İzleyicilerimiz için özel Hayat Paketi!

873245275_69454c042e

“…Kızın dingin ve telaşsız hareketlerle ev işlerini yapmasını izlerken kendisinin de rahatladığını, bazı insanlar için yaşamın anlamlı ve güzel olduğunu görüp, bu anlamı ve güzellikleri kendi yaşamında da bulabileceğine yeniden inanmaya başladığını hiç kimseye anlatamayacağını biliyordu. Kız ona yardımcı oluyordu.”
– Patricia Highsmith, Baykuşun Çığlığı, sf. 13

Bir röntgenci. Genç bir kadını gözetleyen bir röntgenci. Ama öyle soyunurken, duş yaparken filan değil. Kızı sadece günlük ev halleri içinde, yemek yaparken, dikiş dikerken, mutfakta iş yaparken izlemek isteyen ve bununla mutlu olan bir röntgenci bu hikayedeki. Başka hiçbir amacı olmayan bir adam, sadece ve sadece bir başkasının hayatının basitliğinin ve o basitlik içindeki mutlulukla tatmin oluşunun adama verdiği umut, huzur…

Elbette ki bu adamın gördüğü kız bir sanrı, aslında o kızın kim olduğunu, gerçekten o basit yaşam içinde mutlu olup olmadığını bile bilmiyor (en azından sayfa 13 itibariyle bilmiyor henüz). Sadece kıza kendi kafasındaki bir imgeyi yüklüyor, kendi senaryosunu, kendi huzur arayışını, kendi varsayımlarını… Dıştan görünene bakıp, kendince yorumluyor adam ve bununla mutlu oluyor.

Aslında ne kadar tanıdık bir senaryo…

Bir kafede oturup yan masanın konuşmalarını dinleyerek ya da bir barda etrafı izleyerek eğlendiğimiz olmuştur herhalde hepimizin. Oturursun bir masada, bir kadının sevgilisinin karısını arayıp saydırmasını dinler, şaşırırsın. Bir iş adamının ukala tavırlarla karşısındaki etkilemeye çalışmasına, bol keseden attığı palavralara bıyık altından gülersin. Kavga eden bir çift görünce araya girip “sen haklısın, sen haksız! hadi dağılın!” demek istersin falan filan.

Bunu yapan tek kişi ben olamam. Zira böyle genel bir eğilim olmasa ne reality show’lar, ne de vlog’lar bu kadar yükselebilirdi bence… Ama var, başkalarını gözetlemeye, bilmediğimiz, tanımadığımız birilerinin hayatının nasıl bir şey olduğunu merak etmeye, onlara senaryolar yazmaya doğru bir eğilimimiz var, nedense.

Sonuçta milletin pencerelerine tırmanıp içeriyi gözetlemiyor da olsak, aslında hepimiz birer röntgenci değil miyiz? Hele ki günümüz dünyasında, hepimiz birilerinin hayatını uzaktan ya da yakından izlemiyor muyuz? O izlediklerimizle kendi anlamlarımızı yükleyip mutlu ya da mutsuz olmuyor muyuz? Bir yandan da kendi röntgenlediklerimizin yanında kendimizi başka röntgencilere mütemadiyen teşhir etmiyor muyuz?

En basitinden Facebook. Mutlu mutlu fotoğraflara bakıp, “ah ne güzel hayat” diye iç geçirip kendimizdeki eksiklikleri daha fazla hissettiğimiz olmuyor mu o hayatın gerçek mi, sadece bir rol mü olduğunu dahi bilmeden? Sadece dışarıya yansıtılana, tribünlere servis edilene bakıp kendimiz kurmuyor muyuz bağlantıları, anlamları?

Geç Facebook’u, sosyal medyayı, arkadaşımızın çok da iyi tanımadığımız arkadaşıyla ilgili dedikoduları bile heyecanla dinliyoruz. Birileri ilişkisindeki sorunları anlatınca mesela, can kulakla, tüm odağı ona veriyoruz, “sonra ne oldu?”yu merak ediyoruz, o kişi hiç umrumuzda olmasa bile.

Hep mi iyi niyetten bunlar, hiç mi bizim kendi iç mevzularımızın payı yok? Başkalarına endişelenirken içimizden bir yerlerden kendimize paylar, dersler çıkarmıyor muyuz gerçekten? Kendi varsayımlarımızı, yargılarımızı giydirmiyor muyuz karşı taraflara?

Olmasını istediklerimiz, olmadığına hayıflandıklarımız, olduğu için gurur duyduklarımız, olması gerekenlerimiz arasında ya birilerini izliyor ya da birilerine son kalite izleme keyfi yaşatmak istiyor gibiyiz içten içe. Ya da kendimizi paketleyip bir ürün gibi sunuyoruz izleyicilere. Ve birilerinin sunduğu paketleri alıyoruz bazen kendi eğlencemiz için. Spor Paketi, Sinema Paketi, Haber Paketi gibi Hayat Paketleri işte…

O paketlerde gördüğün ama kendinde göremediğin bir şeyleri bulmak belki de amaç. Ya da sende olup da onlarda olmayan bir şeyleri yakalamak… Haline şükretmek veya halinden şikayet etmek ama öyle ya da böyle, egoda bir yerlere bir temas var belli ki. “İyi ki bunlar gibi değilim” ya da “Ah keşke ben de böyle olabilseydim” arası bir yerler… Çünkü günün sonunda, sanane aslında, başkalarının hayatından, eğer senin içinde bir yerlere değmese, bir yerleri doyurmasa.

Böyle bakınca, yani hayattaki pek çok şey bir takım fantağzileri ya da merakları doyurmak uğrunaysa eğer, porno sektörüne bu kadar saydırmakla haksızlık ediliyor sanki. Neticesinde birinde tamamen atıyorum ama 10 kadınla aynı anda sevişen adam olmak mesela fantazi, diğerindeyse (izleyen için de izlenen için de) her şeyi kusursuz bir hayata sahip olmak…

Sevgili paketi. Mutlu evlilik paketi. 3 çocuğum var, çok mesudum paketi. İşimde de aile yaşamımda da her şey yolunda paketi. Gelenle gidenle sevişiyorum paketi. Çok başarılıyım paketi. Bana özenin paketi. Ben mükemmelim paketi.

Kanallar çok. İstediğini seç, izlemeye başla.

2

2 thoughts on “İzleyicilerimiz için özel Hayat Paketi!

  1. Satın Tan; blogunuzdaki yazılarınızla kıyaslandığında oldukça kısa bir yazı olmuş esasen…

    Öte yandan da öntgen konusuna gelince; sinema gibi en popüler hobimizin aslında bir nevşi röntgenleme ihtiyacını karşıladoğını, hatta roman okumanın bile bir röntgenleme olduğunu düşünebilirz sanırım değil mi? Evet; elbette, röntgen hep var ve biz çok seviyoruz…

  2. Ebey özgür bey haklısınız, sinema da öyle biraz.
    Bazılarına, hatta belki genele göre daha kısa ama bundan kısa yazılar da var blogda :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s