Neyse ki…

Yaşlandıkça batıl inanç sahibi bi insan oldum. Tamamen atıyorum, bir nazar, negatif enerji fobisi geliştirdim ki evlere şenlik. Üstüne zaten yapımda olan karamsarlık, kendini suçlama ve çeşitli endişeler eklenince, tam bir şahanelik yumağı oldum.

Misal son dönem endişelerimden birinin adına “4 aylar paniği” adını verdim. Bu 4 aylar fobisi iki aşamalı bir fobi. İlk aşamada “2 aylar endişesi” gerçekleşiyor, sonraki aşamada ise ful randıman “4 aylar paniği.”

Nedir bu derseniz, açıklayabilirim. Şöyle ki: Yeni bir ilişkiye başladığımda 2. ayda boklukların başlayacağına, en geç 4. ayda da ilişkinin biteceğine, zira artık ilişkilerin bu şekilde yaşandığına dair bir fobi bu. Önemli bir başka nokta da ilişkilerin bahar ayında başlaması. Gevşer gönül yayları düsturuyla başlayan ilişkilerimiz, yazı çıkaramadan bitmeye mahkum oluyor, olmalıdır gibi bir panik yani.

Neden böyle saçma bir fobi derseniz, onu da açıklayabilirim. Şöyle ki: Zaman hız çağı, zaman hızlı tüketim çağı, zaman insanları harcama, sadece kendini düşünme çağı. Kimsenin kimseye ayıracak bir dirhem vakti yok, kimsenin kimseye verecek fazladan bir enerjisi yok. Sorun mu var? Çözecek istek yok, güç yok. Kimse için uğraşmaya değmiyor. Bir kolaycılık, bir hız, bir ben ben ben dünyası, bu içinde yaşadığımız. O dünya içinde de güzel insanları anlamaya, ayırt etmeye vakit yok. Pazar rekabetçi, piyasa hareketli… İlk bakışta ne kadar güzel olduğu anlaşılmıyor da, sorunlar göze çarpıyorsa, önümüzdeki maçlara bakarız, geride kalanları da pek sallamayız. Niceliğin nitelikten daha önemli olduğu bir dünya burası, şekilci ve yüzeysel. O yüzden 4 ay, yeterinden de fazla. 2 ay sorun mu var anlamak için, maksimum 4 ay da önündeki maçlara ilerleme kararını vermek için yeterli bir süre.

Hani normalde olsa, eskiden olsa, ben bu saçma fobilerle bezeli saçma insana dönüşmemiş olsam, derdim ki ulan 2 ay ne, ulan 4 ay ne? Bir insanı tanımak, kişilik farklılıklarına rağmen dans edebileceğiniz optimum alanı bulmak, varsa sorunları çözmek, diyalogu oturtabilmek, o ilişkiye gerçek bir şans vermek için yeter mi bu zamanlar? Yok derdim, yetmez ama günümüz insanı için, more than enough. Çünkü dedim ya, günümüz insanı bir tüketici. Hızla yiyor, içiyor, harcıyor, yetmiyor, yenisini alıyor, ilerliyor. Hız. Hız. Hız. Ne kadar çabuk, ne kadar çok tüketirsen o kadar iyi.

Tüm bu anlattıklarım benim olgunluk dönemimin bakış açısı haline geldi: “İnsanlar böyle, bunu kabul et.” felsefesi. Ağır ağır, düşe kalka, gülerek, ağlayarak ama tadını çıkararak yaşanmıyor ilişkiler, dedim kendi kendime. Bir insana şans verir hayatına alırsın, sonra onu sevsen dahi, eğer sana uymayacak bir yanı varsa, düşünmeden hayatından çıkarırsın. Bu budur, dedim. Sana göre olmayabilir bu bakış açısı, sen yavaş ve yoğun ilişkilerin, az ama özlerin insanı olabilirsin ama hayat dedim, çok ve sığ’ların hayatı. Bu “olgun” sayılabilecek kabullenme, eğer ki ben “olgun” bir insan olabilseydim, belki hoş bir sinisizme dönüşebilirdi. “Görmüş, geçirmiş, hayata kırgın, insanlara küskün, güvenini yitirmiş kadın” imajına oynayabilirdim belki ama ben kendim, pek olgun bir insan olamadığımdan, bunu alıp, salak saçma fobilere, takıntılara dönüştürdüm.Ve sonunda saçma bir sentez oldum. Neymiş? 4 aylar fobisiymiş. Şu kadar derin derin konuş, hayata ve insanlara dair buruk gözlemler yap, sonra onu 4 aylar fobisine indirge. Tam da benim yapacağım saçmalıkta bir şey.

Geliniz görünüz ki, hayat -neyse ki- hiçbir zaman bu kadar formüle dayanan bir şey değil, insanlar hiçbir zaman 2 kere 2 eşittir 4 netliğinde değil. Hayat değişiyor, insanlar değişiyor, sen değişiyorsun, düşüncelerin değişiyor. Tatlı tatlı baktığın sevgililik kurumu, boktan bir şeye, ardından dünyanın en güzel şeyine dönüşebiliyor. İnsanlara duyduğun güven, önce keskin bir güvensizliğe, sonra seni bile şaşırtan bir güvene rahatlıkla geçebiliyor. Neyse ki hayatta değişim var, yoksa halimiz nice olurdu! Neyse ki laflarımızı yiyoruz, neyse ki kesinlik yok, neyse ki kimse birbirinin aynı değil, neyse ki hala şaşırabiliyoruz. Neyse ki bazı insanlar var. Neyse ki sana bazı şeyleri hatırlatabiliyorlar tekrardan. Ve neyse ki, yaşadığın her şeyin senin olan bitene doğru bakabilmen, değer bilebilmen için yaşandığına, doğru zaman (yok sadece, doğru zaman değil, doğru kafa) diye bir şeyin varlığına hala inanabiliyorsun.

Laflarını yedikçe, büyüyor insan, öğreniyor. Belki o yüzden, büyümek hiç tamamına ermeyecek bir süreç. Öğrenebileceğin her şeyi hiçbir zaman tamamıyla öğrenemeyeceğin kadar çok duygu, insan, macera, eğlence, ders, kitap, film, o, bu var hayatta. Öldüğünde bile, sonrasını öğreniyorsun belki. Tamamen atıyorum da inanışına göre, ya cennetteki hurilerle ilişkileri ya da seni yiyen kurtçukları tanımayı… Ama bitmiyor işte. Neyse ki bitmiyor. Neyse ki her gün büyüyoruz, neyse ki her gün biraz daha oluyoruz, neyse ki “işte bu son nokta” diyemiyoruz, neyse ki hala öğreniyoruz, neyse ki hala hatalardan ders alabiliyoruz, neyse ki ileriye doğru atılacak bir adım daha var hep.

Ve neyse ki o adımları seninle atmak isteyen, yaşadığının tadını çıkarmayı bilen, değer bilen, güzel şeyleri harcamak istemeyen, kusursuzluğun aslında kusurların kusursuz çözümünden başka bir anlama gelmediğini, o kusursuz çözümün de sadece ve sadece sonunda beraber gülebilmekte ve ardında bırakabilmekte yattığını bilen, anlaşmanın pembe bir bulut içinde hiç sorunsuz yaşamak değil de; her tür arızaya, pürüze rağmen çözüm aramak istemekle ve en sonunda o çözümü bulmakla ilgili olduğunu kavrayabilen, farklılıkların insan doğasında olduğunu ama bu farklılıkların birbirini büyüttüğünü ve evet, güzelleştirdiğini anlayan insanlar da var.

İşte ben bugün bunu kutluyorum. Neyse ki.

Doğum günüme bir hafta kala, bir yaşıma daha girdim resmen. Saçma fobilerimi yedim, bekliyorum. Daha ne olsun? Ha evet şimdi sırada “doğum günü laneti” var, bakalım bir laneti daha ardımızda bırakabilecek miydik sayın seyirciler?

2 thoughts on “Neyse ki…

  1. Çok başarılı, tebrik ederim. Kalbimden geçen, gönlümden geçen, aklımdan geçen bir çok şeyi yazıya dökülmüş, çok güzel anlatılmış, çok güzel dile getirilmiş buldum bu sitede..Elinize, aklınıza, yüreğinize sağlık…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s