Puerto Rico, mi amor…

 

Ben Porto Riko‘ya gideli en az 7 sene filan oluyor sanırım. O zaman bloglar da pek yaygın değildi, dijital fotoğraf makinesi de. Neyse ki scanner varmış da kalitesi kötü de olsa fotoğrafları scan etmişim üşenmeyip. 9 rulo film harcamıştık galiba, baya mesai ama değer mi, değer.

Porto Riko şu hayatta en sevdiğim memleketlerden biri oldu. Hani ilk görüşte aşk derler ya, öyle biraz. Adımımı attım ve içim gitti memlekete. Öyle sevdim. Birden. Görür görmez.

Zaten vardığımızda akşam vaktiydi, arabayla San Juan’a girdiğimizde, güneş batarken, kale duvarlarına vuran sert dalgalar filan… Öyle bir dramatik görüntü ki… insan nasıl aşık olmasın!

Tüm aşık olduğum ülkelerde olduğu üzere Porto Riko da inanılmaz güzelliklerinin yanında çer çöp, çirkinlik, çarpık yapılaşma, fakirlik barındıran bir memleket. Türkiye’ye benzettim aslında garip bir şekilde. Öyle inanılmaz, insanı sarsan bir doğa, sonra o yemyeşil manzaranın içinde pörtleyen cırtlak pembe bir ev.

Olsun ama. Yemeğiyle, havasıyla, suyuyla, insanıyla öyle güzel bir yer ki Porto Riko. İnsan üzülüyor Amerika geldi ve “burası benim” dercesine kullanıyor diye. O kadar Amerika değil ki orası…

Çok sene oldu. Hatıralarım o kadar net değil ama yine de Porto Riko’yu anlat anlat bitiremem. Küçücük bir memleket aslında, adacık. Araba kiraladık biz ve dört yanını gezdik. Üstelik bunu yaparken her yere günübirlik gittik, gezdiğimiz yerlerde kalmak yerine hep San Juan’a geri döndük. Bir ucundan bir ucu 3 saat zaten. Dolayısıyla kuzeydeki San Juan ve Arecibo’dan, güneydeki Ponce’ye, en batı ucu Rincon’dan, doğu ucu Fajardo’ya, adası Culebra’ya, orta bölgedeki El Yunque yağmur ormanlarına pek çok yerini görme imkanım oldu. İyi ki de oldu.

San Juan apayrı bir post’u hak ediyor, o yüzden bu yazıyı genel tutup, detaylara ilgili postlarda gireceğim. Başkent, bildiğiniz üzere San Juan. Karayiplerin göbeğindeyiz. Cuba, Haiti, Jamaica ve Dominik Cumhuriyeti dibimizde. Bu da benzer bir Karayip ülkesi işte, tropik bi iklim, ara ara yağan çılgın ama kısa ömürlü yağmurlar, 25-30 dereceler arası gezen hava, tatlı bir deniz… havanın bir dezavantajı şu, çok aşırı sıcak değil, siz de çılgınca yanmam sanabiliyorsunuz ama öğleden sonra 20 dakika plajda kalan bendeniz, bundan sonra 3 gün güneşe çıkamadım. Zira, ekvator bölgesinde olduğundan güneş ışınları çok dik iniyor ve sıcaklık manyakça olmasa da adamı kavuruyor. Bunu atlamamakta fayda varmış. Bunun dışında, iklim müsait olduğundan her türe müsait bir bitki örtüsü. Yağmur ormanlarından kaktüslere uzanan bir yelpaze. Palmiye palmiye palmiye… Zaten hep söylerim, kendiliğinden palmiye yetişen yerleri severim ben. Sokak ağacı palmiye olan yani.

Sonra… Muhteşem ama muhteşem Karayip mutfağı! Oh yarappim. Hayatımda yediğim en lezzetli şeyleri burada yedim sanırım. Güney Amerika, Kreol, Fransız, İspanyol karışımı, tatlılı acılı, tropik meyveli bi mutfak. Fast foodu da, sokak satıcıları da, restoranlarda yedikleriniz de, meyveleri, sebzeleri de öyle böyle değil. Karidesler, balıklar, etler… Ayh. Ağzımın suyu aktı vallahi. Ayrıca Mojito Cuba’nınsa, Pina Colada’nın da çıkış yeri burası.

Porto Riko, Amerika’dan domestik uçuşla gidilen bir yer, iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde bağımlı derler ya, ondan işte. ABD vizesi varsa, başka vizeye gerek yok yani. Bu nedenle, Amerikalı üniversite öğrencilerinin, spring break için tercih ettikleri bir ülke. Yani nedir? Bol bol içelim sıçalım genci. Ha ama bunların yerleri bellidir, dolayısıyla o ortamlardan kaçmanız mümkün… ki zaten kaçın çünkü gerçek Porto Riko o 5 yıldızlı otellerin sıra sıra dizildiği yer değil pek.

Hayat çok rahat, havadan herhalde. herkesin yani ABD’ye göç etmeyip, orada kalan yerli halkın keyfi yerinde gibi. Adres sorarsınız, dükkanını bırakır, seninle 15 dakika muhabbet ede ede, adresi gösterir. Yavaş, sakin bir hayat. Karayip tadında, dingin. İnsanlar da keyifli, müzik, dans, rengarenk.

Yollarından çok geçtik Porto Riko’nun dedim ya… yol kasabalarını da bol bol gördüm. Bizimkilere benziyor, biraz onlarda da var o zevksizlik. Tek fark, kasırga nedeniyle binaların kat kat değil, yanlamasına olmaları. Bizim rengarenk gecekonduları düşünün, hah şimdi bir kenarından photoshop’ta tutup çekin, işte öyle. Bir de dikkatimi çeken bir başka nokta, pek çok evin kafes gibi parmaklıklarla çevrili olmasıydı. Sadece pencerelerde değil yani, evi çatıdan yere çevreleyen, hapisane parmaklıkları düşünün, öyle işte. Sonradan öğrendiğimize göre hırsızlık yüzündenmiş. Biraz insanı geren bir görüntü tabii…

Sonuç olarak ama, giden herkes benim kadar aşık olur mu bilmiyorum ama benim için yeri apayrı bir ülke Porto Riko. Karayip bölgesine sevdamı başlatan yer oldu diyebilirim. Küba’yı, Jamaica’yı filan henüz görmedim, ama aklımda. Oraları da çok seveceğimden eminim. Nasıl sevmezsin ki zaten.

7 sene mi, 8 sene mi önce bir 9 gün ve hala, o zamandan beri sayıklıyorum. Tüm kokuları, tatları, görüntüleri taptaze aklımda ama yazıyla anlatması çok zor. Gideyim mi derseniz… mutlaka derim. Porto Riko olmasın, Küba olsun ama mutlaka oralara bi gidin. Öyle böyle değil.

Ah ülen ah…

Gelecek program: San Juan ve dolayları, fotolar…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s