Hayallerimin evleri

Büyük ev sevmem ben fazla. Minik, kutu gibi, sevimli ama kişilikli bir yanı olan evleri severim. 85 oda, 12 salon, 3 mutfak, 9 banyo değil de; tatlı bir ev isterim. Hepsi birbirinin aynı görünen site evlerini, rezidans dairelerini tercih etmem pek. Havuzuyla, spor salonuyla, güvenliğiyle pek çok konfor sunmalarına rağmen daha güvensiz, daha havuzsuz, daha spor salonsuz ve belki daha konforsuz ama nev-i şahsına münhasır evleri severim.

Evin kendine has bir kişiliği olmasının yanı sıra, bir de kendine has bir keyif unsuru olmasını isterim. Manzara olur, teras olur, şömine olur, bahçe olur, veranda olur, tarihi bir detay, bir doku olur, yüksek tavan olur… Neyse ne ama işte bir keyif unsuru isterim.

Bir de semtine bakarım, ev ne kadar güzel olursa olsun, sevmediğim bir semtte oturmak istemem, dışarı çıktığımda gördüğüm yeri sevmeliyim ben. Bu demek değil ki ultra lüks bir semt olsun, hayır hatta bilakis öyle olmasın mümkünse, semt de ev gibi kişilikli, özellikli olsun isterim.

Hayalimdeki evdeki kriterlerim bunlar benim. Tatlı bir semtte, küçük, tatlı, başka bir benzeri olmayan, kendine has özellikleri ve keyif alanları olan bir ev. Ama bir dakika… Ben zaten tam olarak da böyle bir evde yaşıyorum? Ve sanırım yurt içi ve yurt dışında, bugüne kadar yaşadığım tüm evleri hep böyle evlerden seçmeye çalıştım. Stüdyo bile olsa böyle bir ev… “Ay aman da aman, ne tatlıymış benim evim” diye yanaklarını mıncıklamak istediğim türde evlere meylettim yani ben ve onlarla hep mutlu oldum, bağ kurdum, taşınırken üzüldüm sanki sevdiğim birinden ayrılıyormuş gibi. Taşınmalarımda hep uzun veda seansları yaşadık evlerimle… Hala zaman zaman özlerim bütün yaşadığım evleri.

Şu andaki evim ise gören herkesin “evet ya, bu tam senin evin” dediği bir ev… Ve evet, gerçekten de beni yansıtan, tam hayal ettiğim gibi bir ev… “İşte bu!” dedirten, görür görmez aşk yaşadığım, benim için “the one” bence. Daha fazlasını aramama gerek yok. Miniminicik bir bahçem var ve bahçedeki ardiye gibi alanın içinde kocaman bir kayam var. Hayır öyle küçük bir taş değil, gayet de kaya yani, gayrımenkul bildiğin. Böyle saçmalık olur mu? Oluyor işte… Ama bir insan daha ne ister? Bir ev daha ne yapsın nev-i şahsına münhasır olabilmek için?

Ha ama derseniz ki, hayal bu ya, eve ayıracak sınırsız paran var… 100 milyon dolar bile olsa senin için dert değil nasıl bir ev alırsın? Cevabım net: Yalı alırım. Yalı almazsam da Rumeli Hisarı’ndaki Perili Köşk’ü alırım.

sehzadeburhanettin

Bunları aldıktan sonra da gider Cunda’da ya da Bozcaada’da yazlık olarak bahçesi olan, büyükçe bir taş ev alırım. Bir dakika… bir de çiftlik lazım bana. Keçi, kirpi, ördek filan koyucam; tarımcılık yapıcam içinde. Belki Bozcaada’daki Rum evimin yanına, bir de bağ evi eklesem iyi olur. Ya da belki bir çiftlik arazisinin ortasında bir Rum evi varsa, öyle olabilir. En azından bir evde iki hayali eritebiliriz o zaman.

Böyle yani yalı + taş ev + tarımcılık yapıp hayvan beslemeye izin veren bir alan. Budur ev konusunda olabilecek en uç hayalim. Tarih seviyorum yaşam alanlarında, bir de keyif seviyorum ben. Sıcaklık seviyorum. Kişilik seviyorum. Uzaktan kumanda edilebilen akıllı evler ya da üzerine oturmaya kıyamayacağın pahalılıkta mobilyalar değil de, böyle “canım ya” dedirtecek evler. Hayalim de bu nedenle bugünkü seçimlerimin amplifiye edilmiş hali olur anca.

Küçük düşünüyorsun, dünyaya açıl derseniz… Bence yalı dünya çapında da oturabilecek en güzel evlerden biri. Daha güzelini düşünmek zor. Netekim dünyanın en pahalı evleri sıralamasında oldukça üst sırada Boğaz yalıları. Taş ev + çiftliğe gelirsek o konuda Yunanistan adaları, Hırvatistan, Karadağ filan da iddialı aslında… Oralardan da alabilirim birer tane, madem sınırsız paramız var. Hayır vize derdi olmıcaksa, belki doğrudan oradan alırım. Çünkü Hırvatistan’a gitmek Bozcaada’ya gitmekten daha kolay aslında.

Gerçi sınırsız param var ve vize yoksa her beğendiğim yerden alırım bi ev yani, o kadar da düşünecek bir mevzu olmaz. Prag’dan alırım cafcaflı, heykelli, kolonlu bir ev, Paris’ten alırım, belki Londra’dan bir kırmızı tuğla, İspanya ya da İtalya’dan bir dağ evi, Dubrovnik veya Trogir’den kireç taşından bir ev, Mostar’dan küçük bir taş ev, Midilli’den bir Midilli evi, Santorini’den mavi çatılı beyaz bir ev, Kapadokya’dan bir mağara ev de alırım, çok güzel onlar… Alırım yani hepsini madem param var, niye almayayım.

Ama ne almam? Gidip de Hollywood ünlülerin yaşadığı tarzda 120 odalı bir ev almam. İstemem öyle ev. Onun yerine dağıtırım o 120 odayı 60 eve, 2 odalı bir sürü tatlı ev alırım. En güzeli öyle.

Hayalim dünya çapında bir emlak kraliçesi olmak, evet.

13

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s