İyi çocuk ama…

Hep sıkıcı dedik onlara. Hep seni arkadaş gibi görüyorum’lara boğduk. Hep ama ile anlattık onları. “Ya çok iyi çocuk ama işte…” O ama’dan sonrasını hiç açıklayamadık da herkes nedense anladı. İyi çocuk tanımının ezici gücünü, o hafif aşağılayan tavrını, sanki istenen bir özellik değilmiş gibi’liğini bir şekilde hep hissettirdik. Sıkıcı yerine kullandık iyi’yi, sanki iyi olmak kötü’ymüş gibi. Kadınlar kötü çocuk sever klişesiyle oynadık hep, sanki iyilik sevmeye değer bir şey değilmiş gibi.

Sonra ne yaptık? Oturduk ağladık. Eh, müstehak.

Neydi iyi çocuk? O en klişe, en osuruktan tayyare algıyla kime dedik iyi diye? Kibar, kimseyi kırmak istemeyen, kimsenin kötülüğünü istemeyen, başkalarını da düşünen adamlara mı dedik? O adamları mı sıkıcı bulduk? Şefkatli olmaya mı yedirdik o karikatür Meriç imajını? Güven verene, huzur verene mi? O adamları beğenmeyip, kendilerine yazının bundan sonrasında kısaca göt (Genel Öküzlük Tandansı) diyeceğim adamlara mı koştuk? İyiliği ne zaman sıkıcı’lıkla bağdaştırdık yahu? Ne zaman sıradan addettik bu kadar nadir bulunan bir şeyi?

Kötü çocuk bol ya piyasada. Herkes kötü çocuk, herkes ıssız adam. Bencil olmak, kimseyi düşünmemek marifet mi ki nadir olsun bu? Kolaycı olan kötü çocuk olmak değil mi? Gerçekten kadınlar olarak değiştirmeyi umduğumuz adamlar, gizli derinlikleri var sandığımız, gerçekte boş katmanların altında tek sakladıkları kuru bir bencillik olan o kötü çocuklar, birer balon, birer imaj değil mi? Değiştirmekle uğraşmak yerine, değiştirmeyi başarmanın ego patlamasını (daha doğrusu başaramamanın ego çöküntüsünü) hedeflemek yerine; değiştirmeye gerek olmayanın seni seçmesinin ego patlamasını yaşasana! Neymiş, tamamen atıyorum, bunca yılın hovardası, sayende evinin adamı olmuş ya da ne bileyim, senelerin kumarbazı sayende kumarı bırakmış. Breh breh breh! Brakkk allasen! Olmaz o öyle. Hayır bi de nihai amaç, sonunda o kötü çocuğu “iyi”leştirmekse, baştan iyisinden alsana. Bak, burada yapılmışı var işte.

İyi çocuk diye kestirip attığımız o karikatür imajın aslında iyilikle alakası olmadığını görmedik bile. Gülmeyene, güldürmeyene, kokmayana, bulaşmayana, sevişmeyene, kuruya, donuğa, durguna, tutkusuza iyi dedik. Oysa iyi dediğin kokar da, bulaşır da. Senin ihtiyacın olduğunda bulaşır mesela. Etraf bok koktuğunda, güzel kokular yayar. İhtiyacın oldu mu güldürür seni. Sinek incitmeyen adam değildir iyi, kulağının dibinde vızıldayan pis sineği yakalayıverendir iyi sonuçta. Sıkıcı veya sıradan değildir ki iyi, bu kitlesel yanılgı nereden çıktı?

Afedersiniz ama hakikaten, bütün bunlar medyanın işi! Tüketim dünyası, dönen çarklar, para vs. Anladınız siz.

İzah edeyim, yetenek çekicidir, bir kısım yetenekli insan havaya girer, havaya girince de bir ego patlaması, bir göt kalkması yaşar. Bu da bunların havasını artırır kadınlar nazarında. Ve çılgın bir kısır döngü başlar: Kötüleştikçe havalar, havalandıkça kötüleşmeler. Çeşitli götlük harcamaları. Bakınız: Çılgın rak grubu vokalisti (özellikle de 80’ler dönemi). Şimdi bu kafada, grupiden grupiye koşan adamı değiştirme umuduyla, grupilik ötesinde bir ilişkiye girmek nedir? Hüsran ve anti-depresanlar. Oysa yine yetenekli ama havaya girmemiş, kendisine sütyen atan kızlar (nitekim bu şekilde sütyen harcamalarında da bir artış gözlemlenebilir) olmayan iyi adam yok mu? Var. Ne bileyim klavyecidir, atıyorum klasik gitarcıdır, bi şey… Bu arada, ben zaten vokalist sevmem, bascıyı severim ama o da ayrı bir göt.

Dağıttım konuyu, ve zaten yetenekli götleri bi saniye konunun dışında bırakalım ya da zeki götleri… Orada çekici olan götlük değil, zeka veya yetenek zira. Ha kaldı ki, yetenekli göte göre yetenekli iyi ya da zeki göte göre, zeki iyi yine daha iyidir. Öte yandan filmlerde ve kitaplarda, kötüler daha eğlenceli, bunu ayrıca “3 boyutlu karakterler yaratmanın incelikleri” isimli eserimde inceleyeceğim. Ama benim burada bahsettiğim Issız Adam tipinde, sıradan ama bir havuçlu kek, bir de götlükle prim yapanlar. Bunlar gereksiz, sayın hemcinslerim, yapmayın etmeyin, Sıtarbaks’ta da havuçlu kek var, göte gelmeyin yani.

Neyse ne, demem o ki -ve lütfen burada ciddiyete geri dönelim- kaç iyi insan tanıdınız siz hayatta? Hayır yani, gerçekten iyi. Göğsünüzü gere gere, iyi diyebileceğiniz, ne bileyim, mert diyebileceğiniz, “pırlanta pırlanta vallahi” diyebileceğiniz kaç insan tanıdınız?

Bak, düşün bunu bir. Sonra o sayıyı aklında tut, sonra tanıdığın götleri düşün, onların sayısını 3’e böl, 5 çıkar, iyi sayısına yaklaştı mı? I-ıh yok, yaklaşmadı di mi?

“No More Mr. Nice Guy” filan değil, “Yes, please Mr. Nice Guy” olmalı bence olay. Ha gerçi ben zaten ezelden şirin’ciydim de genel olarak, diğer hemcinslerime sesleniyorum bu eserimde. Yazıda “biz” diye konuşmam da ondan, hani bir empati, bir samimiyet, bir şey olsun diye. Yoksa dediğim gibi, benim nazarımda yaşasın iyilik!

Son bir not: Reca edeceğim sıkıcı bulduğunuz insanlara iyi diyerek, iyi’liğin altını boşaltmayınız zira iyi kalp, günümüzün en az bulunan komoditelerindendir. Neyse ki nerd olayı yükselişte bu sezon, rak sıtar hadisesi nerd’lerde yankılanmaz ise, bu hayra alamet bir şey.

Bilgilerinize sunarım. Yazının sonlarına doğru ciddiyetimi kaybettim, hükümsüzdür.

3 thoughts on “İyi çocuk ama…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s