı” bakışlarıyla cevap verecekken sen, adam bir hamlede bileğini kavrıyor. Elini bilezikten geçiriyor ve bileziği tek parmağıyla koparıveriyor. Öylece. Bileğinde çekilen iplerin acısı, bir de gıcık bir şaşkınlık hali.

Ulen allan gıcık adamı, resmen kaderinle oynadı len. Aşk hayatını tek parmağıyla kendine yonttu. Ulen göt, ulen allasız, sen dünyanın en olmayacak adamısın, benim kaderimle ne oynuyon lan, tutmayın lan beniiiiiiiiii….

Demek istiyorsun da demiyorsun. Öylece bakıp duruyorsun adama. O ise, bileziği gözünün içine baka baka gömleğinin cebine atıyor.

Eee peki ne oldu şimdi? Kopmayan bileziğin laneti, bileğinde takılı dururken, şimdi bu gıcık adamın gömleğinin cebinde mi bekleyecek, bu adamın parmağının ucunda mı yani senin dört başı mamur yeni aşkın? Eee ama bileğinde kalsa daha iyiydi be, en azından bi umut, kopardı belki, kopunca kalkardı lanet? Şimdi ise orada, öylece duruyor gördün mü?

Eee tüm umutlarını bir bileziğe bağlarsan, ne olacaktı, ne bekliyordun? Bak gördün mü şimdi aşk hakkındaki tüm beklentilerin senin olmayacak bir adamın eline bakıyor. Sana doğru yola çıkmış tüm adamlar, o gıcık adamın göğsünden sekecek. Birine doğru hamle yaptığın her anda, o adam önüne çıkacak.

Sıçtın mı sıçtın. Cafer nerde, söyle de bez getirsin.

16 thoughts on “Bi bilezik, bi lanet, bi de adam

  1. demek ki hayatta buyuk konusmamak gerekiyormus…
    hayat boyleymis demek ki…
    ama kapağı kaybolmayan diş macunu alabilseydi sana gicik…
    belki de…

  2. sikerim sizin boktan sanal dunyanizi…
    küçük sanatkar artığı beyinlerinizle hayatı çözdüğünüzü zannediyorsunuz ama
    hayat edebiyattan öte birşey
    hayat gerçek, hayat boktan, hayat böyle…
    büyümek mi?
    siz emeklerken ben son nefesimi veriyordum…

  3. Başka yazılarda da varsın da nedense buna sardın bi tek. Neyse…
    Hayat edebiyattan öte bir şey öyle mi? Sen edebiyat nereden besleniyor sanıyorsun ki? Yaşamasa insanlar yazacak bir şey mi olur?
    Küçük sanatkar artığı beyinler diyorsun… Yaşamın içindeki sanatı görebilmek mühim bir şey, yoksa senin gibi düz, kuru, duygusuz yaşamlar bekliyor herkesi. Esas edebiyat yaşamdan öte bi şey. Eğer ki bir şeyleri hissederek, değer bilerek yaşayacaksan azıcık da olsa sanatkar artığı beyin gerekiyor. Zira o beyindir şu boktan hikayedeki güzelliği görebilen, o beyindir küçük, gıcık, korkak bir çocuktaki potansiyeli görebilen.
    Sana da tavsiye ederim.
    Ve evet, büyü biraz. Hayat boktan, hayat böyle olsa da hislerine ve yaşadıklarına sahip çıkmayı öğren. Belki o kadar boktan olmak zorunda olmadığını keşfedersin.
    Seninle aramızdaki fark şu, sanat kalpten geliyor. Sen kalbini dinlemeyi bilmiyorsun.

  4. hadi ben çok içmişim… hatta takılmışım bazı şeylere…yukarıdaki yazıya da değil sinirim ayrıca ama, neyse…
    de
    size nooluyor anlamadım?
    yazılan şeyler illa yaşanan şeyler midir?
    sanatkar artığı beyinler mi hayatın ve yaşananların değerini biliyor?
    kendi korkaklığını başkasına yıkmak mıdır büyümek?
    bazı şeyleri söylemek ya da göstermek gerekmez karşındakine, değerli olan bunu yapmasan bile karşındakinin anlayabilmesidir… değerli olan bazen de hislerini saklayabilmektir…aşk böyle bir şeydir…
    Büyümek, cesaret göstermek, bunu anlayabilmek/yapabilmektir.
    x
    ben kalbimi dinliyorum dinlemesine ama her geçen gün kötü şeyler söylüyor kalbim bana, problem de bu zannediyorum…

  5. yazıya koptum valla nerede satılıyomuş öğrenelimde alıp takalım birde kolumuzu oraya buraya savuralım çabuk zedelenip kopsun şayet gelecekse o aşk :)

  6. sayın gıcık, size noluyor derken ne demek istediğinizi anlayamadım zira “sanatçı artığı küçük beyinler” diyerek saldırdığınız yazı bana ait. dolayısıyla bana olan bu. sinirinizin neye olduğunu da aktarmadığınız müddetçe bilmem mümkün değil takdir edersiniz ki.

    yazılan şeyler illa yaşanan şeyler değildir ama okuyanın farketmediği miniminicik metaforlarda da olsa yaşam gizlidir. edebiyat böyle bir şeydir, gazını hayattan alır. Ve evet, azıcık da olsa kötü görünen şeylerin içindeki güzelliği görebilenler, bir şeylerin değerini anlayacak derinliğe sahip olanlar biliyor yaşamın da değerini. O yüzden de evet, biraz da olsa sanatkarlık gerekiyor hayatta tutku arıyorsa insan.

    Büyümek / cesaret göstermek, hislerinin, söylediklerinin, hatalarının ve doğrularının arkasında durabilmeyi, yaşadıklarının sorumluluğunu alabilmeyi gerektirir. Sanki hiçbir bok yaşanmamış oyunları oynamanın adına ise çocuk oyunu denir, cesaret değil.

    siz her şey hakkında aşk böyle, hayat böyle diye nutuklar atmayı biliyorsunuz da durup,acaba “böyle” olmasına kendiniz mi sebep oldunuz, hiç sorguluyor musunuz merak ediyorum. Mütemadiyen kendinizi kandırıyor gibisiniz. Oysa bakın, ben uyandım. Siz ne zaman uyanacaksınız?

    Aşk ne biliyor musunuz sayın gıcık? Aşk, o diş macununu alıp gelmek. Bu kadar basit aslında.

    Kalbinizin ne söylediğine gelince, hiçbir fikrim yok, kötü şeyler söylüyor derken ne ima ettiğinizi de anlamadım. Sizi tanıdığımı düşünmüyorum, bir kalbiniz var mı ondan da emin değilim.

    not: tarih84, ortaköyde satılıyor o bilezikler renk renk ama hiçbir işe yaramıyor, boşuna almayın bence.

  7. bu olay açık oturuma dönüştü, pek de iyi olmadı.
    aslında son cümleniz bütüüün olayı özetlemiş, beni tanımıyorsunuz, kalbim de yok aslında…
    kalın sağlıcakla…

  8. Acik oturuma donusen bi sey yok, aman korkmayin.
    Cok panik yaptiniz madem biraz revize edeyim ustteki yorumumu (edit: ettim bile).
    Ama iste gelip insanlara saldirip cevap alinca “aman aciga cikti” panikleri komik oluyor ya da aslinda belki de, tam da sizin tarziniz oluyor. Niye sasiriyosam.

  9. siz iyiden iyiye paranoyaya sardınız…
    açık oturuma dönüştü demem, soru-cevap, soru-cevap şeklinde ilerlemesiydi…
    x
    evet tam benim tarzım oluyor hakkaten, niye şaşırıyorsunuz?
    beni tanımıyorsunuz, kalbim de yok dedim, daha ne diyim?
    x
    evet korktum, kaçtım, büyümem lazım, hayat aslında böyle değil, hayat boktan değil, her insan kararını kendisi vermeli…
    oldu mu?

  10. sevimli kinayeleriniz ayrı bir hoşluk kattı olaya. “Kötüyüm ben, kötüyüm” filmini ben daha önce görmüştüm gerçi, yine oraya bağlayacağız herhalde. Harika, en sevdiğim tribiniz.

    Merak ediyorum, herkesle böyle misiniz siz? Yoksa bi ben mi görüyorum bu sevgi dolu yüzünüzü? Zannederim gerçek bir sorumluluk hissettiğiniz insanlara karşı daha düşünceli oluyorsunuzdur, daha zor siktir ediyorsunuzdur mesela. Bana gelince sizin nazarınızda disposable bir insan olduğumdan, kasımpaşa durumları var tabii.

    Neyse.

    Evet her insan kendi kararlarından sorumlu. Hayat böyle diyip işin içinden çıkmak kolaycılık oluyor. Başka türlü davranmak elinizdeyken böyle davranmayı seçiyorsanız, sizin bileceğiniz iş. Böyle olmayan bir hayat şansı vardı elinizde, çöpe attınız.

    Oldu mu? Hayır olmadı. İnandırıcı değil soktuğunuz laflar.

  11. Her neyse sayın gıcık, bu konuyu daha fazla uzatmayacağım ben. içinizi ferah tutun. zaten bu kadar bile uzatmamam gerekirdi ama işte benim de sinirlendiğim hususlar var, damarlara basılınca tutamıyorum kendimi demek ki. her neyse, nasıl derler, my bad…

    siz bildiğiniz, güvendiğiniz, tercih ettiğiniz “böyle” olan yolda devam ediniz. başarılarınızın devamını dilerim. sağlıcakla…

  12. yazı nafile bilezik hikayesiyle başlayıp farklı eksene kaydırılmış yorum silsileriyle devam etmiş.
    gıcık da gıcıkmış oynasa da yazdıklarında. insan dans edeceği insanı bilmeli hele de kadın ise..

  13. Geri bildirim: Atış poligonu « Tamamen Atıyorum

  14. babamarta.. o bileziklerin adı..
    ortodoksların inanışı..
    ilkbaharda dualarla takılıyor kırmızı bez üzerinde süsler boncuklar ne istersen..

    daha öncesi.. şamanik..
    maksat istenene odaklanma..

    sikrıttan önce.. in!ikas..
    iste inan gerçekleşsin..

    eh ne zaman sorusundan kurtulmak için..
    bez kopunca de gitsin =)

    yazıyı çok beğendim..
    hem dilini hem kurguyu..

    yorumlar da ilginç.. =)

    sevgiyle..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s