Veda etme sanatı…

Vedaları oldum olası sevdim. Yani sevdim demeyeyim, ne de olsa veda konsept olarak hoş bi şey değil, ama veda edilmesi gerekiyorsa vedayı etmeyi hep tercih ettim. Hani bazıları der ya, “ben vedalardan hoşlanmam” diye. Hayır efendim, ben hoşlanırım. Tren istasyonda gözden kaybolana kadar koşup, el sallayacak kadar vedaperver bi insanım.

Yani tamamen atıyorum, annem ve babam 2 günlüğüne dahi olsa bir yere gidiyorlarsa, gitmeden son bi görseydim tribine girerim. Mutlaka gitmelerinden önceki akşam, ayarlar, 5 dakika da olsa görürüm. Ya da ne bileyim, yine tamamen atıyorum eve misafir gelse kalmaya, sabah gitmeden uyandır derim ki güle güle ritüelimi gerçekleştirebileyim.

Manyaklık işte, naparsın. Herkesin var bi hastalığı…

Yaşadığım, sonra terk ettiğim şehirlere de veda ederim. Sevdiğim manzarasına son bir kez bakarım, sokaklarında yürürüm, sevdiğim restoranında son bir yemek yerim…

Aynı şeyi taşındığım evlere de yaparım mesela. Odalarını dolaşıp, son bir kez oralarda yaşadıklarımı gözden geçiririm. Bazen oluyor hatta, özellikle çok sevdiğim bir ev ise, kendisiyle konuştuğum, açık ve seçik olarak “görüşürüz” dediğim…

Otel odalarına, kiraladığımız arabalara, atmak zorunda olduğum kıyafetlere, ayrıldığım iş yerlerine, turist olarak gittiğim memleketlere… Hepsine ama hepsine hak ettikleri ölçüde veda etmeyi severim.

Dedim ya, manyaklık işte….

Vedamı edemediğim zaman da böyle içimde bir dert olur. Tüh ya gitmeden güle güle diyemedik, tüh ya son bir kez şurda yürüyemedim bilmem ne… İnsan kendi kendini yemek için yer arayınca, bahane çok tabii. Ama işte sanırım aslında yaşadığın şeylere veda ederken, yaşadığın şeye duyduğun sevgiyi gösteren bir tür anma ritüeline dönüşüyor bu benim için. Sizinle iyi-kötü bi şeyler yaşadık, sizi sevdim ve sizi bir daha göremeyeceksem de, layığıyla veda etmek isterim gibi…. Bir tür “iyi hatırlayayım, son hatıram doğru düzgün olsun” ayini, bir tür “son bir özet…”

Vedalar dramatik şeyler tabii, çok duygu yüklü oluyor. Bu yüzden herhalde çoğu insan kaçıyor vedalardan ama nokta koyabilmek iyidir. Bakın, tamamen atıyorum, bu cümleleri noktalamasam ben, bitti mi bitmedi mi bilebilir miydiniz? Yaaaa işte nokta iyi bir şey, sağlıklı bir şey, güzel bir şey ve hepsinden en önemlisi, cümleyim diyen bir cümlenin hak ettiği bir şey.

Nasıl diyor gavurlar? Closure. Evet.

İşin tuhaf yanı, veda sahnesini yaşarken etmiyorsun o vedayı. O sadece bir yardımcı. Vedayı, kendine kendine kaldığında ediyorsun aslında. Yani birileri seni terk ediyor diyelim, biliyorsun, son kez yürüyüp gidecek ve bir daha hiçbir şey aynı olmayacak. Son kez sarılıyorsun filan… Ama işte o an değil vedanın zamanı. O kişi, o kapıdan çıkıp gidiyor. Zaman geçiyor. Özlüyorsun. Geri gelir, geri dönerim düşünceleriyle boğuşuyorsun. Zaman geçiyor. Sonra bir sabah kalktığında tamam diyorsun. Hah işte o gün senin geriye dönüp bakmadan, bir şeylerden vazgeçmeyi kabullendiğin an. Her veda bir vazgeçiş ya aslında… Öyle bi şey işte. Komik di mi, sana veda edildiğinde değil, sen hazır olduğunda vedalaşıyorsun aslında hep.

Yine de işte önemli bir şey, doğru düzgün vedalaşmak çünkü bakın mesela, insan ilk cümleyi ve son cümleyi okuduğunda paragrafı anlayabiliyor. Yani demem odur ki, geriye dönüp baktığında, aklında kalan, aradaki bulanık sulardan çok, o ilk an ve son an oluyor. O yüzden bunlara hak ettikleri değeri vermekte fayda var. Kötü sonla biten film kötü olmak zorunda değildir ama boktan bir sonla biten hiçbir film iyi olamaz. Hah işte o hesap.

Belki de o yüzden seviyorum veda sahnelerini. Zamana dayanan tek şey, yaşadıklarından kalan o tortu çünkü.

Aha gene melankoliye bağladım. İnsan ne oldum ben dememeli, ne olacağım demeli işte. Nerde eski komik ben, nerde bu? Peeeeh. Bu hallere düşürenler utansın, ne diyek.

Neyse efendim, bu yazıyla sizlere bugünlük veda etmeden önce, sözlerimi Fransızlardan bir özdeyiş ile bitireceğim: “Tout est bien qui finit bien”

3 thoughts on “Veda etme sanatı…

  1. vedalara ben de çok önem veririm..2 gün sonra -umarım temelli olarak- istanbula yerleşmiş olacağım..bütün haftam farklı arkadaş gruplarıyla buluşup vedalaşmakla geçti..aynı şekilde vakit geçirdiğim bir yerden ayrılırken de döner bakarım..aklıma kazırım her yeri, unutmamak için..acaba psikolojide bunun bir adı var mı? :)

  2. Kısım, ben özledim seni, nerdesin. bak buralarda ağaçlar çicek açtı, sarı kız doğurdu…. yolun düşdüğünde hele bi uğra. yazını çok beğendim. evet vedalaşmak iyidir coğu zaman. öptüm.

  3. Bende olmadık şeylerle vedalaşırken buluyorum kendimi.İçimde bunu neden yaptığımın bir açıklaması olmasada,kendi kendime hayret etsemde ki sizin yazınızı okuduktan sonra daha az hayretle karşılayacağım bu durumumu yalnız değilmişim bu konuda:) “Şu evden bir taşınsam kurtulsam burdan dediğim evin odalarıyla içim acıya acıya vedalaştığım da çok şaşırmıştım kendime. Vedalaşamadan kaybettiğim, canımı acıtan son kez keşke son kez.. dediklerimdir belkide beni olmadık şeylerle vedalaştıran.
    Ayrıca yazınızı çok begendim. Yüreğinize sağlık..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s