The square peg & the round hole *

Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyoruz, ismi lazım diil de okuyunca anlar kendisi, gelen mesajlardan filan konu açıldı. Hayır yani, sms babında demiyorum tabii ki, o apayrı bir konu olur. Ben böyle tamamen atıyorum, daha bir felsefik, böyle daha bir metafizik, bi böyle ulvimsi mesajlardan bahsediyorum. Yok “oku!” değil. O kadar da ulvileşemiyorum. Demek istediğim hani tamamen atıyorum bir dönüm noktasındasındır da böyle onu mu yapsam, bunu mu yapsam (bkz. Jack-Kate-Sawyer) durumları yaşarsınız da o sırada kainat birlik olup, sana yardımcı olmaya çalışır ya bazen… Hani görmezsin sen yaşarken genelde de, retrospektifte anlarsın ya… O hesap. Ve hayır, domatesin içinde yazan arapça yazılardan da bahsetmiyorum.

Aha konuyu dağıttım… Neyse bu arkadaşla bahsediyorduk, şimdi bana anlatıyor evlenme hikayesini… Dinledikçe bana bir haller oluyor, içim daralıyor. En sonunda dayanamadım “yavrum” dedim usulca (ahahaha canım usulca kalıbını kullanmak istedi bi an), ekledim sonra (ahahahah böyle roman yazar gibi yazayım ben bi süre), “sen evlenmeyesin diye her tür işaret gelmiş, daha ne olacagdu?” Takdir edersiniz ki, bu lafı ettiğime göre, hazin bir evlilik hikayesi var ortada. Evren seferberlik ilan etmiş, açık açık “evlenme ulan” diyemese de elinden geleni yapmış resmen. Dinlemek lazım böyle şeyleri. Sonra küstürürsün bak, “ulan” der evren usulca (ahahahah), “sikine salladığı yok beni, ben de ne şeytcem buna mesaj göndercem diye, zati kontürüm yok.” Der yani. Mazallah.

Ha şimdi bakınız ben pek inançlı bir insan sayılmam. Yani daha doğrusu kendime göre inandığım bi şey var da adı ne bilmem. Böyle tamamen atıyorum da anahtar sözcüklerimi verecek olsam, şöyle şeyler olur: Denge, doğal adalet, gün gelir devran döner, besin zinciri, evren, beyin gücü, kader vs. hür irade filan… Hafiften pagan çakması, böyle zenimsi, bi böyle çok huşu içinde, herhangi bir konuda fikir birliğine varabildiği söylenemeyecek, işime geldiği gibi yonttuğum bir olaylarım var tabii benim de. Uydurukizm diyebiliriz yani ahahah. Neyse ama canım çok sıkıldığında, başvuracak bir kaynak istiyorum bazen. İşte o zaman da besin zinciri felsefesine sığınıyorum. Buna göre işte biri beni yerse, biri de onu yer. Basitçe böyle. Reca ediciim yüzeysel demeyiniz, inançlarımla dalga geçmeyiniz. Peki de ben bunu niye anlatıyodum, nereye bağlıcaktım, gene dağıldım…

Haa tamam, şuraya varacaktım ki, besin zinciri felsefesi doğanın döngüsüyle alakalı olduğundan, oradan doğaya bağlıyorum ve doğanın survival of the fittest kanununa göre, daha güçlü olanı, ayakta kalması gerekeni korumak için bir takım içgüdülere hitap edecek sinyaller gönderdiğini düşünüyorum. Bu doğrultuda da yukarıda bahsettiğim arkadaşım, soyunu devam ettirmesi gereken bir insan olduğundan ve o evlilik onun soyuna iyi gelmeyeceğinden, doğa devreye girebiliyor diye düşünüyorum.

Bak mesela tamamen atıyorum ama aşkı filan da böyle yine hormon olsun, içgüdü olsun, salgılar olsun öyle şeylerle açıklıyorum. Bu doğrultuda büyük cinsel çekim hissettiğin insanlarla yapılacak çocukların çok güzel ve sağlıklı olacaklarını düşünüyorum çünkü hani olay birbirine en uzak genlerin birleşmesinin en iyi sonucu vermesi ya, e sen de birine cinsel bi çekim hissediyosan, demek ki vücudun anlıyor ki onun genleriyle seninkiler en şahanesinden kompetibil. Dolayısıyla o kişiyle üremelisin demek ki, yani üresen iyi olur ama üreyemebiliyosun tabii hayatta her önünde gelenle, öyle de bi durum var. Neyse.

Böyle yani benim olayım. Yani tabii şimdi size karşı daha derin dursun diye biraz kılıf uydurdum, yoksa daha yüzeysel ve çok daha geyik (daha geyiği olabilirse tabii) bir bakışım var normalde ama özünde bu minvalde diyebiliriz.

Uzattım gene ama demem odur ki, hayatta sana gelen sinyalleri dinleyeceksin. Çünkü arkasında böyle derin bir felsefe var işte. Yerseniz tabii. Ama eğer ki, tüm evren birlik olmuş, sana “bu yanlış” diyorsa, kaçacaksın. Birbiri ardına sinyaller geliyor, olmayacak şeyler oluyorsa “ben ne şanssızım” demeyeceksin, “ulan ne şanslıyım, beni koruyan koskaca bi evren var arkamda, arkam sağlam” diyeceksin.

Yani bak tamamen atıyorum da, sen takılmışken bir konuya ve gözün bir şeyi görmez iken, olmaz dediğin hoş bir şey oluveriyorsa, bir uyanacaksın bir zahmet ve o mesajı alacaksın arkadaşım. Ya da ne bileyim, sen karar veremiyorken, hiç olmaz dediğin kötü bir şey oluyorsa da o mesajı alacaksın. Kadercilik derseniz, değil. Ama akan su yolunu bulur derler ve su akamıyorken, takılıyorken sürekli, siz bin türlü özveriyle, o suyu zorla debisine oturtmaya çalışıyorsanız, bırakınız oturmasın, kendinize yeni sular seller bulunuz. Zira evet, demek ki “not meant to be.”

Ha şimdi bazen tabii evren “üre” dediğine akabinde “kaç” diyor. Onun da bazen şaşırdığı olmuyor değil tabii, napsın. Ya da belki de şaşırmak demeyelim de şöyle düşünüyor, bu kişiyle genetik olarak mükemmel bir pairing var ama sonrasında sıçar. Ve dataları verip, kararı da sana bırakıyor. İşte o zamanlar da önceliklerini iyi belirleyeceksin, ve bi zahmet aklını, kalbini filan dinleyeceksin. Bana sorarsan öylesi bi durumda asla ve asla hormonlarını dinlemeyeceksin. Çünkü hormon dediğiniz şeye güvenilmez, ben size söyliim. Hormon bugün var, yarın PMS olursun, dağılır gider. Çikolata yersin kıçını yayar. Onun için o pek tekin bi şey diil. Benden söylemesi.

Nereye varacak bu yazı derseniz, şuraya varacak: Bir iki üç değil beş on… Ben mesajı aldım artık, tenk yu.

* Bkz. şurası.

4 thoughts on “The square peg & the round hole *

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s