Ağır çekim

url-1

Sene kaç bilmiyorum. İtalya’nın bir köyünde yaşıyorum. İsmim Deniz, bu köyün yerlisiyim.

Küçük dağlık bir köy burası. Yemyeşil Toskana vadilerine tepeden bakıyoruz, aşağısı alabildiğine yeşillik. Sanki bir çizgi filmden fırlamış gibi pastel renklerde bir cennet… Gün batarken gökyüzünü kırmızılı turunculu pembeli bir renge boyuyor. Yamaçlardaki tek tük evler belli belirsiz seçiliyor. Sarı sarı, balya balya samanlar dağların yumuşak eğimi arasında özellikle belirtilmiş noktalara benziyor. Bazen de koyu bir sis kaplıyor etrafı, sanki beyaz tombalak bir bulutun üstünden izliyormuşuz dünyayı gibi… Garip, esrarengiz bir havası oluyor sis altında gördüğümüz her yerin.

Köyümüz dik bir yamacın üstünde kurulu. Daracık sokaklar arasında sarımtırak evler… En aşağı 200 yıllık hepsi, renkli panjurlarımız var, kimisi yeşil, kimisi mavi… Bir de meydanımız var, özel günlerde hep orada toplanırız ama Roma’daki koca meydanlar gibi değil, küçücük, minicik, bizim köye yaraşır bir meydan….

Herkes birbirini tanıyor köyde. Yoldan geçerken pastacı Lucia’ya, fırının sahibi Bernardo’ya selam veriyoruz. Zaten topu topu 2 işlek yolumuz var, pastacı birinde, fırıncı diğerinde. Sokaklarda yaşlı teyzeler merdivenlerde oturup gelene geçene laf atar, az biraz da dedikodu yapar. Yaşlı Sofia senelerdir genç kızlığında nişanlı olduğu ama sonra birkaç kilometre uzaktaki köyden biriyle nişanlanan Ernesto’yu anlatır herkese. Bütün köy Sofia’nın kalbi kırık aşk hikayesini ezbere bilir, ben dahil.

Ben neden buradayım, nereden geldim, bilmiyorum. Bir yerlerin yerlisi olan, doğma büyüme olan herkes gibi sebepsizce, nedenini bilmeden oradayım, hep orada olmuşum sanki. Oranın şarapları, oranın keçileri, oranın yeşili benim. Başka bir yer görmemişim, bilmiyorum.

Bir gün İtalya’da büyük bir ayaklanma çıktığının haberini alıyoruz, neredeyse iç savaş… Önce korkuyoruz bizim mutlu köyümüze de sıçrar mı diye ama sonra günlük hayat akışında devam ediyor, fazla umursamıyoruz olan biteni… Zaman kırsal yerlerin temposunda, sanki ağır çekim bir filmdeymiş gibi yavaş yavaş geçiyor. Bernardo’ya selam veriyoruz, Yaşlı Sofia’dan Ernesto’yu dinliyoruz, sürüden ayrılan yavru keçiyi yakalamaya çalışıyoruz, bağ bozumunda şarap deniyoruz.

Günlerden bir gün köye insanlar geliyor, yabancı insanlar… Bir şeyler istiyorlar bizden, kaba insanlar bunlar, silahları var. Anlıyoruz ki, ülkenin genelindeki savaştan bize kaçar yol yok. Her ne kadar zamanın farklı aktığı, dünyanın başka döndüğü bir yerde yaşıyor da olsak dünya elini uzatıyor işte.

Adamların silahları var. Kaba, çamurlu ayakkabılarıyla köyün daracık sokaklarına girip tüm uyumu bozuyorlar. Yumuşak yumuşak akan melodinin içindeki beklenmedik davul sesi gibi. Yerimizden zıplıyoruz.

Adamlar Yaşlı Sofia’yı yerlerde sürüklüyorlar. Sofia hiç parası olmadığını söylemesine rağmen ondan para istiyorlar. Neredeyse 90 yaşına merdiven dayamış Sofia, o kadar sürüklenmeye nasıl dayanır bilemiyoruz. Uzaktan izliyoruz, hiç de alışık olmadığımız, durağan hayatımızı bıçak gibi kesen şiddeti. Müdahale etmeyen çalışanlar koca postallarla tekmeler yiyerek yıkılıyor yere. Bugün her zamanki gibi geçmeyecek, anlıyoruz. Bugün zaman bizim değil, onların temposunda olacak ama biz o zaman diliminde bocalıyoruz.

Yaşlı Sofia’nın çığlıkları kesiliyor, herkes evlerine kaçışmış, aralık perdelerden bakmaya çalışıyor. Kimsenin postallara ve silahlara göğüs gerecek gücü kalmamış. Kanlar içindeki Sofia bize bunu öğretmiş. Yaşlı Sofia’nın bir daha asla Ernesto’yu bize anlatmayacağını o sessizlikle anlıyoruz.

Sokaklarımız kirleniyor, kanla boyanıyor. Ağlıyoruz perdeler arkasından.

Ben o köyün yerlisiyim, doğma büyüme oralıyım, o insanları tanıyorum, o insanlar benim insanlarım. Postallı ayaklar, silahlı eller pastacı Lucia’nın dükkanını yağmalamaya doğru ilerlerken “bunu durdurmamız gerek” diyorum. Ne yapacağımı bilmeden önlerine atılıyorum, hayır diyorum, geçemezsiniz!

Birden tüm korkularım yitip gidiyor, adamlar bana ne yaparlarsa yapsınlar rüya köyümüzü korumam gerek, ne postallarından, ne silahlarından korkmuyorum. Öyle dik duruyorum ki önlerinde, adamlar afallıyor. Bir tanesi bana vuracak oluyor, bir bakıyorum yanımda Bernardo. Onu itip kakacak oluyorlar, işte orada Lucia. Onun yanında Sofia’nın kızkardeşi Maria. İşte orada köyün bıçkın delikanlısı Nicolo. Ve hatta Sofia’nın vefasız sevgilisi Ernesto da orada… Hepimiz oradayız, pasta dükkanının önünde siper.

Adamlar biri beni itiyor, silahının ucuyla itiyor. Yere düşüyorum, düşerken de silahın patladığını duyuyorum, göğsüme bir sancı saplanıyor. Yanıma bakıyorum, herkes, herkes orada, tüm köy aynı noktaya toplanmış. Ben gözlerimi kapıyorum.

Canlı hayatıma dair son hatıram bu. Ondan sonra ölüyorum ama gökyüzünden izliyorum olan biteni. Köy halkının nasıl azimle silahlara karşı koyduğunu seyrediyorum. Postalların kaçışını. Köyün yeniden boşalışını görüyorum gülümseyerek.

Adamlar gittiğinde sokakta yatıyoruz, yaşlı Sofia ve ben. Sokağın oluklarından akıyor kanımız. Bir el bana uzanıyor, beni kucağına alıyor. Bernardo bu. Bununla birlikte herkes ismimi haykırııyor. Bernardo’nun kucağında ben, peşinde tüm köy, hatta çevre köylerden bir sürü insan meydana yürüyoruz… İsmim hepsinin dudağında.

Meydandan ilerliyor, bir tepenin üzerine geliyoruz. İnsan seli beni ellerinin üstünde taşıyor. Bir şarkı olmuşum ben artık, yemyeşil vadilere bakıyoruz tepenin üzerinden.

Sene kaç bilmiyorum. İtalya’nın bir köyünde ölüyüm. İsmim Deniz, bu köyün yerlisiyim.
Ölüyüm ama ağır çekimde izliyorum ve artık İtalya’da bir halk kahramanıyım.

blog firtinasi5

Not: Rüyamda İtalya’nın bir köyünde ölüp bir halk kahramanı olduğum ve öldükten sonrasını kuşbakışı izlediğim, kucakta taşınıp, ismimin sloganlarla haykırılışını gördüğüm doğru ama tek hatırladığım da bu aslında. Gerisini şimdi uydurdum yani, bu kadar detaylı bir rüya görmedim elbet ama hikaye anlat dedi ödev, ben de öyle yaptım. Hani “bu ne biçim rüya manyak mıdır nedir” dersiniz diye not düşeyim dedim. Gerçi hatırladığım kadarı bile yeterince saçma, orası da ayrı tabii. İtalya’ya gittim ama bir İtalya köyünde bulunmadım. Toskana vadilerini seyretmedim tepelerin üzerinden. İtalya’ya aşkla bağlı da değilim. Bilmiyorum neden orada halk kahramanı olmayı seçti bilinç altım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s