Toprağım!

IMG_4277
Almanya’da doğdum, ilkokul biri Ankara’da okudum, sonrası hep İstanbul… İstanbul, birinin “ah taşına toprağına kurban olduğum” gibi bir duyguyla anabileceği bir yuva, bir memleket değil. O yüzden hep özendim, yaz tatilinde tamamen atıyorum, İzmir’e, Adana’ya, oraya buraya memlekete gidenlere, orada özledikleri her şeyi ballandıra ballandıra anlatanlara. Benim öyle bir ‘ev’im olmadı.

Kalabalık arkadaş gruplarına özenişim belki bundandır, tüm asosyalliğime rağmen. Ait olma isteği, burası benim yerim deme isteği, kendimi bir yer’li gibi tanımlama arzusu. Ama dedim ya, asosyallik var serde, o kadar kalabalığa da gelemedim hiç.

Tabii, elbette ki ailem evimdi ama ailem küçüktü, tek çocuktum ben. Annem, babam, ben işte. Ne olurdu, o ev duygusunu biraz daha paylaşabilsem birileriyle? Hani ev dediğimde, birileri daha anlasa, aramızda aramızda gülüşebilsek? Bazılarının İzmir’i anlattığı gibi, kordon, gevrek, çiğdem dediğinde gizli bir işaretmişçe kendisini anlayan, hatta karşılık verenlerinki gibi bir yerim olsaydı benim de?

Oldu da işte sonra. İkinci bir ev buldum kendime, memleket buldum, “topraam” diyeceğim insanlar buldum, çiğdem, gevrek değil belki ama degman, soyut dediğimde gizli işareti alan birilerini buldum. Galatasaray’ı buldum, lisemi buldum.

Hayatta hiçbir fanatikliğim yok sanırım ama eski bir tanıdık demişti, “lisenden bahsederken, içindeki fanatik uyanıyor sanki, inanamıyorum” diye. Belki öyledir, belki Galatasaraylılar için bu genelde böyledir, bilmiyorum. Ama iyi kötü, güzel çirkin, beni mutlu eden ya da bunaltan bir sürü hatırasıyla, öyle bir garip durumlar oluyor lise mevzubahisse, gönlümün bir teli titriyor nedense. Tüm asosyalliğime rağmen hem de.

Bugün ağlayasım var çok. Yani tamam, elbet herkes üzülür okulu yanınca ama ben sanki çocukluğumun geçtiği ev yanmış gibi hissediyorum. Çünkü bugün üniversite olan, bugün cayır cayır yanan o binada geçirdim ben lise yıllarımın çoğunu. “Taşına toprağına kurban olduğum memleketim” neresi ki benim, orası değilse eğer?

Ben hayattaki en yakın arkadaşlarımdan biriyle o okulun bahçesinde tanıştım. İlk gün törende, avlusunda yana yana durup, sınıfa el ele gittik, sonra bir daha ayrılmadık. Başka bir arkadaşımla, yeşillikleri arasında oturup okulumuza methiyeler düzdük, besteler yaptık. İlk kez koridorlarında aşık oldum. İlk kez orada açtım kendimi. İlk kez orada ayrıldım birinden. İlk kez orada çektim aşk acısını. İlk Fransızca kelimemi sınıflarında öğrendim. Mösyö Tibo ile ilk kez orada tanıştım. Arkadaşlarımla orada kavga ettim, orada küstüm, sonra yine orada barıştım. Öğle teneffüslerinde deniz kenarı boyunca yürüdüm, üzerimize pisleyen martılara rağmen onun güzel manzarasına baka baka saatler boyu muhabbetler ettim. Orada güldüm, ağladım, eğlendim, üzüldüm. İlk kez okulu orada kırdım. İlk kez orada regl oldum, sonra dersten kaytarmak için karın ağrısı bahanesiyle revirine uyumaya gittim. İlk kopyayı orada çektim. Bizi ayıran duvar üzerinden Kabataş Erkek’e topumuz kaçınca, laf atılması hadisesiyle ilk kez orada karşılaştım. Maçlarda sınıfımızı destekledim, küfür ettim, küfürler öğrendim, kelime dağarcığımı orada genişlettim. Zeki- Metin seyredicez diye sınıfa video getirip, hepimize porno seyrettiren ayı arkadaşlarımız sayesinde ilk kez orada gördük pornoyu. Yine aynı ayılardan biri sayesinde, ilk pandiğimi sınıfında yedim. Birine attığım ilk tokat da o vesileyle gerçekleşti. 5-0 Neuchatel maçından sonra yolları kesip, bayraklar açıp, öğrenci -öğretmen delirmeyi, böyle bir şeyin bir lisede mümkün olabileceğini orada gördüm ilk kez. Babamın aynı koridorlarda geçen anılarını dinledim yıllar boyu. Koridorlarında çocuk oldum, çocukluğumdan ergenliğe geçtim. İyisiyle kötüsüyle ben o okulun koridorlarında hayatı, arkadaşlığı, aşkı, kavgayı, ayakta durmayı, güçlü olmayı, desteği, takım olmayı öğrendim. Ben hayatımın en önemli anlarını, en büyük ilk’lerini hep orada yaşadım.

Bugün “mal” diyorlar oraya, sanki koskoca tarih, benim tarihim, bizim tarihimiz, bir sürü insanın tarihi, koskoca ortak tarih bir hiçmiş gibi. Orada biriken değerler, saklanan kitaplar, gizlenen anılar birer hiçmiş gibi.

Kendimi hep Galatasaraylı olarak tanımladım ben. Üniversitemi umursamadım hiç. Okul dendiğinde, benim aklıma hep lisem geldi. Galatasaraylı, üstelik 8 yılın çok büyük bir kısmı “Ortaköylü.” Hep gururla söylediğim gibi: “Ben çoğunluğu Ortaköy’de okudum.”

Hiç gitmesem dahi artık, lise değil üniversiteye dönüşmüş olsa da artık, orası hep bizimdi. 40 yılın başı, bir iş için gittiğimde, koridorlarında dolanırken, her köşesinden hatıralar fırlardı, gülüşmeler, dedikodular, konuşmalar yankılanırdı kulaklarımda, sanki bir filmdeymişim gibi.

O koridorlar cayır cayır yandı dün gece. Bildiğin, hüngür hüngür ağlamak istiyorum. Hatıralarım, çocukluğum, lisem, evim yandı, evimiz yandı. Ne malı yahu, ne malı?

Çok üzgünüm.

Bu yangın neden çıktı, neden söndürülemedi? Neden bu kadar değer bilmeziz? Bir elektrik kontağına mı bakıyor yılların yakamadığı binaların yanması? Gaziosmanpaşa ilköğretim binası yanıyor, Haydarpaşa yanıyor, lisemiz yanıyor… Sene 2013, denizin dibindeki binalarda çıkan yangınlar, nedense bir türlü söndürülemiyor.

Çok kızgınım.

Beyanlara, yapılanlara, yapılmayanlara, söylenenenlere, söylenmeyenlere, futbol muhabbetine bağlayıp geçilen dalgalara…

Tek tesellim, orası benim olduğu gibi pek çok başka insanın da evi, kuşaklar boyu hem de. Ve insanlar evlerine, elbette ki, sahip çıkacaklar. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s