Basiret bağlanması düşman başına!

Akıllı bir insan olmama rağmen, tıp dilinde basiretus bağlanıyoruz adı verilen hastalık yüzünden zaman zaman kendimi ultra salak hallere düşürdüğüm doğrudur efenim. Artık bilmiyorum nezaketten mi, salaklıktan mı kaynaklanıyor da bu basiret bağlanması denen hadise yüzünden başıma bir gün bir işler geleceğinden ciddi şekilde endişe endiyorum hatta.

Genellikle, böyle bir elim kolum bağlandı’cılık, bir aptallaşma, bir düşünememe, bir cevap verememe, bi hayır diyememe gibi semptomlarla kendini en olmaması gereken zamanlarda gösteriyor bu hastalık. Misal, tamamen atıyorum, hazin bir deyt hikayemi anlatayım size, anlayın…

Ameriga’dayım, yaş 20’lerin başları, sene ben diyeyin 1912 siz deyin 1896… Neyse… gitmişim alışveriş merkezine, bi şeyler bakıyorum, müzik seti filan… Orada tıfıl bi çıcık, uzaktan beni kesiyor. Sümsük kelimesine sözlükte bakarsanız, karşısında bu çocuğu görürsünüz, öyle de bi tip. Neyse efenim, çocuk yanıma geliyor, dünyanın en klişe, en ucuz açılış cümlesiyle bir giriş yapıyor. Sizi meşhur birine benzettim, manken misiniz gibilerinden. Yoh diyorum, ne alakası var. İşte bu noktada ismine BB diyeceğim basiret bağlanması da devreye giriyor diyebiliriz zira sana dünyanın en klişe, en bilindik pick up line’i ile gelen bi adama ne açıklama yapıyorsun, yok meşhur değilim de, öğrenciyim de, burda yüksek lisans yapıyorum da bikbik. He de geç, ama yok, ben açıklıyorum, zira o sırada BB transına geçtiğimden beynimin yarısı jöle kıvamında. Neyse bu salak çıcık, beni lafa tutuyor da tutuyor. Sonunda telefonumu istiyor. Artık tabii BB tavan yapmış, kızların en bilindik, en önemli silahı olan uyduruk numara verme taktiğine bile kafam basmıyor, öylece veriveriyorum numarayı.

Bak diyeceksiniz ki, hadi len, beğenmişin işte çıcığı, üçkağıt yapma. Ama yok, vallahi de yok, billahi de yok. Sümsük diyorum size, süm-sük! Anlayın yani. Neyse, bu sümsük beni arıyor da nitekim, önce bir ekiyorum, sonra bir ekiyorum, ama adam ısrarcı, arıyor da arıyor… Nihayetinde basiret bağlanmasının bir yansıması olan hayır diyememe devreye giriyor. Amiyane tabirle “vereyim de kurtulayım” olarak özetleyebileceğiniz bu durumda, hayır tabii ki vermeye niyetlenmiyorum da, bari buluşayım bir kere de bitsin bu işkence diyorum. Ve hayır vallahi billahi adamı beğenmişliğim hiç yok.

Neyse buluşuyoruz biz. Ama zannederim dünyanın en sıkıcı buluşması içerisindeyiz. Bir först deyt ki, tamamen atıyorum ama en kötü deyt karikatürüne 10 basar. Böyle sessizlikler, elektrik tabii ki sıfırın altında, utanmasam esnicem. Zaten herif bana “türkiye’de deveyle mi geziyorsunuz?” filan gibi sorular soruyor. Yok diyorum, kibarım ya ben, hala kibar kibar cevap veriyorum. En son “türkiye’de lise var mı” sorusuna, “yahu yüksek lisans yapıyorum ya dude! ne demek lise var mı” filan diyorum, bence gerilimli bir an oluyor, hah diyorum, gerildik, artık biter bu deyt. Ama sonradan takribi 15 dakika süren sessizlik akabinde “Soooo… do you kiss on the first date?” sorusundan anlıyorum ki, onun açısından gerilimli bir an değilmiş. Lahavle deyip, ay sorry diyorum, yanlış anladın, ben arkadaşçana şeytmiştim. Diyemiyorum ki, benim beynim bazen jöleye dönüşüyor, tamamen salaklıktan buluştum seninle. Onun yerine uyduruyorum, erkek arkadaşım var zaten benim, hem haftaya döneceğim memlekete filan… Okay diyor, no prablım. iyi diyorum, no prablımsa yakında biter bu deyt from hell, bi daha da buluşmayız. Yine bir 10 dakika sessizlik akabinde bizimki soruyor “Soo… do you hold hands on the first date?” Hay ebenin örekesi be çocuk! Bi daha aynı açıklamaları yapıyorum ama ne gam, aynı terane birkaç kere daha yaşanıyor. Neyse, en nihayetinde öpüşmeden, elele tutuşmadan, sağ salim evime dönmeyi başarıyorum. Tabii çocuk bir süre arıyor, bense telefonlara bakmama gibi yollarla kaçıyorum, bir süre sonra bırakıyor. Ama yani ne gerek vardı tüm bunlara, öyle ya… Bir anlık BB neticesinde yaşadığım işkenceye bakın yani!

Üstelik bu hani yine anlık bir olaydı, bunu kurtulamadığım deytler silsilesi olarak yaşamışlığım bile var. Siz sanırım adına “kısa süreli ilişki” diyorsunuz, ben basiret bağlanması neticesiyle, olaylara dur diyememe diyorum ahahaha.

Bunun gibi pek çok anektodum var. Bir diğer şahane hikayem de mesela sevgili telefon sapığım ile olandır (ekşi’de detayıyla anlatmıştım, bi daha anlatmayayım şimdi, buyrun) Karşımdakinin büyük ihtimalle masturbasyon yapmakta olan bir sapık olduğuna uyanışımın yarım saat kadar sürdüğü bir konuşma… Adamın bana siksok dediği, benim ise küçük hanım edasıyla “Siz neden bahsediyorsunuz? Neden bunları söylüyorsunuz?” minvalinde sorular sorduğum bir yarım saat… Ahahahah adam aletimi soktum tamam mı diyor, ben kimsiniz diyorum ahahahah. Sanane lan kimse kim, sapık işte, kapa geç. Yoooo ama! BB diyorum, jöle diyorum size… Büyük ihtimal adam baya boşaldı o konuşmanın sonunda, töbe yareppim.

Çoook bende böyle hikaye, itiraf etmeye utanıyorum ama çok gerçekten.

Ne bileyim, tamamen atıyorum, alarm sistemleri kuran adamlar mahalle turuna çıkmışlardır, ev ev alarm tanıtıyolardır. Hiç alarm alacağım yokken, “size de anlatalım mı” dediler diye, buyrun diyip, 1 saat adamların alarm anlatmalarını dinlemiş, hatta utanmadan “tabii alabilirim, bi düşüneyim” diyip, yine günlerce telefonlardan kaçmışlıklar… Taksicilerle nezaketen muhabbet koyup, en son adamın belsoğukluğu geçirme macerasını, belsoğukluğunun tüm iğrenç semptomlarıyla, midem bulanarak dinlemek zorunda kalışlar… Yok efendim mağazadaki tezgahtarla muhabbeti biraz ilerletince, herifin yüz bulup, sütyen ölçümü sormaya başlamasılar ve benim buna salak salak cevap verişim, nihayet olay meme uçlarından filan bahsetmeye ve tacize doğru gelmişken ancak uyanıp “aa ne diyosun sen be!” diyebilişim…. Amerika’daki yan komşum türk restoranın komisine nezaket olsun, topraamdır ne de olsa kafasıyla, “tabii görüşürüz bi gün” diyişim ve yine telefon verişim ve tabii akabinde yine telefonlara çıkmayışım ama adamın yılmayıp, penceremin önünde “deniiiiz! deniiiiz!” diye günlerce bana seranat yapışı ve benim perdeleri kapayıp karanlıkta evde yokuz numarası yapışım… falan ve de filan. Say say bitmez. Fazla da saymıyorum zaten normalde bunları, zira dediğim gibi akıllı gibi bir görünüşüm var, bu imajı yıkmayı istemem. gerçi aptal da değilim ama hastalık işte bu da bi nevi, napıceksin.

Hayır bi de bi şey değil, BB yaşadığım her seferinde, içimde bi yerlerde diyorum kendime “yapma yavrıcım, hayır de, siktir de, yapma çıcıım” diye ama işte o ses, jöleleşmiş beynime söz geçiremiyor nedense o sırada… Zannediyorum ölümüm de bu yüzden olacak.

– Deniz Hanım, merhaba, benim adım Hannibal Lecter, evinize gelip beyninizi yemek arzusundayım, ne dersiniz?

– Hıhı tabii, hayhay, ne demek, afiyet olsun canıııım… (iç ses: hay mınakoyyim, yine hayır diyemedik, herif beynimi yiycek, öldüğümle kalıcam, bu sefer telefonlara bakmamak da kurtarmıcak anasını satiim!)

3 thoughts on “Basiret bağlanması düşman başına!

  1. ahaha bunun geleceğini biliyordum da değil aslında. Ben burada biraz o konuları yazdım sadece, yazamadığım durumlar da var ilgiyle alakası olmayan. Ciddiyim, bir salaklaşma hali…

  2. Deniz hanım harika Bir kısılıgınız var fakat hayır dıyebılmeyı adet edının karsınızdakını kıracagınızı bılsenız bile. En azından bir kere sıkıntı cekersınız daha sonradAn yalana başvurma ve tereddüt sendromları başlar hiC gerek yok :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s