Benden selam söyleyin bütün x’lerime…

Bir kadını elde etmeyi onu yatağa atmakla, o kadının uğrunda döktüğü gözyaşlarıyla ölçen küçük adamlar, bir kadını gerçekten elde etmek ne demek bilemezler. “Bu da bana aşık” adamları, “aha bunu da, bunu da götürdüm” adamları, geç bunların başarı olmadığı gerçeğini kavramayı, kolay elde edilmiş “başarıların” başarı olmadığını bile bilmezler.

Bazen bir kadını elde etmek, onun gözlerini kimsenin parlatamadığı gibi parlatabilmektir oysa. Kimselere gösterilmemiş gizli bir bakış, gizli bir gülümsemedir sadece. Akan gözyaşları değil, akmayan gözyaşlarıdır aslında. Onlar bunu bilmezler ama. Yatakla övünüp dururlar… Bunu, elde etmek sanmaya devam ederler. İşte o noktada Türk filmlerinden can alıcı bir replik gelir insanın aklına:

“Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla.”

Demek bir bildikleri varmış onca melodram içinde.

Zor yolları seçmeyip, onlardan kaçan o adamların dünyaları kendileri kadar, başarıları kadardır sadece. Daha fazlasını aramazlar, istemezler, daha fazlasından kaçarlar hatta çünkü onlar için hayat bir skor hesabıdır yalnızca ve daha fazlası, küçük oyunlardan kazandıkları başarıları riske eden bir şeydir. Zorun kazandıracağı tatmini bilmeyenler, zoru hedefleyemezler de.

Egolarını bunlar üzerinden parlatan adamların egoları kendileri kadar zavallıdır aslında, biliyor musun? Hani tamamen atıyorum, askerde 16 ay kadın görmeyen bir adam, bir kadına dokunur dokunmaz kendinden geçer ya… Ego masturbasyonları da öyledir aslında. Aç egolar, zayıf egolar, zavallı egolar en ufak bir sıvazlamayla ereksiyona geçer işte. Eğitilmiş egolar ise dayanır, o en büyük zevki beklemenin, zevki artıracağını bilir, ufak dokunuşlardan etkilenmez, bunlara ihtiyaç bile duymaz.

Yanılgıdır aslında, “büyük egolar” filan deriz ya, ego savaşları gördüğümüzde. Oysa onlar sadece doymamış, aç gözlü egolardır. Gerçekten büyük egolar, savaşa girmeye gerek bile duymaz, kendinden emindir zira. Yani tenezzül etmeyenlerdir, tevazu gösterebilenlerdir gerçekten doymuş bir benlik duygusuna sahip olanlar aslında.

Dolayısıyla, garip bir şekilde ironik olacak ama başkalarını düşünebilmenin, başkalarının varlığına saygı duymanın yolu aslında ego’dan geçer her zaman. Doymuş, sağlam bir ego yani. Bencil insanlardaki, ego-ismdeki, “doyur beni, doyur beni” diye vızıldanan çocuk değil.

Küçük adamlar için hayat “bu insan benimle olduğu, beni sevdiği için ne şanslıyım” değildir. Küçük adamlar için hayat “böyle bir insan benimle olduysa, ben neymişim be abidir” her zaman. Bunu atlamamak lazım hayatta. O küçük adamların dünyalarına “fazla” bir kadın olmanın sonuçları hep hüsranla doludur zira.

Küçük hesapların, küçük oyunların, küçük çıkarların, küçük dünyaların içinde kocaman bir insan olmamak lazım kimse için zira küçük adamlar ancak kendi zamanında büyür, eğer bir gün büyürlerse. O süreci hızlandıramazsın, mümkün kılamazsın. Gözler açılmaz, mucize olmaz. Tamamen atıyorum, hayatı boyunca köyünden çıkmamış bir adamın dünya seyahatine gidip, gördüğü her farklı, alışılmadık şeye ağzı açık bakakalması gibi olmaz tepkileri küçük egoların. Zira onlar, her zaman kendi küçük dünyalarıyla, köyleriyle kıyaslarlar her şeyi, farklılık onları büyülemez, korkutur. Çünkü onlar seyahat etmeyi de sevmezler… Merak bile etmezler ki başka dünyaları. Etseler dünyaları küçük (ve küçük olduğu için güvenli) kalabilir mi?

Normalde ulaşamayacağını düşündüğü kadınları tavlayabilmenin tatminleri yeter de artar onlara… O kadınların güzelliği, kocamanlığı onları da kocaman yapıyor zanneder onlar. Oysa bir türlü anlayamazlar, o kadınların varlığı her zaman birilerine ego masturbasyonu yapmaya yetmiştir: Hand job, blow job, ego job… Bu küçük adam ya da bir önceki küçük adam… Ne fark eder ki? x işte, istediğin ismi koy x yerine, değişken adı üstünde.

Seçtikleri bu küçük adamlar niyedir peki bu kadınların? Kendi içlerindeki zayıflıklar mı, kendi değerlerini valide ettirme arzusu mu? Büyüklükleri anlaşılsın diye, oran belli olsun diye midir yanlarında taşıdıkları o küçük adamlar? Yokluktan mı, hep “fazla” gelmenin bıkmışlığıyla, bu seferki değerimi bilecek düşüncesi mi? Kendini “daha iyi” hissetme dürtüsü mü? Kimbilir… Ama o kadınlar, bu adamları seçer işte bazen nedense. Ve o adamlar, sanılanın aksine hiçbir zaman değer filan bilmezler, tek dertleri kendi değerleridir onların işte.

Yatıp kalkmakla, sayıyla, skorla övünür küçük adamlar, bir çentik daha atarlar doymak bilmeyen açgözlü hesap defterlerine… O başarıları bir şey sanmaya devam ederler. Bunların koca bir hiç olduğunu dahi kavrayamazlar, ya da kavramamak işlerine gelir. Çünkü herkes gibi, onlar da bilirler karşısındaki o kocaman insanları aslında doyuramayacaklarını, eninde sonunda kaybedeceklerini, yetmeyeceklerini, yetemeyeceklerini. Yatak başarılarını anlatır onlar o yüzden, onlarla övünür. Kime neyi anlattıklarına bakmaksızın, anlatırlar da anlatırlar, şiştikçe şişer o sırada o zavallı egoları. 15 yaşını geçip de hala “takılmakla” övünmenin altındaki zavallılığı görmeksizin.

Ego denen şey öyle bir şeydir ki, birinin yanında kendini daha aşağıda hissedince, hayranlık objesinin canını yakmak istemesine yol açabilir insanın. Anlamsız bir öfkeye filan… Canı acıyınca olduğundan daha “az” bir insana dönüşüyormuş, küçülüyormuş gibi o hayran olunan insan, eşitleniyormuş taraflar gibi bir duygu yaratır. Yanılgı tabii ama psikoloji işte. Bir nevi intikam güdüsü. Aşk ve hayranlık, bazen negatif sanılan duygulardan daha tehlikeli olabiliyor. Doymamış egoları, acımasızlaştırabiliyor iyiden iyiye.

Bak tamamen atıyorum mesela yanındaki kadının dekolteli kıyafetine verdiğin tepki gibi aslında. Bir adam vardır, yanındaki kadına yönelen bakışlardan gurur duyar ve “bu hepinizin baktığı kadın benimle” hazzını yaşar. Diğer adamsa yanındaki kadına yönelen bakışlardan rahatsız olup, “bana ait olanı başkası görmemeli” düşüncesiyle o kadının kıyafetine karışır. Al sana ego in a nutshell. Al sana, gerçekten sağlam ego ile doymamış, ezilen ego arasındaki fark.

Yanında hiçbir zaman olmak istediği, olmaya çalıştığı, kimilerini olduğuna inandırdığı o “büyük” adam gibi hissedemeyeceği bir kadın, yanında hep ezileceği bir kadın istemez, erkekliğini sürekli temize çekmek isteyen küçük egolar. Onlar, denge değil, üstünlük isterler. O yüzden de basit, kadınca taktiklerden beslenir. Kaçan kovalanırlardan, koklatıp da vermemelerden, kıskandırmalardan, bağlılık yerine bağımlılıklardan, dolu dizgin değil de rüşvet olarak kullanılan sevişmelerden, küçük taktiklerden, küçük entrikalarden, küçük hesaplardan….

Ancak o zaman, sahiplenen, “kadın”ına değer veren, “kadın”ını koruyan, kimseyi kırmak istemeyen, insanları üzmemeye çalışan, kimsenin güvenini boşa çıkarmamaya özen gösteren, adam gibi adam olabilir onlar… Dengede, güçlü, eşit, beni koru diye haykırmayan bir kadın, ne yapsa, öyle adamlara kendini erkek gibi hissettiremez. Sadece anlık bir “bakın bana kimi götürdüm” duygusunu verir, o geçince de bir işe yaramaz o kadınların güzelliği, cazibesi, zekası, iyiliği… O yüzdendir kaçan kovalanır’ın, koklatıp da vermemelerin başarılı birer taktik olma sebebi, zira o zavallı başarı hissini asla yaşatmazsın o küçük adama bu taktikler sayesinde. O da hep sana hayran, ağzı açık ayran budalası gibi dolanır peşinde. O sıvazı bir kere attın mı ise olay biter.

Ne acı değil mi, olmak istediğin erkek klişesi için kadın klişesine ihtiyaç duymak? Olduğumuz adam ve olduğumuz kadın’ların o doymak bilmeyen küçük egoları besleyememesi bir türlü? Delikanlı bir adam bulabilmek için delikanlı olmayan bir kadına dönüşmenin gerekliliği?

Peki de sizler bunu çağırırken, sevgili erkekler, sonra ağlamak niyedir kadınların küçük hesapları, taktikleri yüzünden. Ahan da arz, ahan da talep sonuçta. Serbest piyasa işte…

Çok acıklı…

Etrafa oynanan imajlar, bürünülen maskeler, delikanlı adammış gibi davranmalar… Komik değil mi? Küçücük adamlar, küçücük hesaplar ve pek çok kişinin yediği bir takım imajlar, başka küçük kadın ve adamların gözünü boyamak için. Olmaya çalıştığı, etrafı olduğuna inandırdığı o adam olmadığını, asla olamayacağını bilenler, aynada o kendini nasıl görüyorsa, öyle görebilenler yani gözünü boyayamayacağı tüm o insanlar da firesi işte bu işin sadece.

Peki de ben niye şaşırıyorum hala? Ve neye şaşırıyorum? Bu adamlara mı? Bu adamları sevdiğimi zannetmeme mi? Bunca küçük adamı, bunca zaman yanıma yakıştırmış olmama mı? Bu adamlara küçük zaferlerin zavallı hazlarını yaşatacak primi vermişliğime mi? Neye? Hala neye şaşırıyorum? Hala neyi hazmedemiyorum?

Tamamen atıyorum, birine bir hediye aldın diyelim, maaşının yarısına kıyıp, özene bezene… Onu ne kadar önemsediğini anlatacak, çok ince düşünülmüş, çok anlamlı olduğunu sandığın bir hediye. Mutlu olacak, sonsuza kadar değerini bilecek sanıyorsun. O kişi ise paketi açıyor, şöyle bir teşekkür ediyor, ertesi gün gidip uyduruk bir parfümle değiştiriyor hediyeni.

Burada kime kızarsın? hediyenin ardındaki ince düşünceyi anlamayana mı, anlamayacağını bilemediğin için kendine mi ya da anlamayacağını bildiğin halde, ısrarla, belki anlar diye o hediyeyi almış olmana mı? Sen özene bezene uğraşmışken, o kişinin gidip de hiç düşünülmemiş, salak bir parfüme sevinmesini nasıl hazmedersin? Hatayı nerede ararsın? Değerini bilmeyen insanlar için kime kızarsın? O insanlara mı, kendine mi?

Hmm…

9 thoughts on “Benden selam söyleyin bütün x’lerime…

  1. Aman tanrım, ne kadar güzel bir yazı bu. Çok güzel yahu. Söylenecek birşey de kalmamış. Çok beğendim. Biraz gerizekalı bir yorum oldu ama ne yapayım.

  2. sevgili yazar;
    aşırı güzel bu yazdıklarınız. ama bi’ şey sormak zorundayım:
    zeki, güzel, iyi niyetli kızceğizzzler; erkek kısmısının yarattığı sözde “centilmen, zeki, olgun erkek” imajını yemediklerinde, ama ne kadar yazıktır ki sürekli karşılaştıkları bu tipte birine onu tanımazdan önce “görüşelim yarın” lafını etmelerinin neticesinde onunla tanıştıklarında adeta bi’ adet lara gofret’e dönüşmemek için ne yapsınlar?

  3. küçük adamlar yaşı küçük ruhu küçük sevgisi küçük saygısı küçük o kadar küçük ki bir avcunu doldurmayan küçük adamlar… peki biz neden tercih ediyoruz ki bunlar? bu soruyu kendime her sorduğumda hep aynı cevabı veriyorum kendime ‘canım istedi’ peki sırf canı istedi diye birşeyleri yapan insan ne kadar büyük acaba işte bunun cevabını bulduğum gün gerçekten büyük olduğumu anladığım gün olacak

  4. Bu ego masturbasyonu probleminde hep yargilanan erkekler, önceleri ‘kucuk kadinlari’n olmadigini dusunuyordum ben de ama bu insanlarin bir problemiymis. Komplekslerini görmezden gelip, onlari baskasinin sevgisini, vicdanini kullanarak doyurmaya calismak.

  5. Onur, öyle tabii mutlaka. Ego veya kompleks mevzuları bir tek cinsiyete ait değil elbette. Bu yazı kadın gözünden, kadın-erkek ilişkilerine dair yazıldığından biraz erkeklere giydirmiş oldu ama eminim tam tersini yaşayan erkekler de çoktur. Küçük insanlar, küçük dünyalar, küçük egolar, küçük kompleksler… Var maalesef.

  6. gulsun soruna cevap olur mu bilemem ama bence insan kendini nasıl görüyorsa öyledir aslında.sadece canı istedi diye bir yola çıkan biri de büyük olabilir toplumda çok ağır hakaretlere maruz kalınacak davranışları yapan biri de.vericek bir cevabın olduğu müddetçe yaptığın şey seni,senin kişiliğini belirlemez.bu hayata duruşunla ilgili.hayattan ne taleb ettiğinle ilgili.doğru şey yanlış şey büyük şey küçük şey tüm bunlar izafi kavramlardır çünkü.kime göre neye göre yani? :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s