İnsanın evi gibisi yok…

Hayatımda canımın ciğeri, kalbimin sultanı 2 tane kadın var. Kan bağım olmayan, arkadaşım sıfatıyla belki de 20 yıl önce hayatıma girmiş, o günden beri çıkmamış, hiçbir zaman da çıkmayacaklarını bildiğim, beraber büyüdüğüm, büyüdüğümüz, 2 kadın. Olmayan kardeşimin yokluğunu bana hissettirmeyen 2 kadın. Ve ahan da bu yazı, benim o 2 kadına, hayattaki en iyi 2 arkadaşıma methiyemdir, güzellememdir, mektubumdur. O kadar kişisel konular ilgimi çekmiyor derseniz, yol yakınken okumayı bırakabilirsiniz.

Yani şimdi ben size bu 2 insana hissettiklerimi nasıl anlatayım… Hani tamamen atıyorum hayatta bir şeyi çok istersin ve olunca çok sevinirsin ya… İşte dostum demenin bile az kalacağı bu 2 kadın için sanki kendime ister gibi istiyorum bir şeyleri. O kadar içten bir şekilde mutlu olmalarını diliyorum, o kadar içten bir şekilde mutsuz olduklarında içim acıyor. Kendime olmuş gibi. Çünkü bu 2 insan zaten ben gibi bir şey, onlarsız geçen hayatım, onlarla geçenden çok daha az. Ben diyince onlar hep var. Onlarsız ben diye bi şey yok ki.

Yani bakın üzüntüyle değil ama tamamen atıyorum, fazlasıyla duygusallaşmaktan, mutluluktan ağlamayı ben geyik sanırdım. Bir tiyatroda olur çünkü bana o, o da nedendir bilmem de, tiyatroda alkış anlarında bana bir duygu seli, bir coşku hali gelir, hep ağlarım. Genel arızalı halimden kaynaklı bir durum sanırım. Ha işte aynı duyguyu, bi de bu çok sevdiğim 2 kızı gelinlikle görünce yaşadım. “Yareppim ne güzel olmuş, peri kızı gibi olmuş, yareppim şuna bak, hay allam küçücüktün lan, büyüdün de evleniyon mu!” hissi. Lan sanki de kızım evleniyor, sanki de yaşıt değiliz ahahah.

Sonra bunların bebekleri oldu tamam mı bi de yetmezmiş gibi? Hepsi de kız üstelik, yaşasın! Bir sürü kız yeğen geldi bana. Baktıkça bakasım gelen minik minik bi şeyler bunlar. Resmen de dünyanın en güzel, en minik kızları. Baktıkça 20 yıl sonrasını hayal ettiriyolar bana. Bak tamamen atıyorum, sene 2030… Biz tabii ki hala arkadaşız, benim kızlar kuşak çatışmasına girmişler kendi kızlarıyla, tipik anne-kız çatışması yaşıyolar, ben de havalı teyze… Biz evde oturmuş çay içiyoruz, ufaklıklar geliyor, “Deniz teyze ya anneme söyle de izin versin, arkadaşlarımla buluşcam” diyolar filan. Hatta ben teyze de dedirtmiyorum kendime, sadece “Deniz” diyorlar bana, havalı, cool teyzeyim ya ben… Sonra ben kavgalarında anneleriyle aralarında arabulucu oluyorum, “aaa ama genç onlar” filan diyorum, ikna ediyorum annelerini. İyi polis oluyorum. Sonra ne bileyim, tamamen atıyorum onlara kendi gençliğimizi, annelerinin ne güzel kadınlar olduklarını, ne şahane insanlar olduklarını, ne çok eğlendiğimizi, ne çok güldüğümüzü, ne çok ağladığımızı, komikliklerimizi, çapkınlıklıklarımızı, kavgalarımızı, küsmelerimizi, iyi günlerimizi, kötü günlerimizi, bok günlerimizi, bombok günlerimizi anlatıyorum onlara. Hep beraber bir daha gülüyoruz, eğleniyoruz, yeri geliyor üzülüyoruz. Sanki lisedeymişiz gibi yine…

Öyle hayaller işte. Hayal de değil aslında, çünkü hayatta hiçbir şeyi bilmiyorsam da bu 2 kadının 20 sene sonra da orada olacaklarını biliyorum. O yüzden planlar demeliyim. Planlarım böyle. Yani kızlar, bu yazıyı okuyorsanız, haberiniz olsun, buraların iyi polisi benim… :)

Üzülüyorum gerçi bazen… Ben bu kadınları bu kadar canımın parçası olarak görürken, onlarsız bir hayat düşünemezken, onları bu kadar severken neden bu kadar az görüyorum, arıyorum, neden bazen onları ihmal ediyorum diye. Kendime kızıyorum hayatın hayhuyu içinde gerçekten sevdiklerime gereken özeni gösteremediğimde ve hatta onlar kadar sevmediklerime daha çok vakit ayırdığımda. Belki de “onlar zaten biliyor”a yaslıyorum sırtımı. Biliyorlar mıdır? Biliyorlardır bence ama yine de… keşke daha telefonperver bi insan olaydım demiyor değilim zaman zaman.

Uzunca bir zamandır, hayatıma girip de sonradan çıkan insanları umursamamayı öğrendim. Var çünkü 3-5 yıl can ciğer, kuzu sarması olup, sonradan hiç’e dönüştüğümüz çok “arkadaşım” var. Başta takardım, artık her yeni gelene “hee bu ne zaman gider acaba?” diye bakacak bir sinikliğe büründüm. Bu 2 insan hariç. Gitmeyecek dediğim, bu kadar kesin konuştuğum başka hiç kimse yok. Olacağını da sanmam.

Değişimi seven bir insanım aslında, monotonluğa pek gelemiyorum. Ama bazen bir sabit gerekiyor hayatta. Ve ben, gittiğim her yolculuktan, yaşadığım her aşktan, yürümeyen her ilişkiden, küstüğüm her insandan, terkettiğim her şehirden, içimdeki her kalp kırıklığından, her üzüntüden sonra dönebileceğim iki sabitim olduğunu biliyorum. Evim gibi bi şeysiniz lan siz benim. Daha ne diyim?

O yüzdendir ki ben bu kadınları mutsuz görünce, içim acıyor, kalbim kırılıyor. Dünyanın en güzel 2 kadınının, üst üste, üst üste yaşadıkları şanssızlıklar, mutsuzluklar yüreğimi burkuyor. O yüzdendir ki, ne istiyorsun deniz hayatta diye sorduklarında, hep sizin ikinizin mutluluğunu diliyorum ben artık. Nolur diyorum, nolur, artık yeter. Ve gerçekten de yeter. Hah işte o yüzdendir ki şu hayatta pozitif enerji diye bir şey varsa, kendime hiç kullanmayı beceremediğim o pozitif enerjiyi, tamamen ikinize yöneltiyorum artık. Sizi pozitif enerji bombardımanına tutuyorum artık. Ve belki bu sene değil, belki seneye de değil ama çok uzak bir zamanda hiç değil, başaracağım. Siz mutlu olacaksınız ulan, yüzünüz gülecek! Ahan da bunu da buraya yazıyorum. Mutlu olacaksınız, biriniz dans edecek, öbürünüz non-stop geyik yapacak. Bu böyle olacak. Çünkü yeter. Eğer adalet diye bir şey varsa, şanssızlıklar yakanızı bırakmak zorunda. Bırakacak. Bitti artık. Şansı, iyi şeyleri, güzel günleri hep beraber çağırmak zorundayız artık, bunu anladım ben.

Kötü anlarımın, en diplerimin fantazisi ne biliyor musunuz? Tamamen atıyorum da ben 80 yaşımdayım, 15 kedimle yalnız başıma bir evde oturuyorum, ölüyorum, öldüğüm 5 gün sonra komşular tarafından, apartmana yayılan koku yüzünden farkediliyor, kapıyı kırıyorlar, bir bakıyorlar ki kedilerim açlıktan cesedimi yemiş filan. Evet tabii psikopatım biraz, tamam ya da çok fazla 3. sayfa haberi okuyorum filan, bilemiyorum da şunu biliyorum ki böyle bir şey olmayacak. Çünkü siz varsınız. Ve de bu yüzden ben de size bilmukabele diyorum buradan…

Of yareppim, resmen de duygu seli oldum. Neyse…

Sizi sevmeyenler, sizi mutsuz edenler, sizin değerinizi bilmeyenler… Onlara ne diyeyim? Hani hak ettiklerini bulsunlar diycem ama sizin gibi iki insanı kaybetmek zaten yeterli ceza değil mi? Bırakın anlamayan anlamasın, bilmeyen bilmesin… Bir gün gelecek o kadar bilecek ki birileri, siz bile şaşıracaksınız. Çünkü öyle işte, en iyisini hak ediyorsunuz siz. Başka türlü düşüneni de döverim. Bu da budur. Nokta.

Yani uzun lafın kısası, nasıl diyeyim? “As good as it gets” filminde Melvin dedi ya kıza, o hesap işte…

“I might be the only person on the face of the earth that knows you’re the greatest woman on earth. I might be the only one who appreciates how amazing you are in every single thing that you do, and how you are with Spencer, “Spence,” and in every single thought that you have, and how you say what you mean, and how you almost always mean something that’s all about being straight and good. I think most people miss that about you, and I watch them, wondering how they can watch you bring their food, and clear their tables and never get that they just met the greatest woman alive. And the fact that I get it makes me feel good, about me. “

Öyle işte.

5 thoughts on “İnsanın evi gibisi yok…

  1. 20 yıl sonra (eğer hayattaysam) bebeklerimin (eğer bebeklerim varsa) beni şikayet edebilecekleri deniz teyzeleri (pardon yalnızca deniz) olmanı isterim tatlım.

  2. bugun ise geldim, bi suru…Simdi oglen. Bunu actım, buyuk kayıplardan sonra insan kaybetttiginin degerini anlıyor derler ya, dogruymus hani. ANNEMIN resmini astım yanımdaki panoya, kucagında SADE, daha 1 aylık bile degil. Zor gunler..Tamamen atmak degil benimki, gercekten olmalı diyorum; DEGERINI bilmeli insan kaybettiginde uzulecegini hissettigi seylerin. Belki de kendi degerini de bildirtmeli. Senden de daha telefon sever (SMS degil:) ) olmanı istiyorum. Bi de cok guzelmis bu yazı, beni bilirsin kagıda basılı seyleri daha cok severim. Bana bunu basılı versene. Ben basmak istemedim, senden gelmesini istedim, istedigin sekilde. Yapar mısın? Ben seni cok seviyom. inanc

  3. Geri bildirim: Tamamen Atıyorum

  4. çok güzel yazmışsınız bayıldım..
    yazıdan çok anlatılanlara içindekilere tabi..
    benim niye böyle özenilesi anlatılası dostlarım yok dedim..
    belki var da ben anlamadım daha değerlerini ya da onlar benim değerimi(varsa)
    görüşmek, beraber bişeyler yapmakla sınırlandırıyoruz biraz arkadaşlıkları aslında..
    düşününce benim de uzun zamandır fırsatını bulup görüşemediğim ama ilk görüşmede hayatımda tüm olan biteni anlatıp dilimi dışarda bırakacak uzun konuşmalar yaptığım arkadaşlarım vardı.. belki hala varlar ama şu an uzaklar.. belki varlıklarını hissetmenin artık zor olduğu kadar uzaklar.. belki yeni arkadaşları var benim yerimi doldurdukları..
    bundan korkarım işte.. kıskancım çünkü biraz :P
    günlük gibi yaptım sayfanızı kusura bakmayın..
    saygılarımla..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s