Yaprak sarma vs. Basic

سیل-daea0d27d87dffbacec42c8670e4fb3b_h

Sosyal medyada ne zaman bir fikir tartışmasına girsem, ad hominem’in yüz karası olarak tanımlayacağım “sen evde kalmışsın kızaaam” argümanıyla karşılaşıyorum.

Tamamen atıyorum ama şöyle ki:

– Yani şimdi telif hakları konusunda geçirilmeye çalışılan HADOPİ yasası…
– Senin işin gücün yok mu kızaaaaam, git de koca bul, çoluk çocuk yap.

Bu yukarıdaki örneğimiz erkekti. Şimdi bunun bir de kadınlısını oynatalım:

– İda fosilinin bulunmasıyla birlikte evrim konusunda…
– Ay ben seninle bunları tartışamam, benim çoluğum çocuğum, işim gücüm var, ben sen miyim kızaaaam!

Gördünüz, ne şeker. Şimdi ben bunlara “abi manyak mısınız” demek istiyorum genelde, sıklıkla diyorum da. Ama bu zihniyetin artık sadece ad hominem olmadığını, bir bilinçaltını yansıttığını da düşünmeye başladım açıkçası. Sonuçta bir kadının evlenmemiş olması ya da çocuğu olmaması, büyük bir eksiklik olarak görülüyor olmalı ki, bu bir silah olarak kullanılabilsin. Dolayısıyla, salt manyaklığın ötesinde çirkin ve kokuşmuş bir şeyleri barındırdığı muhakkak. Ve bu zihniyet, sadece gerizekalı sosyal medya canavarlarında değil, içten içe toplum genelinde de kendini belli ediyor, başka başka şekillerde.

Misal taksiye biniyorsun, soruyor “evli misin abla” diye, yok diyorsun, cevap: “Olsun napalım…”

Ya da uzak örnekleri geçelim, daha yakına gelelim, arkadaş eş dosttan bahsedelim. Evli olanların evli olmayanlarla, çocuklu olanların çocuklu olmayanlarla sosyalleşmeyi pek tercih etmediği manasız dünyamızda, bekar kadın kast sisteminin en alt tabakası, adeta bir cüzzamlı. Arkadaşlığın medeni hal ile bağlantısı ise bir türlü çözebildiğim bir şey değil.

Kocaları mı çalarız? Her gece vur patlasın, çal oynasın yaşadığımız için kadınları yoldan mı çıkarırız? Anne olmadığımız için anlayamayacağımızdan, bir çocuk nedir bilemeyiz de çocuğu kazayla öldürür müyüz? Nedir abi bizi bu kadar uzağa iten toplum nazarında?

Hah, “anne olmadan anlayamazsın” dedim, yine bam telime bastım. Nedir abi o mevzu?

Çocuğa yönelik bir tavsiye veriyorsun, anne olmadığın için anlayamıyor oluyorsun. Dıştan bakıp gördüğün bir şeyi söylüyorsun, yine anlamıyor oluyorsun. Öte yandan süper salak olmasına rağmen, sırf anne birinin tavsiyesi daha ciddiye alınabiliyor. Ya da ne bileyim, birilerinin yaşadığı bir şeyler anlatılıyor, ne bileyim evliliğindeki bir pürüz vs. Ortada çocuk varsa, sen anlayamıyor oluyorsun. Böyle bir sürü saçmalık. Arkadaşlarınla ilişkilerinin dengesi şaşıyor. Çünkü sen anne değilsin ve dolayısıyla o hususta bir şey söyleme hakkın yok sanki. Anneler aralarında konuşabiliyor ama sana bok yemek düşüyor. Sadece annelik de değil, evli değilsen de bir ilişkideki problemleri sırf evli olmadığın için anlayamıyor, biriyle aynı evde yaşamanın getireceklerini tasavvur edemiyor oluyorsun.

Ne ki bu şimdi?

Hani bazılarımız kedi bakıyor, o kedinin bile sana nasıl da ihtiyaç duyduğunu biliyor. Geç kediyi, bazılarımız bitkilerine bile sorumluluk hissediyor. Sanki çocuğumuz yok ise, sorumluluktan nasibini almamış bir robot mu oluyoruz? Kedini, kuşunu, balığını evde bırakıp basıp gitmiyorsun da, çocuk sahibi olmanın ne büyük bir sorumluk olduğunu bilmeyecek miyiz? Çocuklar yemek yemez, su içmez, çiş yapmaz, ağlamaz, oynamaz, sevgiye ihtiyaç duymaz mı sanıyoruz, oyuncak mı sanıyoruz biz onları? Anne olmadan neyi anlayamayız abi? Biz de birilerinin çocuğu değil miyiz? Anne ne demek bilmiyor muyuz? Çocuk ne kadar sevilir kafamız basmıyor mu? Anne olmadığımız için sizin çocuklarınızı sevemez miyiz bizler? Ya da sizin, çocuğunuzu ne kadar sevdiğinizi anlayamaz mıyız? Evli olmadan gerçek ilişki nedir bilemez miyiz? Bekarsak salak mıyız da aynı zamanda?

Bu bakış açısıyla bakarsak, erkek olmadan bir erkeği, sevdiğin birini kaybetmeden sevdiğin birini kaybetmenin ne demek olduğunu, kolunu kırmadan kolunu kırınca acıyabileceğini anlayamayan şeyler oluyor insanlar. Yani şunu diyoruz aslında: İnsanoğlu empati’nin e’sinden yoksundur, empati kurabilmesi için, kör göze parmak, bir şeyi illa da yaşaması gerekiyordur. “Anne olmadan anlayamazsın”ın esas tercümesi bu değil mi?

Bu evet, aynen de bu. Ve ne yazık ki, bu tercüme doğru da bu memlekette. Evet ya, o kadar da empati yoksunu bir toplumuz. Kendimiz ayrımcılığa uğramadan anlayamıyoruz başkalarının uğradığı ayrımcılığı. Hatta o zaman bile anlayamıyoruz. Bizden değilse, kafamız basmıyor bir başkasının yaşadıklarına. Belki o yüzden çok doğal, “anne olmadan anlayamazsın” refleksi çünkü bu toplum gerçekten anne olmadan anneliği, eşcinsel olmadan eşcinselliği, kadın olmadan kadınlığı, ateist olmadan ateistliği, inanç duymadan inançlı olmayı, başka bir gruba/azınlığa dahil olmadan o grubu anlayamıyor.

Ama işte bu, toplum bazında böyle… Peki de tümdengelerek, bunu tek tek bireylerde varsaymak doğru mu? Peki de o zaman ben çocuğunu kaybetmiş bir annenin gözlerine sinmiş acıyı nasıl görebiliyorum, nasıl taaa iliklerimde hissedebiliyorum, nasıl anlayabiliyorum daha büyük bir acı olamayacağını hayatta? Anne olmadan anlayamayacaksam, nasıl başarıyorum bir anneyi anlamayı? Ya da mesela kendi annemi nasıl anlayabiliyorum bazen?

Empati o kadar zor bir şey değil aslında, biliyor musunuz? Üstelik bir anne için, anne olmayanlarla empati kurmak çok daha kolay. Ne de olsa onlar da bekardı, çocuksuzdu bir zamanlar. Dolayısıyla bekar ve/veya çocuksuz olmanın o kadar da kafası hiçbir şeye basmayan, duyarsız bir gerizekalılık hali olmadığını aslında anlayabilirler, hatırlayabilirler; isteseler, ah bir isteseler…

Sadece bekar kadınlara da değil sanırım yapılan bu ayrımcılık. Boşanan bir anneye de yapıldığını gözlemliyorum, artık sevmediği bir adamla sırf çocuk var diye mutsuz bir yaşama evet demeyi gerektiriyor sanki annelik. Öyle bir yargılayıcı ton: “Ama çocuğu var…” Bir anne, anne olunca kadın olmaktan vazgeçmeliymiş gibi, aşktan, mutluluktan, hayatından vazgeçmeliymiş ve kendini sonuna kadar mutsuzlukla terbiye etmeliymiş gibi. Mutsuz bir annenin mutsuz bir çocuk demek olduğunu atlarcasına yargılayan, kınayan bir ahkam, kadınların burnunun dibinde sallanan bir parmak. Ve ne yazık ki, bazen erkeklerden gelse de, sıklıkla kadınların yaptığı bir vurgu…

Oysa hani büyüdükçe farketmiştik annelerimizin de aslında, anne olmanın dışında birer birey, birer kadın olduğunu? Onların da hayalleri, hayal kırıklıkları, korkuları, hataları olduğunu görmüştük hani yaş ilerledikçe? Annemizi daha sık anımsamış, hatta anlamıştık hani? Nasıl oldu da annelik çocuğun kazandırdığı bir sıfat olmaktan çıkıp da bir genellemeye dönüştü? Herkesin annesi kendisi için özelken, annelik nasıl birey olmayı öldüren bir şey gibi algılanmaya başladı, bir kalıp arkasına hapsetti kadınları? “Anne olmadan anlayamayacak” idiysek, anne olunca bu kadar anlamamak nasıl mümkün oldu?

Yanlış anlaşılmasın, anneliği küçümsemiyorum. Kimsenin anneliğini de yargılamıyorum, çocuğuna düşkünlüğünü de kınamıyorum. Ben milletin çocuklarının maceralarını dinlemekten sıkılmıyorum, fotoğraflarına bakmaktan ya da çocuklarıyla oynamaktan bıkmıyorum. Ben çocukları seviyorum zira, onlarla vakit geçirmeyi de. Ben sadece bu aralar bütün annelere değilse de, bir kısım annelere kızgınım biraz. Çünkü o kadar çok duyuyorum ki bu ve benzer lafları. Ve erkeklerden gelince değil ama bunu kadınlar yapınca çok üzülüyorum. Kadınların, bir çeşit rekabet duygusuyla, kolaycı bir üstünlük sanrısıyla, son derece erkek bir söyleme bu kadar rahat sığınabilmeleri bana acı geliyor. Anne olmamanın, evli olmamanın bir kadın için eksiklik olduğu vurgusuyla, anne olmanın ise bir çeşit üstünlük olduğu imalarıyla, anneliklerini senin anne olmayışın üzerinden valide etme çabaları, bundan yüz yıl, bin yıl önce de kadınların, eğitim, sınıf, ırk, din farketmeden yaptığı, yapabildiği bir şeyi; bugün bir üstünlük olarak başka kadınların yüzüne vurmaları, tamamen atıyorum varoluşunu, kimliğini çocuğu ya da eşi üzerinden tanımlamaları… Tüm bunlar aslında ayrımcılığın, seksistliğin dikalası değil midir? “Kadın dediğin” ile başlayan erkek söylemlerine çanak tutmak değil midir?

Sıfatlarının yanına, hatta belki de en öne, bir de “anne”yi ekleyen, bunu da doğallıkla yapan, hatta istiyorsa süreçte yaşadıklarını paylaşan kadınlar değil benim derdim. Kim olduğunu unutmadan, anneliğin zorluklarıyla boğuşan, bunu yansıtan, her şeyi kusursuz bir Stepford annesi olmak yerine, arada hata da yapan ve hata yaptığını itiraf edebilen, anneliğin de bir öğrenme süreci olduğunu vurgulayan, anne olmakla, çocuğuyla eğlenebilen kadınlar bence çok sevimli hatta.

Ama anneliğin, sadece annelerin alındığı bir masonik örgütmüşçesine konumlanmasına, oraya girebilmek için üstün annelik kriterlerini tamamlamış olma gerekliliğine, bir yanda kariyerini şahane yürütürken, bir yanda süper yemekler yapan, evi pırıl pırıl, elinden her iş gelen, kendini çocuğuna ve eşine adamış “10 parmağında 10 marifet süper anne” pompalamasına, kadınlar üzerinde giderek artırılan, maalesef kadınların da katkıda bulunduğu bu baskıya, bir kadının ancak çocuğu olduğunda tamamlanacağının vurgulanmasına, çocuğu olmayanların hiçbir gerçek sorunu olamayacağının düşünülmesine kılım. “Kadın dediğin” ile başlayan her lafa gıcık olduğum gibi, “kadın dediğin anne olunca bilmem ne” türü laflara da gıcığım ve dedim ya, bunları son derece seksist buluyorum. Ve annelik gibi son derece doğal bir sürecin parçası olan bir şeyde bile su üstüne çıkan, kadınlar arası bu rekabet, bu pasif agresyon, ufacık bir çatlakta sızan gizli saklı kompleksler, imalar beni gerçekten çok yoruyor artık. Kadınlar arası diyorum zira iki babanın babalık konusunda aşık attığını hiç görmedim şahsen ben. Ha belki toplum babalardan, annelerden beklediği kadarını beklemediği için böyledir, o da olabilir tabii…

Neyse…

Bir ara Facebook’ta bir oyun vardı, senin hakkında arkadaşlarına sorular soruyordu, iki arkadaşı kıyaslıyordun filan. Sorulardan biri “hangisi daha iyi anne olur” gibi bir şeydi. O soruda açık ara kaybetmiştim ben. Ve o zaman merak etmiştim, insanlar neden benim iyi bir anne olmayacağımı düşünüyor diye. Yemek yapamadığımdan mı, geyik hallerimden mi? Çocuklarla yetişkinlerle anlaşamadığım kadar iyi anlaşmama rağmen insanlar bende neyi eksik görüyorlar acaba diye, o “anaç” tavır nerede tavsıyor da böyle bir algı oluştu acaba diye. Şimdi düşünüyorum da, eksiklik bende değildi, anneliğin bir takım klişe kriterlerle ölçülmesindeydi sorun. İyi anne eşittir şu, şu, şu… Ve o şu, şu, şu’ların içinde ne yazık ki, çocuğuna masal yazabilecek olmak ya da ne bileyim, ona lineer cebir çalıştırabilmek yok da, güzel bir ıspanak yemeği yapabilmek var ya da renkli bir kazak örmek… Sadece memleketimizde geçerli ‘evrensel annelik kriterleri’ her annenin kendince uzmanlıkları olabileceğini kabul etmiyor da, kendi kriterlerine göre bir tescil istiyor sanki. Benim kızdığım da tam olarak bu galiba, bu saçma kriterlere bazı hemcinslerimin de kendini kaptırmış olması belki de, böylece kendilerindeki eksikleri, belki komplekslerini aklama çabası… “Ben iyi anneyim çünkü şu özelliğe sahibim ama onda bu yok, o yüzden ondan anne olmaz.”

Ama işte bu büyük bir saçmalık… Çünkü ben çocukken annemin yemekleriyle değil, bilgisayar mühendisi olmasıyla övündüm hep. Sardığı yaprak dolmasını değil, sabaha karşı yarı uyanık halde, programlama komutları sayıklamasını anlattım arkadaşlarıma. Börek yapmayı öğretmedi annem bana ama ilkokulda beni bilgisayarın karşısına oturtup, Basic’te hangi sayı hangisinden büyük onu söyleyen bir program yapmayı öğretti mesela. Üstelik benim annem de istedi mi, çok güzel yemek yapar, dikiş diker, titizdir falan filan. Yani o ‘annelik kriterleri’ne de pekala uyar istese ama benim onda en çok sevdiğim, beni annemle gurur duyduran şey uymayışı olmuştur hep. Daha çocukken bile genelgeçer’ler değil, annemi özel kılan şeylerdi benim için önemli olan. Ama işte belki de bu toplum “özel”i sevmiyor, kimbilir…

Neyseeee… Biraz üzüldüm bugünlerde.

Bir gün anne olursam, yemin ederim kimseye dönüp de “sen anne olmadığın için anlayamazsın” demeyeceğim.

13 thoughts on “Yaprak sarma vs. Basic

  1. Ateş saçlı kadın; ellerine fikrine sağlık, pek güzel bir yazı olmuş yine. Bunun bir de boşanmış kadın ve bekar anne kadın modelleri var, o konularda da ben ve Benedicta yaşadıklarımızı aktaralım sen de yaz lütfen. 10 parmağında 10 marifet kadınlar da okusun, kendileriyle gurur duysun :)

  2. Geri bildirim: Baba Olmak » Annelik Masonik Bir Örgüt mü?

  3. Okuyunca binlerce kez oh dedim ben boyle olmadım..kalıplara sokulmus anne, kız, gelin, sevgili..vs bunlardan hep korktum..sanki anne olunca yrmek yapmam zorundayım..yok ben dolasıcam oglumla..beni oglum oyle hatırlasın ..ben de en cok bekar/ evli ılmayan arkadaslarımla dolasayım karakoye gidiim cihangire gisiim eski haytıma olabildigince devam edeyim iatiyorum ki..hayat beni sadece annelik sıfatıtyla hatırlamasın..oglum beni onu anlayan dinleyen onunla eylenen biri olarak hatırlasın..kaybedenler kulıbunde bi sahne vardı serra yılmaz oynuyordu,plak veriyordu ogluna..kitap degiş tokıs yapıyorlardı..iste onlar benim istediklerim..

  4. hayatında hiç gerçek bir zorluk gormeyen kadın, anne olunca ne yazık ki biraz aklını oynatıyor. “annelik dunyanın en zor işi” diye diye dort donuyor. bunda surekli pompalanan “mukemmel ol” baskısının rolu buyuk ne yazık ki.

    ote yandan anne-çocuk ilişkisinin fırtınası ve yoruculugu, en çetrefilli aşk ilişkisinde bile yoktur. bir kaçma kurtulma hissi, aşırı kuvvetli bir aşk, çatışma hali… cok yıpratıcı. anne değilsen anlamazsın demeleri aslında bu yuzden. yaşadığınız en dalgalı aşkı 10la çarpın. işte ona yakın bir kalp spazmı. hem de her allahın gunu

  5. bir manyak hamile oldugumu duyunca “tebrik etmiyorum cunku iyi anne baba olacaginizi dusunmuyorum” demisti, ignore edince bir kez daha soylemisti. oyle kompleksli kadinlara maruz kalmissin. hayatindan cikar bence hepsini, sosyal medyada da, ugrastigina, uzuldugune degmez

  6. Hulya, mutlaka ki isin duygusal yonu cok cetrefilli ve cok yogun, ona diyecek hicbir sozum yok zaten. “Aman canim ne var ki” denecek bir sey degil elbette. Belki bunu yasamadan tam olarak bilmek de mumkun degil ama cok yogun bir sey oldugunu/olacagini tahmin edebiliyor insan, az biraz empati yapabiliyorsa ve aslinda bunu yapabildiginde anliyor da karsindaki anneyi, kendisi anne olmasa bile. Soylemek istedigim buydu. Bir de iste hicbir seyi anlayamayacaginin varsayilmasi, cesitli toplumsal baskilar, beklentiler vs… Yoksa asla anneligin duygusal yonunu kucumsemiyorum tabii ki, bunu ozellikle belirtmek isterim. Nasil olur ki zaten? Anne olmasak da hepimizin bir annesi var sonucta :)

  7. Her insan ilişkisinde olduğu gibi anne-çocuk ilişkisinde de “saygı” esastır ve bunu sağlayan her dişi insandan gaaayet de güzel anne olur bence ;) Gerisi boş :) Toplumun bize dayattığı “mükemmel anne” baskısını, yine biz kadınlar birbirimize empoze etmediğimiz sürece aşabiliriz. Bekar, evli, çocuklu, çocuksuz mutlu mesut yaşarız. Kafaları açmak ve aşmak lazım :)

    Sevgilerimle…
    Berna

  8. Merhaba:)
    Yazılarınızı bugün bu yazı sayesinde keşfettim, takip edilecekler listesi hızla kabarıyor;)
    Dilerim ilerde benim kızım da bilgisayar mühendisi olmamla övünür ben ısrarla şimdilik ona en ev hanımı halimle yaklaşmaya çalışsam da. Bilmem neden üzerimizde şu anda böyle bir gizli baskı var, hepimiz en ideal en organik en duyarlı en bilinçli en bilmem ne anne olmaya çalışıyoruz bence.
    Bir de kadın kadının düşmanı ya genelde, size denk gelenler de mevcut stresi bu anne olmama halinden atmaya çalışıyor olabilirler. Bilmiyorum, bu davranışı bekar/çocuksuz arkadaşlarıma uygulamak aklıma gelmediğinden tamamen atıyorum işte:)
    Tesadüf bugün okuduğum bir başka yazı burada da bir noktaya denk geldi, bağlantı vermeden geçemeyeceğim. “10 parmağında 10 marifet süper anne” pompalamasına” karşı çıkışın hikayesi (http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2012/07/why-women-still-cant-have-it-all/309020/) biraz uzun ve ingilizce ama okumaya değer, ilgilenen annelere öneririm.

  9. yazınızı rebloglayıp da nasıl yorum yapmamışım şimdi farkettim, bir bekar olarak bekarların 2.sınıf insan muamelesi gördüğü en basit şeyi söyleyeyim: yeni bir eşya ya da karar almaya kalktığınızda ‘aman canım evlenince alırsın,yaparsın’ diyenler… her şeyin evliliğe endeksli olduğunu düşünenler…gerçekten daralıyorum ve bu hiç bitmeyecek biliyorum. annelik mevzusu da öyle. onun da ucu evliliğe dayanıyor. “ben evliyim,kocam var,çocuğum var. aaa sen bekar mısın, o zaman zavallısın hiçbir şeyin yok” olay bundan ibaret.

  10. Bayıldım, çok güzel,anlamlı bir yazı olmuş:)Çocuklu bir anne olduğum halde eleştirdiğiniz gibi olmadığım için de kendi adıma sevindim:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s