Bozuk musun cicim?

Herkes kırılıyor, herkes kazık yiyor, herkes kızıyor, üzülüyor, ağlıyor, gülüyor, kırıyor, üzüyor, tökezliyor, kendinin ve başkalarının engellerine takılıyor. Ama gariptir, herkes bunlar içinde özel olduğunu düşünüyor, çok farklı, çok eşsiz, çok tek ve çok yalnız. Kimse anlaşılamıyor, kimsenin değeri bilinmiyor, kimse yeteri kadar sevilmiyor. Herkes “ben herkesi kendim gibi düşündüğüm için böyle oluyor” derken, aslında kimse kimseyi kendi gibi düşünmüyor. Düşünebilse o kadar eşsiz, o kadar yalnız olmadığını da anlar ama anlamıyor ve bir tek kendisi bunları hissediyor sanıyor. Belki başka türlü özel hissedemediğinde; deliliğiyle, sorunlarıyla, acılarıyla, göz yaşlarıyla özel oluyor kendisi için ve sanıyor ki bu tek başınalık onu farklı yapıyor herkes gözünde de.

Büyük yanılgı… Çünkü elbette herkes farklı, herkes farklı yerlerden geliyor, farklı güdülerle, farklı davranıyor. Ve elbette herkes eşşiz ama neden eşsiz? İki kaşı simetrik olmadığı için eşsiz mesela, ya da konuşurken belli bir sözcüğü kullandığı için, ses tonunun değişik vurguları için, yaptığı bir espri, verdiği bir akıl, üzerinde taşıdığı hava, yakıştırdığı elbise, gözlerindeki parıltılar, gözlerindeki hüzünler, gülerken domuz sesi çıkarması, sarılırken içine sokması, duygulanırken coşması, sevdiği bir şeyden bahsederken heyecanlanması, yaşadıkları ve yaşamadıkları, yaşadıklarından aldıkları ve almadıkları ile eşsiz. Ve tüm bunlara benzeyen başka eşsiz datalar taşıyan başka insanlardan beslendiği için, onların getirdiği eşsizlik kombinasyonlarıyla da eşsiz. Eşsiz kere eşşiz, sonsuz kere eşsiz. Ve evet, tek başına. Koca dünyada bir tane. Bir adet sen. Bir. Şu kalabalık içinde bir tane kalabilmeyi başarmış başka bir şey yok. Senden, benden, ondan başka. Doğa ve şekil gereği herkes özel ve bu özellik durumu son derece de genel.

Eşsiz olmadığın tek yer survival ve bunun için yaptıkların. Yalnız olmadığın, tek olmadığın, özel olmadığın tek yer. Nasıl ki şeklen başka başka olsa da hepimizin beden anatomisi aynıysa, mide herkeste aynı işe yarıyor, damarlar aynı şekilde kanı taşıyorsa; ruh anatomisi de öyle. Orada da giderilmesi gereken ihtiyaçlar var, yerine getirilmesi gereken görevler var. Bu ihtiyaçlar giderilmediğinde, acı çekmeler başlıyor bir şekilde ve hayatta kalabilmek, başa çıkabilmek için kompanse etmeye başlıyor bünyecik. Tıpkı mide çalışmadığında başka bir organın onun görevini yerine getirmeye çalışması gibi, ruh içinde de aksamalar başlıyor. Bir yerdeki eksiği başka bir şeyle kapamaya başlıyorsun filan ve abartırsan biraz kişilik bozukluğuna doğru gidiyorsun. Hani bir organa fazla yüklenirsen çöker ya, o hesap.

İşte insanların o muhteşem eşsizliği içinde başkalarıyla kurulabilecek nadir paralleliklerden biri de belki de bu bozukluklar, öğrenilmiş, edinilmiş davranış biçimleri, patternler, savunma mekanizmaları. Çok temel, çok survival, çok çocukluktan. Minik bir çocukken dünyaya bakıp da henüz anlayamadığın şeyleri anlayabilmek, onları kabul edebilmek için geliştirdiğin, modellediğin ama çocukluk bittiğinde, gerçek hayat önüne gerçek sorunlar çıkardığında seni korumak yerine yıpratan bir hayatta kalma çabası.

Tamamen atıyorum, biri sevdiği birini kaybediyor erken yaşta, bir diğeri çok güvendiğinden kazık yiyor, bir başkası yeteri kadar sevilmiş hissetmiyor… Sorunlar başka elbet ama o sorunların yarattığı kompanse etme çabası, hah işte o burçlar gibi bir şey, çok da farklı değil. Açıyorsun bir psikoloji kitabını ve okuyorsun belirtileri, “aaa nerden de bildi! aynı ben vallahi” der gibi gözünün önünde oluyor durum. Birine uymuyorsan, bir diğerine uyuyorsun. Bakıyorsun çevrene, bambaşka bir yerlerden bambaşka dertlerden geçmiş biri ve evet, o da meğer “aynı sen.” Herkese uyacak bir arıza, bozukluk ya da tam bozukluk olmasa da neredeyse bozukluk var işte… Şu narsist, şu pasif-agresif, bu histrionik, o bağımlı, bu obsesif, şu panik atak… Herkes bir şey. Hemen hemen herkesin girebileceği ya da en azından bir kısım belirtilerini gösteriyor olabileceği bir başlık var. Aklı, rasyoneli, sağlıklı olmayı bu kadar öne koyan bir dünyada, herkesi normalize etmeye çalışan toplumlar arasında aslında kimse normal değil. Herkes deli az biraz ve delilikler insanları eşsiz kılmaya yetecek kadar çok çeşitli değil çünkü o savunma mekanizmaları o kadar çeşitli değil, çünkü o savunma mekanizmalarının doğmasına sebep olan temel ihtiyaçlar o kadar çeşitli değil. Sevmek, sevilmek, kabul görmek, takdir edilmek, onay vs. işte… Başka ne olacak ki zaten? Madem yemek yemek hiyerarşide en temel hayatta kalma ihtiyacı, ruhun, egonun yemeği ne ki?

Biri az seviliyor her ortamda dikkat çekmeye çalışan biri oluyor, biri az seviliyor bağlanmaktan korkar oluyor, biri az seviliyor başka bağımlılıklarla kendini tamamlıyor, biri az seviliyor kendini ortaya koymaktan çekinir oluyor, biri az seviliyor, kendinden başkasını görmez oluyor, biri az seviliyor, başkalarına acı çektirmek istiyor. Farklı insanlar, farklı davranış biçimleri, farklı ağırlıklarda travmalar ama işte biri ayağını kırmış üstüne basmış, öbürü alçıya almış, öbürü bacağını kesmiş… Yine de özü aynı değil mi hep? En travmasız hayatlarda dahi hayatın kendisi bir travma değil mi?

Herkes hep istisna olmak istiyor da istisna olmak o kadar kolay değil. Evet ya, günün sonunda hepimizin bozukluğu, arızası psikoloji kitabından çıkma koca bir klişe. Açıyorsun, bakıyorsun, buluyorsun kendini. “Aaa siz de mi pasif-agresifsiniz, ben de öyle, iyi anlaşırız. Benim yükselenim de panik-atak. Ya sizinki?”

Böyle baktığında tamamen atıyorum ama kibirli bir politikacıyla en yakın arkadaşının ne kadar benzediğini görüyorsün. Ya da bir rock yıldızıyla kendi halinde bir ev kızının. Nefret ettiğin birinde kendini buluyorsun mesela. Alakasız birinde anneni. Başarıya endekslenmiş, hırs küpü biriyle hayattan elini ayağını çekmiş bir insan arasındaki benzerliğin sandığından daha yakın olduğunu anlayıveriyorsun birden. Bir bakıyorsun, acı çeken bir sürü insan var, üstelik farklı acıları aynı senin çektiğin şekilde çeken de çok.”Yoo yoo ben farklıyım” deme, o kadar farklı değiliz bu sularda, hep alanla hep veren, sadistle mazoşist, narsistle bağımlı arasındaki fark o kadar da büyük değil aslında.

Tamamen atıyorum ama sen mesela, birileri seni beğenmeyince öfkeye kapılan kız, sen bağlanmaktan korkan adam, sen hayatını panik ataklarla geçiren genç, sen gerginliklerle yüzleşmek yerine görmezden gelen abi, sen hayatta işten başka bir şey düşünmeyen teyze, sen kaybetme korkularıyla güdülenen kadın, sen seni eleştirenin ipini anında çeken abla, sen sürekli birilerini kurtarma odaklı yaşayan kardeşim, sen yadsıyan, yansıtan, kuran, rasyonalize eden, sen, sen ve sen…

Bir yanınla teksin, evet. Diğer yanınla ise hiç de tek değilsin. Hepimiz istisna ve hepimiz bir o kadar da kuralız.

Ve bak, işte bunun için sevinmelisin aslında. Çünkü evet, yalnız da değilsin.

we-re-all-quite-mad-here-you-ll-fit-right-in

One thought on “Bozuk musun cicim?

  1. vay vay vay, iç sesimin bazen çığlıkları bazen de melodileri bu kadar net ve derin ifade edilebilirdi. Yarın ilk iş bu yazının çıktısını almak ve yakınımda tutmak olacak. Hem istisnayım hem kuralım biraz da çapulcuyum ammmaaa….

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s