Meme

Sabah uyandığımda ilk gördüğüm şey bir çift meme oldu. Siz oh oh ne güzel, demeden önce açıklamam gereken şey şu ki: Yanımda bir kadın yoktu. Yani memeler, her ne kadar tam sevdiğim kıvamda, ne büyük ne küçük, avuç içinden hallice de olsalar, bir kadının göğüs dolaylarına ilişik değillerdi. Maalesef ki, memeler bana aitti. Yani, önceki gece bana ait olmayan bir çift memenin, bu sabah uyandığımda göğsümde yükseliyor olması, benim artık memeli bir canlıya dönüştüğümü bana düşündürdü.

Yatağa giderken, memesizdim, bundan eminim. Bildiğiniz, sıradan bir erkektim işte. Bu sabah ise, hayallerimin memeleri kelimenin tam anlamıyla, bana aitti. Bundan dolayı mutlu olmak mı, yoksa panik yaşamak mı gerektiğinden henüz emin olamıyordum. Zira her sabah içtiğim, sert kahvemi henüz içmemiştim ve takdir edersiniz ki, daha afyonu patlamamış bir erkeğin bir çift –güzel- memeye kavuştuğunu idrak etmesi ve buna verilmesi gereken tepkiyi vermesi biraz zaman alabiliyor.

Ben de yapmam gerekeni yaptım ve memelerimi elledim. Olmaması gereken yerde de olsa, başıboş bir çift meme görünce verilecek doğal refleks buydu ne de olsa. Anlaşılan o ki, memelerin, memelerimin sadece tipi değil, kıvamı da hep istediğim gibiydi. Gerçi evren benim meme siparişimi biraz yanlış anlamış olmalıydı, ben bu memeleri mümkünse –en az- bir kadının üzerinde bulmayı dilemiştim. Evren ise “al sana meme” diyerek kucağıma bırakıvermişti memeleri.

Sabah mahmurluğu içinde bir erkek olarak, zaten sabahların doğal bir kalkışı varken, bir de üstüne güzel bir meme elleyince, bu kendi memem bile olsa, tahrik oldum. Memelerimin çıkmış olmasıyla sonra ilgilenirim, şimdi biraz tadını çıkarayım, dedim kendi kendime ve elimi yorganın aşağısına doğru kaydırdım. O da ne! Olması gereken şey de orada değildi. Anlaşılan sadece meme değil, başka ekipmanlar da eklenmişti (belki de “çıkarılmıştı” demek daha doğru olabilir) ve memeye değilse de, işte buna çok sinirlenmiştim! Kalkıp aynaya bakmayı da daha fazla ertelemenin manası yoktu anlaşılan.

Aynada gördüğüm, görmekten korktuğum manzaraydı tabii. Yani normalde olsa, yani demek istediğim, başka birinde görsem, görmekten korkmaz, bilakis bakmaya doyamazdım da insan kendisini erkek sanarken, bir sabah kadın olarak bulunca, o görüntüyü biraz yadırgıyor doğal olarak. Hayır bir de üstelik, ne kadın! Yani kendi kendimden tahrik olacağım neredeyse, öyle bir kadın. Memeler tam kıvamında, popo desen yusyuvarlak, bacaklarım sütün…. “Benim mi allahım bu melek gibi yüz!”

Şimdi bir gece yatsanız ve sabah, tamamen atıyorum, mide bulantısıyla kalksanız, doktora gidersiniz, en kötü ihtimalle, gırtlağınıza bir boru sokar, bakarlar. Öksürük olsa, ciğer doktoruna gidersiniz, bir dinlerler filan… Peki de sabah bir kadın olarak uyandığınızda nereye gidersiniz? Daha önce başıma gelmiş bir şey de değil, eh bu halde işe gitsem, kimse inanmaz, ne yapacağımı bilemedim tabii. Bir de madem oldu, başa gelen çekilir diye, o taş gibi vücudu bir inceleyeyim dedim. Kendi kendine geçer muhtemelen diye düşündüm, o sırada da ben kadın vücudunu daha iyi özümsemiş bir erkeğe dönüşürüm, tekrar erkek olduğumda da şanım yürür, diye düşündüm. Yüzeysel bulabilirsiniz ama siz olsanız ne yapardınız ki?

Böylece, sabahı bu taş gibi kadınla başbaşa yatakta geçirmeye karar verdim. O kadını maharetli ellerimle zevkten zevke koşturacağıma inancım sonsuzdu. Gelin görün ki, tüm yatak arkadaşlarımda kullandığım ve çok başarılı olduğuna inandığım, inandırıldığım taktikler bende işe yaramadı. Tık yok, çok afedersin. Yani hani, gerçekten tık yok.

“Gelmedin mi?” dedim kendi kendime, “acaba frijit misin?” dedim, “senden öncekiler hep bayılırdı buna.” dedim. Karşılığında bir cevap alamadım. Strese bağladım sorunu, ne de olsa hayli yüklü bir sabahtı duygusal olarak da, fiziksel olarak da. “En iyisi biraz dışarı çıkıp kafamı dağıtayım, sonra icabına bakarız bebeğim” diye göz kırptım kendime, kendi kendimle flört ediyor olmam olmam biraz kafamı karıştırsa da.

Üzerime ne giyeceğim konusu biraz sorunlu oldu. Çünkü hiçbir şey olmuyordu! Yani erkek kıyafetlerimin hepsi çok biçimsiz oluyordu ve bu beni çok sinirlendiriyordu. Ağlamaklı bir şekilde tuvalete gittim, saçlarımı da ne yapacağımı bilemedim. “Üfff” dedim kendi kendime, “üzerime hiçbir şey olmuyoooor!” Yapılacak ilk şey alışverişe gitmekti belli ki, boyfriend jeans modasından yırtarım düşüncesiyle üzerime bir pantolon, bir gömlek geçirdim, saçlarımı şöyle bir topladım ve hemen en yakındaki alışveriş merkezine doğru yola koyuldum.

Az biraz genel kültürümüz, hayatta 3-5 kız arkadaşımız olmuş olduğundan, uğramam gereken ilk yerin Mango, Zara vs. olduğunu düşündüm. Ancak mağazadaki her şey çok sade geldi gözüme, yani bu kadar taş bir kadınsam, biraz daha iddialı olmakta fayda vardı. Neyse işte, orada kırmızı dar bir elbise bulunca, hah dedim, işte bu, görmek istediğim kadın!

Üzerimde elbise, mağazadan çıktım, bir de kuaföre gittim, saçlarıma bir şey yaptırdım. Kuaför, “balyaj” dedi, üzerine de “havalı bir fön.” İyi dedik, yap anasını satayım.

Sonuç olarak, yaklaşık 3 saat sonra, topuklu ayakkabılarım, sarı dalgalı saçlarım ve kırmızı elbisemle kendimi çok daha iyi hissediyordum.

Sokakta dolaşırken, bakışların üzerimde olması da iyi gelmişti, buna alışabilirdim. Kadın-erkek herkes bana bakıyordu ve ben erkek halimle, çekemediğim ilgiyi böyle çekiyordum. Bu kadar güzel bir kadın olarak, her an bir kadın tavlamam an meselesiydi, üstelik her erkeğin hayali, lezbiyen fantazisini yaşamış olacaktım, yastık savaşı da yapar mıydık acaba? Her ihtimale karşı, tekrar erkeğe dönüşürsem diye olay esnasında bir video kaydı da ayarlasam iyi olurdu, sonra seyredebilirdim istediğimde. Ve yooo, elbette ki hayır, gidip de bir erkekle yatmayacaktım. Kadın da olsam, ben sapına kadar bir erkektim. Sap, şu durumumda yanlış bir söylem olmuş olabilir şimdi, ama anladınız işte siz.

Otobüse bindim. Her zamanki gibi sıkışıktı tabii otobüs. Neyse ki birkaç durak gideceğim ama bu sıkışıklıkta, milletin dirseği göğsüme filan değiyor, işte bu pek hoş değil. Sonra, arkamda garip garip nefes alan bir adam var, lan yoksa, bu denyo, değdiriyor mu bana?

15 dakikalık yolculuk içerisinde, 3 farklı adam sayemde tatmin oldu, yediğim 5 pandiği de eklersek otobüs saplarını kalkındırma adına çok katkıda bulundum diyebilirim. Ha ben biraz sarsıldım ve polise şikayet etmeye kalktığımda, pek bir sonuç alamadım. Kıyafetime ve kıyafetimin sergilediği dekolteme dik dik bakışlar attı polis. Homur homur bir şeyler yazdı ama sanmıyorum ki oradan bir şey çıksın.

Öğle yemeği için bir restorana girdim. Ah ulan birden karnıma bir ağrı saplanmasın mı… Oturamıyorum, kalkamıyorum, öleceğim. Yediğim bir şey dokundu herhalde diyerek tuvalete yöneliyordum ki, garson kızcağızın garip bakışlarını farkettim. Amaan dedim, bu da kız mız ama beğendi herhalde beni… Tam gidiyordum ki, kız yanıma yaklaştı, utana sıkıla: “Afedersiniz hanımefendi ama arkanıza geçmiş…” Ay geçmiş de ne geçmiş kızım, onu söylesene? Anlamaz anlamaz baktım ben. Kız “Olur böyle şeyler, bende var isterseniz” dedi ve çaktırmadan çantama bir şeyler tıkıştırdı.

Ne dediğini anlamadım, herhalde numarasını verdi bana dedim, bununla yatarım ben, fena kız değil dedim kendi kendime. Kıza “Ne tatlısın sen öyle.” dedim, garip garip baktı. Tuvaletten sonra ilgileneyim en iyisi bununla, diye düşündüm.

Tuvalete gittim ki bir baktım her taraf kan revan. Şimdi daha bu sabah kadın olduğum için, ilk aklıma gelen ihtimal ölüyor olduğum oldu, zaten o karın ağrısı da ciddi şekilde şeytan işiydi, hani iyi bir şeye delalet olamazdı. Kaldı ki, o sabah takdir edersiniz ki her şey çok acayip ilerliyordu ve benim öleceğimi sanmam bence doğaldı. O sırada çantamı açtım baktım ki, kız bir tampon atıvermiş oraya. Haa dedim, regl dedikleri bu muymuş, ulan daha ilk kadın günümde regl mi oldum, ne bahtsız adamım lan ben dedim. Bu ağrı her ay nasıl çekilir ulan dedim, bir elma yüzünden çekilecek çile değilmiş vallahi dedim. Sonra tamponu elime aldım, bir süre baktım tabii. Tam olarak çözebildiğimi söyleyemem. Yani her ne kadar regl gerçeğini bilsek de, fazla da muhatap olmak istemediğimiz bir konu neticesinde. Şimdi üzerindeki plastiği soyacağız herhalde, o pamuklu kısım da tamam, mantıken nereye yerleştirileceği belli de bu ipli kısım nolacak acaba? Gidip sorsam, o da olmaz şimdi de acaba nereye kadar o zerk işlemi?

Böyle böyle, bir şekilde hallettim. Yani halletmiş gibiydim de, herkes popoma bakıyor ve bu sefer o imrenen bakışlar değil, kadınlardan empati dolu bakışlar daha çok. Ha adamların umrunda değil oradaki leke. Onlar yine popoma sabitlemiş… İyi hoş da zaten karnım ağrıyor, kuaförün yaptığı saçı da beğenmedim, herkesin mal mal götüme başıma bakması da sinirime dokunmaya başladı, eve gitsem en iyisi, bir çikolata olsa ne güzel giderdi şimdi. Kıçıma bir kazak bağlayıp eve yollandım.

Taksici, herhalde kıyafetimi yanlış anlamış olacak, bir takım imalarda bulundu, ona da sinirlendim. Gerizekalı. Sanki dekolte giydik diye herkese vericez, amk. Bu arada bu “amk” da beni biraz germiyor değil, yani artık amk’nın a’sına sahip olduğumdan, herkesin ondan bahsetmesi biraz acayip geliyor.

Neyse işte söylene söylene eve geldim. Hani akşam takılırım biraz, memelerimi ellerim filan diyordum da geç onu, her taraf kan revan… Ve benim tek istediğim bir eşofman giyip, karnıma sıcak su torbası koymak, televizyonda güzel bir şeyler varsa belki ona bakmak biraz… Şu regl bir bitsin de sonra düşünürüm, zevki mevki, tekrar erkek olma meselesini. Şu an gerçekten hiçbir şey düşünecek halim yok.

Tam kanapeye uzanmıştım, kapı çaldı. Aşağı komşum, kankam Mert. Kapıda aval aval bana bakıyor, Erdinç yok mu dedi ama gözü memelerimde. Yok ulan, yok, siktir git burden, diyesim geliyor da diyemiyorum, ne de olsa kankamdır. Yok dedim, ben arkadaşıyım. İyi ben geleyim, içeride bekleyeyim dedi hıyar. Hayır yani, biliyorum da bunu ben, güzel bi karı gördü mü, peşini bırakmaz it. Sonra da anlatır durur, yok onun götü bunun memesi. Gitsene angut evine, yok içerde bekleyecekmiş. Gelmez belki dedim ama dinlemiyor, takmış kafaya belli, beni götürecek. Ulan arkadaş dedik bağrımıza bastık, herife bak!

Öyle kanapede oturuyoruz, gitti bira açtı bu, bana da getirmiş. Sağol kanka da, bana Nutella getireydin daha iyiydi. Neyse anacım, bu yazıyor da yazıyor. Hiç beni görmemişmiş daha önce de, Erdinç niye böyle güzel arkadaşlarını saklarmış da bilmem ne. Sanki ben yerim o lafları! Bir bira, iki bira derken… Kesmedi denyoyu, gitti bir de votka portakal hazırladı. Ulan beni sarhoş edicek deeeee…. Allahın cezası, ben bilmiyor muyum senin taktiklerini, az mı düşürdük öyle kızları.

Nihayet Mert Bey iyice oldu, benim eşiğim yüksek tabii, bende tık yok ama bu salak yanaştıkça yanaşıyor. Sonra tutup öpmesin mi beni, bir eli de mememde. Hayvan herif, daha ilk kez öptüğün kadının memesini ellemek nedir? Yavaş bi ayı.

Ben ittim bunu, kusura bakma, istemiyorum dedim, reglim zaten dedim. Ne var canım sarılır uyuruz dedi. Lan bi siktir git, manyak, ne sarılması, ne uyuması! Biraz daha denedi bu elleşmeyi, ben biraz daha itekleyince, bu sefer de başladı: Madem istemiyormuşum da deminden beri ne sinyal veriyormuşum. Koklatıp da vermemekmiş bu, bütün gün taşakları ağrıyacakmış şimdi. Beter olsunlar ulan! Ne koklatması, ne vermemesi, ne diyosun lan sen! Taşakmış, sanki bilmiyoruz biz onu.

Aaaaaaaaaaaaaay!

Neyse Mert salağını da homurdana homurdana yolladık evine. Karnım da geçmedi. Sanırım öleceğim. Sanırım bu normal bir regl değil. Ne yapıyorsa o kanamayı, onlar düşecek, yumurtalıklar mıdır rahim midir nedir artık, akıp gidecek bacaklarımın arasından ve ben öleceğim. Bu normal bir ağrı olamaz yani. Yani bu normalse doğurmayı filan düşünemiyorum.

Biraz kafam dağılsın diye televizyonu açıyorum, öyle de sızıyorum.

Uyandığımda memelerim yok, takım taklavatsa yerli yerinde. Bir nefes alıyorum, asayiş berkemal. Kapı çalıyor, kalkıp açıyorum: Mert. Bir duş yapmış, kendine gelmiş. Nerde hatun diyor, gitti diyorum. Haaa hoş karıydı diyor, sen çakıyor musun ona? Yok diyorum. Bana da vermedi orospu diyor, halbuki herkese verir gibi duruyordu.

Televizyonda haberler var. Bir sürü adam çıkmış kadınları konuşuyor, “kadın dediğin” ile başlayan cümleler kuruyorlar. Mert çoktan yerleşmiş koltuğa, televizyondaki adamları onaylıyor. Siz nereden bileceksiniz ki kadın dediğin nasıl olmalı’yı diyorum içimden.

Mert hala konuşuyor, bilmem nerede tanıştığı ‘motor’u anlatıyor, şöyle götürmüş de, böyle yapmış da, karıda her yol varmış… Adamlar doğru söylüyormuş, yasaklasınlarmış kürtajı bilmemneyi, karılar vermeden önce düşünsünlermiş.

E abi sen sevişmek isterken iyi de, onlar isteyince mi suç, diyorum. Sonuçta onların bedeni abi, onların kararı, sana ne, diyorum, ne istiyorlarsa yaparlar, ister sevişirler, ister sevişmezler, ister doğururlar, ister doğurmazlar. Mal mal bakıyor yüzüme. “Abi, verince kamu malı oluyor o!” diye anırarak gülüyor.

Ben de gülüyorum. İyi ki yatmadım bu yavşakla, oh olsun, diyorum içimden.

Oh olsun.

One thought on “Meme

  1. Geri bildirim: Meme « çöp poşeti

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s