Yıkandım, temizim artık bugün

“Courage is resistance to fear, mastery of fear —not absence of fear.”
-Mark Twain

Spoyler uyarısı: Baştan uyarayım, biraz kişisel ve hayli bunalım bir yazı olacak bu. Bugünlerde biraz emo takılıyorum zira. O yüzden ya hiç okumayın, ya da sonra “aman bu ne be” demeyin.

Hiçbir şeyden korkmuyorsan hayatta cesaret gerekmiyor tabii. Tamamen atıyorum da mesela ben farelerden korkmuyorsam, fareyi elime alıp sevmem “aman ne cesur” denebilecek bir şey değil. Ne zaman ki sen korktuğun şeyin üstüne üstüne gidiyorsun, o zaman işte cesur oluyorsun. Sonunda yenilsen de denedim diyebiliyorsan cesursun ama uğraşmadan, çabalamadan bayrağı korkularına teslim edersen de korkak oluyorsun işte. Basitçe böyle.

Güç denilen şey de aslında tamamen bu. yanlış bir algı var hayatta, sanılıyor ki, çok ağlayan insanlar zayıftır filan…. Oysa ağlamak, sızlanmak, bunalımlara girmek değil güçsüzlük; o acıyı da misafir edebilmek yeri gelince, kaçınmamak, ama bunlardan sonra silkinip yara almadan yoluna devam etmek. Hep sıfırdan başlayacak enerjiyi kendinde bulmak, her durumu kendi koşullarıyla değerlendirmek, önceki yaralarının seni sendeletmesine izin vermemek.

Ve ben, bugün nerdeyse yolun yarısı tabir edilen yaşta, dönüp geriye baktığımda evet, göğsümü gere gere söyleyebileceğim bir şey var: Ben güçlüydüm, ben cesurdum.

Neden -dum diyorum, ona sonra geleceğim ama önce biraz korkularımdan bahsetmek istiyorum.

Düşünüyorum da nelerden korkuyorum diye… İlk aklıma gelen, böcekler. İş böceklere gelince cesaret mesaret hak getire… Koskoca kadın, baya elim ayağıma dolanıyor. O korkumun üzerine gitmek gibi bir niyetim de yok, hayatımı etkilemiyor sonuçta. Etkilemedikçe de öyle kenarda, çekmecede durabilir bu, bir fobi olarak, mahsuru yok.

Başka… Bilmem ki.

Bak mesela, tamamen atıyorum hayaletlerden, cinlerden, perilerden korkmam. Bir gece, evdeki tüm elektronik cihazların kendi kendine açıldığı o gece hariç. O geceyi de istisnalar hanesine yazdık işte, öyle bir tuhaf hadiseler silsilesi olarak.

Ölümden korkarım ama… Kendiminkinden değil, sevdiklerimin ölümünden. Hayatımın gerçeklerinden biri sanırım bu korku, belki de tanımadığım numaraları açmayışımın sebebi budur. Kötü haberse almayayım diye. Ölüm korkumla nasıl yüzleşiyorum, ondan emin değilim, bilmiyorum. O da hayatı birebirde etkileyen bir şey değil gerçi, herkesin var varoluşsal sıkıntıları, bir şekilde hayatın gerçeği ölüm de, ne yapacaksın.

Yalnızlıktan korkmam sonra. Yalnız bir çocuktum ben. Annem ve babam hep çok çalıştı, ben de hep tek çocuktum. O yüzden yalnızdım. Hep anlattığım, bugün dahi özlediğim bir hayali arkadaşım vardı bak. Sonra o gitti, ben büyüdüm. Yalnız bir çocuktum, hala öyleyim.

Suçluluk duygusundan korkarım. O yüzden suçluluk hissetmemeye çalışarak yaşarım, kendimi kötü hissettirecek şeyleri yapmaktan kaçınarak. Haksızlığa uğramaktan da, haksızlık yapmaktan da korkarım sonra. Nazardan, kötü enerjiden korkarım. Hayalkırıklığından korkarım. Eskiden asansörden korkardım, artık korkmuyorum.

Can acısından korkmam. Kalp acısından korkarım.

Sıfırdan başlamaktan korkmam. Sıfırlanmaktan korkarım.

Aşktan korkmam. Umursamazlıktan korkarım.

Özlemekten korkmam. Özlememekten korkarım.

Güvenmekten korkmam. Güvenimin boşa çıkmasından korkarım.

Acaba’dan korkmam. Keşke’den korkarım.

Var yani korktuğum şeyler benim de herkes gibi. Ama sonuçta dedim ya, geriye dönüp bakıyorum da, korkularımın beni ele geçirmesine izin vermedim pek. Savaştım onlarla yeri gelince. Susun be, dedim çok siksik yaptıklarında. Hani sonunda da, tamamen atıyorum, diyor ya Mahsun, yıkılmadım ayaktayım diye, o hesap. Yıkılmadım, hep ayağa kalktım, üstümdeki tozları temizledim, yürümeye devam ettim. Ha tabii kendime dair bazı korkularımda, bilinç altı meselelerde yenilmişimdir zaman zaman ama en azından bilinç üstünü temiz tuttum hep korkulardan.

Bu anlamda, evet güçlü bir insan oldum diyebilirim, genelde. Kimsenin benim insanlara bakışımı değiştirmesine izin vermedim, yaşadıklarımın benim vereceğim ya da vermeyeceğim güveni etkilemesine olanak tanımadım. Herkes başka, her durum başka dedim, yürüdüm gittim.

22 yıllık kankamdan, canım ciğerimden kazık yedim, olur öyle dedim, yeni dostlar edindim. Bin türlü sevgiliden, bin türlü şekilde ayrıldım, aldatıldım, kandırıldım, kavga ettim, hayat dedim. Köpeğim öldü, kedi aldım. Kedim öldü, yenisini alamadım, olsun dedim. Düzenden sıkıldım, yeniden kurdum. Sonra sıkıldım, yeniden düzenime döndüm. Köpek gibi aşık oldum, köpeğe döndüm, geçti bitti, önümüzdeki maçlara baktık. Boşverdim hep geçmişin acılarını, her seferinde yeniden kurdum kendimi, her seferinde düştüm, ama kalktım ve yürüdüm gittim.

Cesurdum ben işte. Güçlüydüm. Güzeldim.

Di’li geçmiş.

Neden -di’li geçmiş? Çünkü bugün, artık her seferinde şarj olup, yeniden başlamanın, döktüğün tüm o gözyaşlarının, kalbindeki sızıların sonunda yeniden gülümseyebilmenin, yeniden güvenebilmenin, yeniden sevebilmenin, yeniden şans tanımanın, yeniden başlamanın koskoca bir salaklık olduğunu hazin bir şekilde görüyorum.

Tabula Rasa var ya, koca bir yalan. İnsanların boş, beyaz bir sayfa olarak doğması hikaye, insanlar bencil, şımarık ve nankör şeyler. Sadece bazıları, bunları köreltip daha iyi olabiliyor işte. Hani “iyi insan” deriz ya, diyecek bir şey bulamadığımızda, sıkıcı ama iyi kalpli’yi kast ederiz, kadınlar kötü adamları sever filan deriz. Oysa ben şimdi o “iyi insan”ların ne kadar az olduğunu fark ediyorum. Arıza olsun, zor olsun ama “iyi” olsun. Çok zor. Sanırım hayatta artık karşımdakinde en çok aradığım ve pek bulamadığım özellik “iyilik.” O nedenlerdir ki, artık karşımdaki “iyi” olduğuna beni inandırana kadar iyidir diye varsaymak yok. Güvenmek yok. Korkular ele geçiriyor eninde sonunda insanı demek ki.

Nihayet o noktaya geldim işte ben de. Hep görmezden geldiğim, her seferinde bir yara bandı takıp umursamadığım o yaralar, meğer kangren olmuş, haberim yok. İşte bugün kangreni kesip atmak zorundayım. Ve o kangrenle birlikte, benim bir parçam, benim en güzel parçam gidiyor aslında.

İnsanlara güvenen parçam. Saf parçam. Temiz parçam. Güçlü parçam.

Gitsin, güle güle. Güzel kalıcaz diye yalnız kaldık şu hayatta mınakoyyim. Pardon.

Bugün kendimi uzun zamandır hissetmediğim kadar kırgın hissettiğim bugün, çok acaip bir şekilde, kendimi en çok sevdiğim gün. Ne güzelmişim dediğim gün. Ama acıdır ki, ne güzel olduğumu görmediğiniz için allah belanızı versin dediğim de gün.

O yüzden bundan sonra böyle. Yaralı insan olmak kolay, o yaraların arasına sığınıp bencilliği, sığlığı, ego savaşlarını, kötü niyeti, haseti, menfaatçiliği, ikiyüzlülüğü, yenilmişliği, korkaklığı, ucuzluğu saklamak ne kolay. Ben niye zor yolu seçeyim?

Boşversenize.

5 thoughts on “Yıkandım, temizim artık bugün

  1. Sadece şöyle düşün;
    Sen bazı insanlara bi şans verdin bu hayatta
    Ama onlar bunun kıymetini bilemediler
    Varsın bilmesinler
    Deniz yine aynı deniz
    Bütün ihtişamıyla, bütün güzelliğiyle, tüm temizliği ve duruluğuyla, maviliğiyle, sonsuzluğuyla, tüm sürprizleriyle Deniz yine aynı Deniz
    Ama bazıları korkar denizden
    Derinlerinde kulaç atmaya cesaretleri,
    Kıyısında dinlenecek, demlenecek, huzur bulacak çapları yoktur
    Hal böyle olunca da
    Deniz’e sırtlarını çevirir
    Leş gibi havuzların sığ sularına mahkum ederler kendilerini
    E bi nevi kendi cezalarını kendileri keserler yani:)

  2. bu şans verme işleri karşılıklıdır. yani ben şans veriyorsam birine bu aynı zamanda benim de şansımdır bu. ve şans her zaman yaver gitmez. iki taraf için de.

  3. bi de eklemeden geçemeyeceğim, çok içinden bakıyorsun olaylara. :) olsun ama güzel yazılar çıkıyor ortaya.

  4. Yazınız bana yakın zamanda tesadüfen evimize gelmiş bir kitaptaki soruyu hatırlattı. “Korkmasaydın ne yapardın?” Cevaplarımı vermekten korkuyorum ki siz vermişsiniz, bravo.. Siz korkmamışsınız da…

  5. yazını bastan sona okuyan aman bu ne demez…
    tebrik ederim,yazın icin degil uğraşların icin,guzel seyler yapmıssın Deniz.
    Yazına gelince tebrik edecek veya tenkit edecek bir durum yok,hayat senin hayatın,rotanı cizmissin.
    Bize saygı duymak düşer..
    Hee nacizane okur olarak ta yorum yapmamıza müsaade ettiğine gore..
    Bence sen O nu unutamamıssın..bir daha öyle köpek gibi asık olamadıgın icindir esas huzursuzlugun..cunku sonraki denemelerinde ister istemez karsılastırdıgında O na duydugun sevgi,O na olan askın digerlerine oranla kat kat fazlaydı.O ndan sonra insanlar sana bencil,sımarık ve nankor geldi…iyi degildi insanlar…
    Ask kırıntılarıyla doymaktansa tek basına ac kalmak daha iyidir,yalnızlık kotu birsey degil…
    Çunku O bir defa geliyor karsına…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s