Photoshop’suz güzellik: Boracay

Sanırım hayatta en sevdiğim şey, tropik olayı. Emekli olup, tropik bir adaya yerleşesim var. Hep söylüyorum, sokaklarında meşe, gürgen, palamut değil de kendiliğinden palmiye yetişen yerlere hastayım. Bir de böyle her daim şahane bir hava, bunaltan 40 dereceler değil, sakin bir 28-30, o meyveler, o güzellikler… Oh bebek!

İşte Manila’dan sonra, Filipinler’in tropik cennet köşelerinden birine gidelim dedik biz de. Filipinler, bir yerden bir yere erişim çok gelişmiş bir memleket olmadığından, Lonely Planet’ciğimin “Filipinler’in en turistik yeri” olarak tanımladığı Boracay’a gitmeye karar verdik, zaten 4-5 günümüz vardı, fazla maceraya gerek yoktu.

Filipinler 1500 mü ne adadan oluşan bir memleket, Boracay ise bu adalardan mini minicik bir tanesi. 7 km sanırım en uzun kenarı, eh neredeyse kaya parçası denebilir, ama ne kaya parçası!




Manila’dan Boracay’a gitmek için iki seçenek vardı. Ya Caticlan’a uçmak ya da biraz daha uzaktaki Kalibo şehrine. Biz Caticlan’ı seçtik ve pırpırdan hallice, pervaneli uçağımıza bindik. Ve takribi 45 dakikalık bir uçuştan sonra Caticlan’ın bir oda bir salon havaalanına indik.

Transfer servisi ayarlamıştım otelden, o nedenle bizi ellerinde isimlerimiz yazılı pankartlarla karşıladılar. Hep beraber, gittik bir feribota bindik. Feribot dediğime bakmayın, başka türlü bi şey!

Feribotla Boracay’a geçtikten sonra, bir karmaşa içinde tricycle denen cihazları gördük. Adadaki toplu taşıma bunlarla yapılıyor. Biz transfer ayarladığımızdan, otelin van’ı bizi aldı. Transferin tek farkı da bu oldu zaten, geri kalanını herkes aynı şekilde yapıyor.

Neyse böylelikle, tripadvisor’cığımın tavsiyelerine uyarak seçtiğim Boracay Beach Resort isimli otelimize vardık. Otel küçük bir otel, genel olarak fiyatlar uygun ama oda olmadığından biz otelin en pahalı odasını tutmak zorunda kalmıştık. İyi de olmuş, kocaman bir suit, önünde balkon, 3 cm ötesi ise Boracay’ın meşhur White Beach’i. Balkonumuz hemen Café del Mar’ın üzerinde olduğundan da gün boyu dinlediğimiz güzel müzikler de cabası.

Otel iyiydi yani, ha daha lüks oteller de var orada, daha uygun seçenekli olanlar da. Bizimki orta karardı işte. Ama her keseye uygun bir şey var ve gördüğüm kadarıyla, plaj üzerinde olanların hepsi gayet güzel.

En turistik yeri burası Filipinler’in ama yine de Phuket’e gore filan baya daha az gelişmiş, oteller çok olsa da, ustalıkla palmiyeler arasına saklanmış, gözü rahatsız edecek pek bir şey yok. Umarım bozulmaz. Bir 15 sene sonra gidip de, “burası ne güzeldi vah vah” demek istemem.Çok uzak bir yer olduğu için, beyaz turist nispeten az, çoğunluk çevre Asya illerinden gelen turistler…

Şimdi Boracay’ı bir dikdörtgen gibi düşünün. Uzun kenarlardan biri, 4 km boyunca, gördüğüm en beyaz kum, adı üstünde White Beach. Burada sıra sıra oteller ve restoranlar dizilmiş. Eskiden feribotlar buraya kadar geliyormuş, o nedenle hala feri duraklarının ismiyle anılıyor plajın bölümleri: Station 1, 2, 3, 4. Ama bir istasyon yok artık. Station 1 lüks otellerin olduğu yer gibi, 2 en kalabalık yeri, 3 de keza, 4 ise en sakin. Ama plaj aynı plaj, deniz aynı deniz. Dolayısıyla çok da farketmiyor nerede kaldığınız, herkese yetecek kadar beyaz kum ve masmavi bir deniz var. Seçimi restoranlara ne kadar yakın olmak istediğinize göre yapabilirsiniz. Biz 2’deydik ama sonuçta dediğim gibi topu topu 4 km zaten.

Plaj tertemiz, plaja yeni sigara içme yasağı gelmiş. Bu biraz can sıkıcı olsa da, plajda tek bir izmarit tanesi bile olmamasını açıklıyor sanırım. Bu anlamda iyi bir yasak.

Denize girdiğiniz yerin arkası restoranlar, kafeler zaten… Bu nedenle öğle saatlerinde plajda yoğun bir sarımsak kokusu oluyor ama o da katlanılmaz bir şey değil sonuçta.

Yemek… Yemek şahane. Plaj boyu, Hint, Çin, Filipin ve istakozlu karidesli deniz mahsulleri size bekliyor. Kesinlikle “ne yiyeyim” derdi yaşanacak bir yer değil. Bir de o mangolar, papayalar…

Bir başka güzellik ise masaj… Plajda gelip masaj yapan seyyar masajcılardan ultra lüks spa’lara, her keseye gore bir masaj imkanı var. Spa’larda güzel bakım imkanları da var ve türkiye’ye gore çok ucuza 4 saatlik bakıma girip, tamamen yenilenmiş hissederek çıkabiliyorsunuz.

Gece hayatına gelirsek, nispeten daha sakin bir gece hayatı. Plaj üzerindeki gün boyu kafe olan yerler, akşam bara dönüşüyor. Ama bir Türkbükü ortamı, diskolar, barlar, eller havaya yok yani… Bazı barlarda güzel canlı müzik var, siz de sakin sakin, denizen fışırtıları eşliğinde, frozen papaya kokteylinizi yudumluyorsunuz, hayat güzel, oh…. Diskoya ne gerek? Hele ki gün batarken plajda yürümek, poi yapanları, etrafta koşturanları seyretmek… “Aha işte şu an mutluyum” dedirten nadir anlardan biri hayatta. Bu arada parantez açayım: Ben hayatımda böyle gün batımını hiçbir yerde görmedim uleyn! Çok samimiyim bak! Tablo gibi resmen!




Boracay’ın tek can sıkıcı yanı, plaj boyunca, adım başı “Ma’am!” diye yolunuzu kesen, sokak satıcıları. Onları da bir şekilde görmezden gelmek gerekiyor, muhabbete girerseniz sattıkları her ne ise, onu satana kadar rahat vermiyorlar.

Bir de adanın iç kısmı var, D-Mall deniyor adına ama mall filan beklemeyin, bildiğiniz bir sokak, sokak boyunca da mağazalar, restoranlar vs… Orası da eğlenceli tabii ama çok da bir numarası yok.

Başka…. Haa aktiviteler. Tabii ki dalış var. Biz daldık ve Nemo ile arkadaşlarıyla tanıştık mesela. Sonra ada dikdörtgen dedik ya, dikdörtgenin digger uzun kenarı Bullabog diye bir sörf cenneti, dünyanın en meşhur kiteboarding merkezlerinden. White Beach’in tam aksi, hırçın, rüzgarlı bir yer burası. Rüzgar sörfü ve kiteboarding tesisleri var sıra sıra.

Biz kiteboarding denedik ama çok zor bir spormuş, boarda çıkamıyorsun bile ilk 4 saat, paso uçurtma uçur, dur. Bu arada, orada 2 tane Türk kiteboarding hocası bulmamız da enteresan oldu.

Bir de tekne turları var, çevredeki adalara götüren ya da gün batımı seferleri yapan ama onu yapmaya vaktimiz kalmadı, bir dahaki sefere inşallah.

Böyle yani Boracay. Gerçekliğine inanamayacağınız kadar güzel bir yer, cennet var mı sorusunun cevabı. Photoshop vardır bunlarda dediğimiz o fotolarda, fotoşop olmadığının ispatı, bir kartpostal mekan. Tavsiye eder miyim? Hem de nasıl! Phuket’i boşverin, Boracay’a gidin. Balayı filan için de ideal. Pişman olmazsınız, bak!

Bir haftam daha olsa, nasıl da zevkle kalırdım, anlatamam.

6 thoughts on “Photoshop’suz güzellik: Boracay

  1. Photoshop olmadığına ben şahidim. Kesinlikle bende en tat bırakan tatiller arasında. Ama özellikle o akşamüzeri günbatışları… Sadece manzara da değil. Güneşbatarken, sabah erkenden yola çıkmış yelkenlilerin, renkli, narin kelebekler gibi kanatlarını açarak güneş ışınlarının fırça darbelerinin arasından süzülmesi, adadaki herhalde tüm çocukların aynı anda bu festivali kutlamak için kumsala çıkması ve kahkahalar atarak denize girmesi, o gün için son bir kez denize veda etmek isteyenlerin suya girmesi, bu festivali kaçırmak istemeyen turistlerin tripodları ile sahilde kendilerine uygun bir açı seçmesi…. Ve en önemlisi Tanrı'nın ya da Evrenin bu anı kutsaması, d
    o adada yaşayan herşeyin bir sevgi enerjisi ile dolmasını sağlaması. İşte gerçek. Herkesin mutlu olduğunu görebileceğiniz ve hissedebileceğiniz, kalplerinizde mutlululuğun ne olduğunu tadabileceğiz eşsiz yer. Boracay…
    by inanc

  2. Bir tatil planlamadan once gidecegim yer ile ilgili genis arastirma yapiyorum.Isimi en cok kolaylastiranda blog yazilari oluyor.Boracay onumuzdeki hafta tatil planim icerisinde olan ozel bir yer.Once Bohol adasina gitmeye karar vermistim , bana ingilizceyi ogreten arkadasim Bethy'nin yasadigi yer.Fakat Borocay kesinlikle fikrimi degistirdi. Hong Kong – Manila ( belki bir gece konaklama ) ordan ucakla Boracaya gitmeyi planliyorum. Gecen ay bangkok ( 4 gece ) Pattaya ( 3 gece ) yaptigim tatilden sonra bangkokta gereksiz bir 4 gece gecirdigimi bildigimden 1 gece sonra direk boracaya gececegim.Yazinizdan anladigim kadariyla gece hayati pek parlak degil. Kiz arkadasmla ( shanghai ) biraz cilginlik yapariz diye planliyorduk ama sanirim romantik bir tatil olacak.Gozlemleriniz icin tesekkurler.

  3. Boracay güzeldir. Ben ilk 2010 yılında gittim 45 gün filipinlerde kaldım Boracayda ise 5 gün kadar kaldım denildiği kadar güzel bir yer ve bembeyaz kumsala sahip daha sonra cebu ve manilada kaldım. eger yağmur dönemi demezseniz haziran temmuz dönemi kalabalık olmaz ve ucuz olur. uçak bileti içhatlarda 15-20 dolardan başlar. bohol adasıda güzeldir ama boracay göre pahalı sayılabilir. filipinlerde türk olduğunuz öğrndiklerinde ilk soracakları soru genelde yılmaz beky-taşı tanıyormusun olacaktır nedenide filipinli güzellik kraliçesiyle evliliğidir ve filipinliler magazini cok iyi takip ederler.. diğer bazi bilgilere aşağıda verdiğim adreste bakabilirsiniz..

    http://traveltophilippiness.blogspot.com.tr/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s