Elektronikçi hayalet

sadako

Fırtınalı ve karanlık bir geceydi… Rüzgarın sesi de eklenince zaten eski olan evim, çıkan ürpertici seslerle bir korku filmi atmosferi yaratıyordu.

Gergin değildim ama ben. Fırtınadan, karanlıktan, tek başına olmaktan korkmam çünkü. O karanlık içinde hamam böcekleri varsa korkarım. Ama yok gibiydi, böceksiz bir karanlık böcekli bir gün ışığından yeğdi.

Ayaklarımı uzatmış, elimde bir kitap, fırtınanın beni germek için yaptığı her şeyi görmezden geliyordum. Ev sessiz, sadece rüzgarın fışır fışır sesi (rüzgar fışır fışır değil de, başka bir şey derdi sanki? neyse anladınız siz), tıkırdayan kalorifer filan…

Birden çıt dedi televizyon, kendi kendine açıldı. Aldım kumandayı, kapadım, kitabıma devam ettim. Şimdi diyebilirsiniz ki, bu ne kuulluk canım, durduk yerde televizyon açılıyor, hiç üstünde durmuyorsun. Durmuyorum çünkü o televizyon zaten bunu yapıyordu ara ara. Kendine kendine açılmak yani. Artık bilemiyorum nedendi, eski bir televizyondu, öyle akıllı bir şey değil, belki elektrik devreleriyle alakalı bir şeydi, belki de hayaletti filan, sorgulamıyordum pek.Yapacak bi şey yoktu, açınca kapıyorduk işte.

Çıt. Bir daha açıldı TV. Kanalda fırtınadaki bir kazada ölenlerle ilgili bir haber. Kapadım. Ama gıcık başladı hafiften, şurada kasırga altında ağız tadıyla bir kitap okucaz, ona bile izin yok. Çıt da çıt!

Çıt.

Eh ama kardeşim, yeter yani. Aç kapa, aç kapa… Neyse kitaba devam edelim biz.

Dıtdıtdıt dıııııııtt.

Bu sefer açılan TV değil takdir edersiniz ki. Bu sefer evdeki sabit telefon hoparlöre geçti, kendi kendine bağırıyor evin içinde. Hani TV’nin otonom haline alışığım ama benim tanıdığım telefon hiç böyle yapmazdı. Artık benim de gerilmeye başlamamanın zamanı geliyordu belli ki.

Telefonu da kapadım ama kitap keyfi filan kalmamıştı artık haliyle.

Dıtdıtdıt dıııııııtt.

“Hay monako” dercesine tekrar kapıyorum telefonu ama artık suratımda bir garip ifade, güleyim mi ağlayayım mı ne edeyim der gibisinden… Sinirimden telefonun kablosunu çekiyorum, ceza olsun, bi daha yapamasın diye, sonra da boşta kalmasın diye nereye koyayım nereye koyayım derken, bari diyorum bilgisayara takayım eski “dial-up” kafası.

TV’nin fişini de çekiyorum, telefonu zaten çektim. Artık sapıtık elektronikler dünyasından kendimi ayırıp kitabımı…

Dililing.

Bu ne sesi derseniz, bu açılan bilgisayarın sesi. Evet.

Bu aynı zamanda benim gözlerime oturan paniğin sesi.

İçimden geçen “Hıyaaaaaaaaaaaaa!”nın sesi.

Hemen kafamdaki veri bankasını tarıyorum, “böyle bir durumda ne yapılır” aramasına yönelik hiçbir sonuç bulamıyorum. Film arşivine geçiyorum, orada hayaletli filmler var, evet. Onların öğretisi böyle durumlarda “hayaletin suyuna git, ona ne istediğini anlatıcak ortamı sun, sonra derdini çöz, memleketine dönsün” türünden. Hiçbiri hayaletle inatlaş, geç kitabını oku, o çırpınsın dursun demiyor. Bi dinle, diyor, bakalım neymiş derdi. Hayır anacım dinlicem de, TV’leri açıp kapayıncaya kadar açık açık yazsa ya o zaman derdini, bu kadar ima yollu anlatım da olmuyor yani diyecek oluyorum… Sonra “yazmak” düşüncesi bir ampül gibi yanıyor beynimde. Yazmak evet, yazmak istiyor belki, o zaman tesisi sağlamalı.

Alıyorum bilgisayarı, word’de yeni bir dosya açıyorum. “Al bakalım, hayali bok” diyorum, “yaz neymiş derdin” Artık katilini mi bulucaz, intikamını alıcaz, napıcaksak yapıcaz eğer hayatta tekrar kitap okuyabilmek istiyorsak.

Yazmıyor bi şey. O kadar kurcaladı elektronik aletleri, şimdi de bi şey yazmıyor uyuz hayalet. Bekliyorum, tık yok. Gerçi yazsa, bütü kuulluğumu kaybedip “aaaaaaaaaaaaaa!” diyerek evden kaçmam da çok olası ama zaten yazmıyor da, belki bildiğinden, ürkütmemek için böyle yapıyor, alıştıra alıştıra iletişim kurmaya çalışıyor.

Neyse işte yarım saat sonra, hala tek satır olmayınca sıkılıp, kapıyorum bilgisayarı. Tam yerime geçeceğim ki…

Dililing.

İşte o dakika, annemi arıyorum gece vakti. Ağlamaklı bir sesle anlatıyorum olan biteni. “Kızım sen korkmazdın böyle şeylerden” diyor, gülüyor. Kuulluğumu anneme borçluyum demek. Elektronik mühendisi olmasından mütevellit bana devrelerle, sapıtan elektrik bi şeyleriyle ilgili bilimsel bir açıklama veriyor.

Oh diyorum. Bir şekilde bir açıklama buldum ya, rahatlıyorum. Telefonu kapıyorum. Her şeyin fişini çekip, rahatlamış şekilde kitabımı alıyorum, yatağıma gidiyorum. Bir daha da uğraşmıyorum hayaletle, TV’yi mi açıyor, açsın. Telefonu mu açıyor, banane. Ev arkadaşı muamelesi yapıyorum ona, derdi olan bir hayalet gibi değil de, canı televiyon seyretmek isteyen biri gibi. Hem zaten devreler, elektrik, elektronik filan.

Bu arada tamamen tru stori haaa, uydurdum sanmayın.

Elemtere fiş.

14

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s