Şeytan tatilde gerek

road,ontheroad,pink,travel,trip,apalalaafav-a6ced3115c9569ade7abd753f702b215_h

Sevdiğim tatil, bol gezmeçli tatil benim. Yani bir yerde durup, 10 gün kalmalı değil de, lıngır lıngır gezmeli. 1 gün orada, 1 gün burada, kah orada, kah burada. Çok afedersiniz deli şeytmişcesine. Ha derseniz ki, ne anlıyorsun bundan? Çok bir şey anlamıyorum açıkçası ama seyretmek istediğim filmin fragmanını seyretmiş gibi oluyorum, ki fragman seyretmeyi de severim, sonra kendi kendime “hah bak buraya bi daha geliyim, buraya gelmesem de olur” diyorum falan filan.

Hal böyleyken, road tripçi bi insanım diyebilirim. Araba kiralayak, motosiklet kiralayak, o da olmadı mı trene binek ve gezek fırdöndü misali. Böyle bir halim oluyor tatillerde, adeta bir panik, her yeri görmeliyim 3 dakika için bile olsa gibi. Mesela 5 saatlik yola gidip, bir şehir görüp, sonra yola devam edip, akşam başka bir şehirde kalmak, arada da bir saatlik bir deniz molası, iki saatlik yemek molası vermek gibi oluyor günler… Ve niye bilemiyorum ama bu çok hoşuma gidiyor. Ama tabii genelde tatillerden fiziksel olarak daha yorulmuş dönüyorum.

Tatillerimde en sevdiğim şey, kutsal başucu kitabım Lonely Planet’tir. Tüm tatil boyunca her gittiğimiz yeri okurum filan. Genelde arabayı ya da ulaşım aracı her neyse onu, kullanan değil; ko-pilot olmayı tercih ederim ki Lonely Planet’ciğimi okuyabileyim ve pilotu gerekli/gereksiz bir sürü bilgiyle donatayım, arada otoyoldan çıkarıp Unesco Dünya Mirası Listesi’ndeki bir yerlere sokayım. O listeden de hoşlanıyorum, o listeden olabildiğince çok yeri görmek istiyorum.

Ama benim için gittiğim yerlerde önemli olan şehrin dokusunu görmek, sokaklarını gezmek, insanların yaşamını gözlemlemek ve başka yerlerde göremeyeceğim şeyleri tanımak. Neye inanır bu insanlar, ne yaparlar, vakitlerini nasıl geçirirler, nasıl yaşarlar, ne yaşamışlar daha önce, yaşadıkları acıları silebilmişler mi gibi… Yol tatillerini bu yüzden severim, pencereden yolları, yol kenarı şehirlerini, tabelaları seyredip o ülkeyi anlamaya çalışıtım. Bu nedenle en turistik yerlerdense başka yerlerini görmeye çalışırım. Ve yine bu nedenle tur konseptini hiç sevmem.

Tatillerimi genelde böyle geçirdiğimden en sevdiğim bir tatilim yok aslında. Çok sevdiğim bir sürü tatil var. Her gittiğim yeri sevmeye çok açık olduğumdan da her yer ilginç gelir bana, her yere özel bir sempati beslerim. Şurayı bu yüzden, orayı şu yüzden severim… Ama hepsinin yeri ayrıdır kalbimde. Tatillerimi de benim için güzel yapan ne yaptığımdan çok, gittiğim yeri ne kadar ilginç bulduğum, ne kadar sevdiğim sanki… Hani çok sevdiğim bir yerde kötü bir tatil geçiremezmişim gibi. Oysa saçma bir düşünce tabii bu, yanındaki tipler gıcık tiplerse, burnundan getirseler mesela, tatil cehenneme dönebilir pekala. Ne demiş atalar, bir insanı yolda tanırsın. Tam böyle değildi bu söz ama özünde buna benzer bi şey diyordu sanki.

Bu arada sadece yurt dışından bahsetmişim gibi oldu nedense ama Türkiye’de de böyle arabalı yolculuğum çoktur. Yurt içinde, yurt dışında her yerde olayım bu benim.

Neyse yani… Yaptığım en güzel tatil nedir bilemiyorum ama yine de size bir top 5 tatil listesi yapıcım:

1. Hindistan seferi: 2 ay, trenli, sırt çantalı, sefalet içinde, çok eğlenerek.
2. Porto Riko çıkarması: 1 hafta, arabayla, her gün adanın başka bir ucuna gidip akşamında geri dönerek.
3. Midilli kuşatması: 3 gün, motosikletle, her gün başka bir köşe.
4. Cunda-Asos-Bozcaada seferi: 1 hafta, arabayla, 3 günde bir yer değiştirerek.
5. Hırvatistan-Bosna koşturmacası: 4 gün, arabayla, 6 şehir, 2 ülke.

Eğer bu sıralı bir listeyse en sevdiğim tatil Hindistan olmuş sanki ama sıralı mı emin değilim. Galiba sırasız, aklıma gelme sırasıyla yazdım yani, tercih sırasıyla değil. Ama emin değilim, düşüneyim bunu biraz ben.

Yine de yukarıdaki listeden de gördüğünüz gibi olayım hep aynı, koştur koştur koştur, kısa bir süre için bile olsa gerçekçi olma, görebildiğin kadar çok şeyi görmeye çalış. Bu sırada yollarda perişan olun hep beraber ama görevi tamamlayın.

Böyle yani, yapacak bir şey yok, böyle tatil seviyorum ben, şeytan azapta gerek, ne diyeyim… :)

17

Not: Bu yazı yazmayı istediğim yazı değil, ben bunu hikaye gibi yazacaktım, bir karakter benim sevdiğim tatile gitmiş gibi. Ama bugün geç kaldım ve kafamı öyle bir yazı için toparlayamıyorum. Ve 18. gün ödevine devam edebilmem için bunu aradan çıkarmam gerek çünkü biraz takıntılı bir insanım böyle sıralı giden şeyler konusunda, atlayamam, atlarsam rahat edemem. Sanıyorum, bu blog fırtınası beni iyice takıntılı yaptı, disipline gireyim derken :) Neyse işte, bu idareten böyle bir yazı olsun, hayalimdeki yazıyı da sonra yazarım belki.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s