Mağdur olma hünkarım…

Ulus-Ortaköy otobüs hattında bir deli amca vardı. Belki hatırlayanınız olur. Çok tatlı amcaydı, şöförler de tanırdı, o da hep o hatta bir ulusa, bir ortaköye gider gelirdi, arada miyavlardı filan. Bir gün yanına oturmuştum da anlatmıştı güzel güzel, dişleri yok diye ancak sandviç ekmeği yiyebildiğini. Bu amcaya hiç kimse “defol git lan burdan, ne miyavlıyorsun” demezdi. Nezaketle, insanca davranılırdı. Ha bir keresinde o miyavladığında havlamayla cevap veren gençler hariç bak :)

Yani demem odur ki, karşındaki %100 saçmalayan biri bile olsa sana hakaret etmiyor, saldırmıyorsa insan gibi muamele edersin.

Nereden çıktı bunlar diyeceksiniz, şu videoyu seyrettim demin de oradan:

Öyle çok büyük bir drama yok bence burda ortada, nitekim bir YouTube videosu olarak kalmış, haber bile olmamış pek bir yerde. Ortada işgüzar bir teyze ve hıyar erkeklerin bir kadın karşısındaki hıyar testesteron şovu var. Ama bi saniyeliğine olan biteni, teyzenin ne dediğini, haklılığını haksızlığını, doğrusunu yanlışını boşverelim, oralara takılmadan bir egzersiz yapalım. Bak tamamen atıyorum, Rabiacıları al, yerine gezicileri koy bi. O teyze yerine de başörtülü kadın koy. Kadın gezicilere ders vermeye çalışıyor olsun ve gezici grup o kadına aynı bu teyzeye yapılanı yapıyor olsun. “Burası Taksim, siktir git buradan!” diyor olsun mesela, elinden kolundan itekleye itekleye kovalıyor olsun, oradan geçen taksici yardım etmesin. Ertesi günkü gazete yazılarını ve demeçleri görebildiniz mi? Ben gördüm.

“Başörtülü kadını tartakladılarrr!”
“Başörtülü bacıma hakaret ettiler!”
“Gözlerim dolarak başörtülü ablamızın yaşadığı muameleyi dinledim!”
“Başörtülü diye kovdulaaar!”

Peki.

Elbette ki başörtülü kadına da yapılmasın bu muamele. Hiçbir insana yapılmasın. Başörtüsü değil ki kriterimiz, kadınlık da değil, insanlık burada. Hatta geçelim insanı, kediye köpeğe de yapılmasın “defol git lan burdan, pis hayvan!” diyerek tekmelenmesin mesela sokaktaki kediler, köpekler.

Yapılmasın işte. Kimse kimseyi sırf görüşüne, hayat tarzına ters diye bir yerden kovma hakkını bulamasın kendinde.

Kadın. Erkek. Başörtülü. Çapulcu. Alevi. Kürt. Ermeni. eşcinsel. Transseksüel. Bıyıklı. Bıyıksız. Galatasaraylı. Fenerbahçeli.

Zira kimse kusura bakmasın ama ne Beyoğlu sadece bir grubun, ne Fatih diğerinin, ne Beşiktaş birinin, ne orası, ne burası. Her yer herkesin ama hiçbir yer kimsenin değil.

Herkes herkese insan gibi davransın elbette.

Ama günün sonunda mağduriyetin sadece bir kesimin tekelinde olmadığını da hatırlamakta fayda var. Mağduriyet sadece en çok mağdur edebiyatı yapana ait bir şey değil. Bir şeyi 40 kere söylersen olur hesabı, 40 kere “başörtülü bacılarımıza yapılanlaaaaar!” diyince, “camiye ayakkabılarıyla girdiler!” diyince o grup en mağdur, tek mağdur grup olmuş olmuyor.

Doğrudur, zamanında mağdur edildi dindar kesim, belki çok mağdur edildi, en çok onlar edildi ama bir tek onlar edilmedi. Dindarların mağduriyet derecesi şu kadar mağdurpuan, eşcinseller bu kadar diye absolut bir değerlendirme sistemi yok ne yazık ki. Ve mağduriyeti “benimki daha büyük” diye ölçmek bile ayıp belki.

Ama işte bugüne baktığımızda, gördüğümüz şu ki, muktedirin giydiği mağdur ceketi, zalimin yaptığı mazlum edebiyatı inandırıcı olmuyor. Bin farklı mağduriyet içinde, hep ve sadece müslümanlıkla ilinti olana ağlamak, olmuyor işte, olmuyor.

Bugün her gün “yüzde 99u müslüman bir ülke” söylemleriyle bir şeylerin servis edildiği bir ülkede islamofobiden, sürekli olarak müslümanlara yapılan zulümden bahsetmek, en hafif tabirle haksızlık oluyor, ayıp oluyor, şımarıkça duruyor.

Bir ateist, dindarlar kadar mağdur edilmedi diyebilir birileri. Ben de derim ki bu memlekette ateistler hiç var olamadı ki? Hep saklamak zorunda hissettiğin bir şeyden ötürü mağdur edilmeyince mağdur olmamış mı oluyorsun? O kadar kanıksanmış, içselleştirilmiş bir mağduriyet ki oysa ateistler durumunda bahsedilen. “Ya ben ateistim, kusura bakmayın, susayım en iyisi” ezilmişliği o kadar içe işlemiş ki…

İmam-hatipleriniz, namaz saatleriniz, baş örtünüz, hepsi mağduriyetin bir parçası olabiliyor ama kalkıp inanmayan birinin zorla din dersine sokulmasındaki ve buna hiç kimsenin gık diyemiyor oluşundaki mağduriyeti kendine sormuyor hiç kimse, bir ateist bile. O kadar normalize edilmiş bir mağduriyet. Zamanın ikna odaları anlatılıyor, oha diyoruz, üzülüyoruz ama abi, inanmayana ya da devlet okuluna giden bir Ermeni çocuğa haftada 2 saat “Müslümanlık şöyle harika din, dua böyle okunur, namaz şöyle” dersi vermek ne düşünmüyoruz.

Sanılıyor mu ki ateizmin bir simgesi olsa, bir insana bakınca bu ateist denilebiliyor olsa mesela; o insanlar tamamen atıyorum Fatih’te rahat rahat gezebilir dayak yemeden? Ya da geçelim ateizmi… Hiçbir eşcinsel çift ele ele sokakta yürümeye cesaret edemezken “ne yani, eşcinsel diye bir şey mi yaptık?” demek o kadar saçma ki aslında. Var olmalarına izin vermediğin kitleleri onları yok ederek, yok sayarak mağdur etmiyor olduğunu sanmak aferin’lik iş midir gerçekten? Gel bir de görmezden gelmeyi başaramadığın, cinsel kimlikleri ateistin inançsızlığından çok daha belirgin bir şekilde görülebilen transeksüellere bakalım istersen. Her gün cinayet haberi, her gün taciz, her gün hakaret. Ama onlar dejenere, yoz, ahlaksız…

Kime göre? Evet ya, müslümana göre. Ne acayiptir ki mağdur edildiği söylenen bir kitlenin değer yargıları belirliyor ahlaksızı, yozu, normu…

Oysa kaç farklı mağdur grup var ortada farkında mısınız? Ermeni diye öldürülen, Alevi diye işaretlenen, Kürt diye mimlenen, açık giyindi diye tecavüze uğrayan, ailesine karşı gelemeyip töreye alet edilen ve kurban verilen, hep susan, susmak zorunda bırakılan kaç grup var farkında mısınız? Kaç farklı mağduriyet, kaç farklı hayat…

Dedim, yine diyorum, kimseye yapılmasın. Başörtülü diye bir kadına gidip de “senin yüzünden” bikbikleriyle saldırılmasın, başörtüsü açılmaya çalışılmasın. Ama diyelim ki bir manyak menopoz teyze bir başörtülü kadına bunu yaptı, sokakta hakaret etti. Bunu sakıza çevirip bu yüzden günlerce ağlayıp, damar yazılarla “vicdaaaağğğğn! insanlığğğkkk! gecelerdir uyuyamıyorum!” edebiyatı yapanların; elinde odunlarla sokaklara inip gencecik çocukları öldürene kadar döven karşısında susması, o işte olmuyor öyle. Çok sahtekarca duruyor, ikiyüzlü duruyor, vicdansız duruyor. Şımarık duruyor.

Rabia diye ağlayanların, 19 yaşındaki çocuğa ağlayamaması, Mısır’a Fatiha’lar yollanırken burda ölenin ailesine bir başsağlığını çok görmesi öyle büyük bir sömürü ki… Gencecik insanın ölümüne sırt çevirenlerin Mısır’a, insana, hayata ağlayabileceğine inanılır mı? Mısır’da olanlar Ukrayna’da olsa mesela, birileri de bunu kendi memleketi meselesi haline getirse “elin gavuruna ağlayacağına kendi işine bak” diyecek olanlar almış eline pankartları “gencecik kızlar, çocuklar ölüyooooor!” edebiyatı yapıyor. Satır arasında gizli anlam: Gencecik müslüman kızlar, gencecik müslüman çocuklar. Tıpkı orada yaşayanlar çoğunlukla Kürt diye Van Depremi’nde “oh olsun” çekenin vicdandan bahsetmesi gibi. Ne arsızlık!

İnsana ağlayan önce “nereden gelmiş? görüşü ne? dini ne?” diye sorar mı?

Tamam algıda seçicilik vardır serde, kendine yakın bulduğunu görüyorsundur önce. Burası doğal. Ama kendine uzak gördüğün mağdur olduğunda da bunu saçma sapan sebeplerle rasyonalize etmeye çalışmak işte, orası sıkıntılı.

İnsanların görüşleri ve inançları nedeniyle zulüm görmesine karşı çıkmak, güzel bir şey. Ama bu duruş sadece mevzubahis görüş ve inanç “müslümanlık” olunca geçerliyse yalan bir duruş oluyor. Kameralar önünde sopayla dövülerek öldürülen çocuğu görüp de onun da kendi görüşü yüzünden öldürülmüş olduğunu anlayamıyorsan, bunun sana yapılanın başka bir türü olduğunu da anlayamıyorsun demektir ya da gözünü intikam bürümüştür.

Zamanında olanlar yüzünden bugün bir şeyleri değiştirmeye çalışmak yerine hala ve inatla “bize zamanında bunları bunları yaptılaaar!” diye haykırmak; konu asla çözülmesin istemekten, o “mağdur” kozu hep oynanabilsin, bu kozun manipülatif gücü hep gündemde kalsın istemekten başka bir şey değil.

Ama işte yarın muktedir değiştiğinde, roller değiştiğinde kendini yine “gerçekten” mağdur durumda bulursan şaşırmayacaksın o zaman. Çünkü sen inanç/kimlik/ırk yüzünden insanlar zulüm görmesin demiyorsun; sen bencilce, arsızca, sadece ve sadece kendin için istiyorsun bir şeyleri. Çünkü inancına karışılmasını gerçekten istemeyen biri bugün kendisinin zıttı da olsa, başka bir kitleye zulmedenin önünde durur. Çünkü bilir ki esas mevzu hangi görüşün baskılandığı değil; bir görüşün baskılanabilir oluşudur.

İşte bu yüzdendir Gezi’de başörtülü kızların, eşcinsel bayraklarıyla yan yana karelenmekten gocunmaması, ülkücünün Kürt’e el vermesi, uzun saçlı çocukların kandil simiti dağıtması. Gerçek insanlık, gerçek vicdan böyle bir şeydir zira. Somali’deki çocuklara aç oldukları için değil, aç müslümanlar oldukları için ağlayıp Olimpiyatları kaptı diye Japonya’ya deprem temennisi göndermek değil.

Ona ağlama, buna ağla demiyorum bak. Ona da ağla, gel buna da ağla, diyorum. Ama sen diyorsun ki ona ağlamam, yalnızca buna ağlarım, ona ağlayanı da döverim.

Olmuyor işte öyle.

Sonra mağduriyetten bahsedince de inandırıcı olmuyorsun.

Olmuyor işte ya, olmuyor.

20130912-231820.jpg

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s