60, 90, 120…

Karışık kasetleri özlüyorum biliyor musun?

İnsanın kendini ifade edemediği anlarda, tek yapman gerekenin seni senden daha iyi anlatacak o şarkıları bulmak olduğu o zamanları… Tamamen atıyorum da birine karışık kaset yapmanın, “sana karşı boş değilim, hiç boş değilim” demek olduğu o zamanları yani…

Üzerine o minik etiketleri, A’sına, B’sine dikkat ederek yapıştırdığın, hatta üşenmeyip bir de minik isim verdiğin miksleri, çalkalanmaları, hisleri…

Karışık kasetin sadece senin kasetin olabilmesini.

İki farklı kişiye yaptığın iki kasetin asla birbirinin aynısı olmamasını, olamamasını.

Karışık kasetin sadece O’nun kaseti olabilmesini.

O özel’liği özlüyorum işte.

Kaseti çektikten sonra, bir daha bozulamasın, üzerine kayıt yapılamasın diye tık diye kenarını kırmayı… Gün gelip de vazgeçersen, aynı yeri selobantla yapıştırmayı…

Tek tek, özene bezene şarkı isimlerini yazmayı. Hata yapınca başka bir kasetten kabı çalmayı, sil baştan başlamayı…

Kasedin sonuna yaklaşırken, boşluk kalmasın diye tam oraya uyacak ve bunu yaparken de miksin konseptini bozmayacak uzunlukta bir şarkı aramayı…

Koyduğun şarkıların sözlerini pür dikkat dinlemeyi, dergilerden arayıp bulmayı…

En büyük meselenin 46’lık, 60’lık, 90’lık, 120’lik seçimini doğru yapmak olmasını… Kursakta bırakmayacak ama sıkmayacak doğru uzunluğu seçmeyi…

Doğru uzunluğun yanında bir de doğru konsepti belirlemeyi. Şarkıları hem müzikal bir bütünlük içine oturtmaya, hem de anlatmak istediklerini en güzel şekilde anlatabilecek olanlardan seçmeyi.

Bazen de mesaj kaygılarını bir kenara bırakıp, sadece sevdiğin şarkıları paylaşmayı.

Aklında olan ama arayıp bulamadığın o çok “önemli” şarkıyı radyoda yakalamak için radyonun başında, bir elin REC düğmesinde beklemeyi… DJ şarkıya girerken konuşmasın diye içinden ummayı.

Kasetin kabına bırakılan o küçük notları. Çizimleri. Kalpleri.

Verdiğin kişinin şarkılarını anlayıp anlamayacağını merak etmeyi, “ya beğenmezse” stresini, bu yüzden gerim gerim gerilmeyi.

Ertesi gün gelen “dinledim” sözünü ve akabindeki gülümsemeyi.

Kendin yapmayı olduğun kadar sana karışık kaset yapılmasını. Bir merakla o kasetteki mesajları çözmeyi. Ah bak bu şarkı çalarken beni düşünüyormuş diyebilmeyi. Demek böyle hissediyormuş ha, oha diyebilmeyi. Daha önce anlamı olmayan şarkıların birden anlam kazanmasını.

Sadece O’nu değil, seni anlatan şarkıları duyduğunda, keşke bana karışık bir kaset yapılsa da, bunlar konsa diyebilmeyi.

Bir 60’lık kaset ile hikayeler anlatabilmeyi, kendini anlatabilmeyi, hislerini anlatabilmeyi.

Söyleyemediğin, ifade edemediğin, korktuğun, utandığın, çekindiğin, üzüldüğün, mutlu olduğun her şeyi, tek tek, şarkılarla, sözlerle bir kompozisyon yazar gibi işlemeyi.

O özeni. O Heyecanı. O kusursuz karışımı…

Özlüyorum işte karışık kasetleri.

Uzun zamandır karışık kaset yapmadım, almadım, çevremde görmedim. Ne fena. Oysa karışık kasetten daha romantik bir şey bence gelmedi 80 çocuklarının başına. Geleceğini de sanmıyorum.

CD var şimdi, hiç yoktan iyi tabii. Onunla da atraksiyonlar yapılabilir aslında ama pek yapan da kalmadı galiba. Karışık kasetlerle birlikte bir devir mi öldü nedir?

Bana hiç ulaşmaması gereken, ulaşacağı düşünülmeyen bir karışık CD var elimde şimdi. Dinledim de… Hüzünlendim biraz. Oradan aklıma geldi galiba tüm bunlar.

Tamamen atıyorum, insanlar yalan söylüyor, kendini gizliyor da karışık kasetler en açık, en temiz, en dürüst şeylerdi belki de. Oradan.

3 thoughts on “60, 90, 120…

  1. ”sana karşı hiç boş değilim” diyebilmek için karışık kaset yapışlarım hep bir yerde boğazıma takılmıştır. el yazım hiç güzel değil çünkü. süper şarkıları seçip koyuyorsun, beklediğin etkiyi de yaratıyor belki, sonra kasedin kapağına bakınca hatun…

    Bu arada erkeklerin düştüğü 90 lık kaset yapma hatasına da düşmemek lazım geldiğini erken anlamak önemliydi. hep 46 lık olmalı bu ”hediye” mix kasetler… bir de kendin için satınaldığın iyi kalite kasetler ekonomik de olsun diye 60 lık ve 90 lık oluyor. mix yapacaksın, bir bakıyorsun, evde yok 46 lık. raks’ın adi 46 lıkları da olmaz. bir de onun alışverişi yapılacak. kolay değildi yani eskiden birinden hoşlanmak öyle. şimdi internet neredeyse flat rate. FF bile sana günde 3 kişiye kadar hoşlanma hakkı vermiş. nerde eski hoşlanmalar. postdijital toplum romantizmi öldürdü azizim.

  2. El yazısı çok kötü bir sevgilim vardı, onun bana yaptığı bir karışık kaset duruyor hala, daha önce şurda yazmıştım hatta: https://tamamenatiyorum.com/2009/11/23/pikseller/

    Ama hiç de dediğin gibi olmuyor kapağa bakınca işte… Çünkü yazısı kötü de olsa şirinlik yapmış adam. Daha bile hoş aslında, kargacık burgacık yazıyla şirinlik.

    Ha ama dersen ki ben şirinlik peşinde değilim, bi coolluk, bi havalılık olsun, o ayrı :) O zaman da en iyisi kasete hiçbir şey yazmayanlardı galiba. Kabı boş verenler. Ararsın ararsın, yahu nereye yazdı bu, hiç mi not bırakmadı diye, bu şarkıların isimleri ne filan diye, bulamazsın. Havana da, sana da der, otururursun :)

    46’lıkların tadı damağında kalırdı. Min 60’lık severdim ben. Ah ah, geçmiş günler işte fenasicim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s