Davuş’a…

Bugün öğrendim, Davut gitmiş. Ben uğurlamaya bile gidemedim.

Söylenecek pek bir şey yok. Aslında bu tip sanal ortamlardan, şu yazıda ismini bile anamadığım, Davut’a yakıştıramadığım konu ile ilgili şeyler yazmayı sevmiyorum ama Davut’u tanıdığım yer buralar, buraların çocuğuyuz biz, onun için güle güle demek için en uygun yer de burası belki de.

Davut tek kelimeyle, “güzel” bi adamdı, dolu dolu, kıpır kıpır. Ben dahil pek çok kişinin hayata küseceği noktalarda, adam motorunu kiralayıp, Türkiye’yi gezdi, dans ede ede ille de hayat dedi, o k’sını duyunca milleti tir tir titreten mendebur hastalığa karşı korkusuzca ayakta durdu. Sonuna kadar hem de.

Hani durum kötüleşiyordu, anlıyorsun gidişattan, hele ki çevrende uzun süreli hastalıklar gördüysen, bazı işaretleri okuyabiliyorsun, oralardan çıkış yok, biliyorsun ama Davut o kadar yaşam enerjisi yüksek bi adamdı ki; hayat yakasını bırakmaz diye de düşünmeden edemiyorsun, umudu kaybedeceğin noktada bile karşındaki Davut olunca “yok canım” diyorsun, diyorum, diyordum, diyorduk.

Olmadı. Ama sadece bu seferlik olmadı. Öyle yüksek enerjiler bi yere kaybolmaz çünkü. Ne de olsa hiçbir şey vardan yok olmuyor hayatta. Bir yerlerde yine dans ediyordur, motosikletiyle geziyordur Davut. Ve farkında olarak ya da olmayarak, pek çoğumuza verdiği dersler, düşündürdüğü şeyler baki… Bu bile o enerjinin yaşaması demek değil mi? 2 ya da 3 kere gördüğüm bir “güzel” adam bana hayata dair, neyin önemli olduğuna dair, pes etmemeye dair ve daha bir sürü başka önemli konuya dair, ne çok şey öğretti, inanılır gibi değil. Ve böyle düşünen tek kişi olmadığımı da biliyorum. Bunu yapabilecek kaç kişi var ki aramızda, hiç tanımadığı insanlara, hayat dersi vermeye çalışmadan hayat dersi vermeyi başarabilecek?

Son günlerinde gidemedim, hastaneler beni ürpertiyor, hele ki böyle durumlarda yüreğim kaldırmıyor. Burada olmadığımdan cenazesine de katılamadım. Özür dileyesim var ama kimden bilmiyorum.

Tanıdığım az sayıda, “güzel” insandan biriydi Davut, zaman zaman küfrettiğim friendfeed’den, internetten inatla kopamama sebeplerinden biri mesela. Öyle adamlar da var çünkü buralarda.

Davut’un hikayesini ilk kez okuduğumda, blogunu tesadüf eseri keşfettiğimde çok etkilenmiştim. Daha tek bir kez konuşmamışken Davut’la, uzun uzun düşündüm onu. Bir rüya gördüm hatta o gece, Davut ve ben oturuyoruz, Davut üzgün, sonradan tanıdığım gerçek Davut gibi değil, çok depresif, çok mutsuz… “Ben gideceğim” diyordu bana. Rüya üzerime çökmüştü, sabah bir ağırlıkla uyandığımı hatırlıyorum.

Sonra bir projesinde destek lazımdı, o vesileyle tanıştım yüz yüze. Ulan dedim kendi kendime, rüyamda yalan söylemiş bu adam bana. Nerde o depresif, zayıf, bezmiş çocuk, nerde bu manyak, bir an yerinde duramayan adam?

Öyle bir sempatim vardı kendisine… Biliyor muydu bilmem, sanırım biliyordu. Karşılıklı sempatimiz vardı birbirimize Davuş’la. Ama işte ben o sempatinin ötesine geçmeye, onun yüzleştiği şeylere çok yaklaşmaya korkuyordum. Belki o yüzden gidemedim hiç o hastaneye. Evet ya, korkuyordum. Ha ama noluyor, trenler kaçıyor, adamlar gidiyor, sen de kimden dileyeceğini bilemediğin bir özürle, manasız bir suçluluk duygusuyla başbaşa kala kalıyorsun.

Neyse ama Davut biliyordu, ne kadar önemli, ne kadar güzel bi adam olduğunu, pek çok kişinin asla ulaşamayacağı bir güce sahip olduğunu. Mucize bekledik, durduk hepimiz ama aslında o mucize yanı başımızdaydı belki de? Hiç tanımadığı insanların hayatına gücüyle, duruşuyla, enerjisiyle dokunabilen Davut adında gencecik bir adamdı işte. Başka ne ki mucize dediğin, Kızıldeniz’i yarmak mı?

Bugün İrlandalı bir arkadaşla konuşuyorduk. Tesadüf işte… cenaze ritüellerine geldi konu. İrlanda’da her cenazeden sonra “wake” adı verilen bir başka tören olduğunu anlattı. Basitçe, sevenlerinin bir araya gelip, o kişiyi anması, gülmesi, ağlaması, şerefine kadah kaldırması, anıları, anektodları paylaşması, içlerindeki tüm duyguları ortaya koyması, sevdiğin kişiyi uykusundan bu şekilde uyandırmak. “Wake…” Böylesi bir tören için, ne güzel bir kelime.

Wake.

Davut’a da öylesi yakışırdı. Zira o boktan hastalık değildi onu tanımlayan, yaşam enerjisiydi, espri anlayışıydı. O yüzden Davuş nasıl biriydi derseniz, size al bunu yayınla diye bana yolladığı bir yazısının linkini vermek isterim, iyi ki zamanında yüklemişiz de sonrasında hep beraber gülüp eğlenebilmişiz. Şimdi de her okuduğumda, güleceğim o yazıya. O boktan hastalığa inat, gidişine inat ve senin yaşam sevgin şerefine, tamamen atıyorum ama mesela internetteki abazalar konulu her yazıda ya da ne bileyim, salsa samba merengue gibi dansları gördüğümde, hatırlayacağım seni ve gülümseyeceğim işte!

Şerefine Davuş!

5 thoughts on “Davuş’a…

  1. “Hiç tanımadığı insanların hayatına gücüyle, duruşuyla, enerjisiyle dokunabilen Davut adında gencecik bir adamdı işte. Başka ne ki mucize dediğin, Kızıldeniz’i yarmak mı?”
    Ellerin dert görmesin ateş saçlı kadın, onu daha güzel anlatan cümle kurulamaz sanırım.
    Ruhu huzur bulsun.
    Teşekkürler, yazdığın ve paylaştığın için.

  2. Geri bildirim: Tweets that mention Davuş’a… « Tamamen Atıyorum -- Topsy.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s