Dünyalar

218016_10150218474571796_7767461_n

Kıvır kıvır kısa saçları ve burnunun üstündeki çilleriyle sevimli bir oğlan çocuğuna benziyordu. Aynı yaşlardaki kuzeninin dantelli soket çoraplarını ve altına giydiği kırmızı bantlı rugan ayakkabılarını görene kadar kız ıvır zıvırlarına pek merakı da yoktu, o kırmızı ayakkabıları görene dek pantolonların kızıydı o, pembe fırfırların, renkli kurdelelerin değil. Ama işte çok kız çocuğu bir kız olan kuzen, onun içindeki dişi damarı da uyandırmış mıydı neydi, kırmızı ayakkabı isterim diye tutturmuştu ondan sonra. Fakat annesi, anlayamadığı bir sebepten reddetmişti benzer bir ayakkabı almayı. Oysa ne güzellerdi, vitrinde ne güzel cayır cayır parlıyorlardı!

Kız ıvır zıvırlarına çok merakı olmasa da, bebekleri severdi. Annesine, anneannesine, babaannesine bez bebekler yaptırır, Barbie’leri için kıyafetler diktirdi. Sonra da saatlerce kendini kaybetmiş gibi bebekleriyle oynardı. İçlerinde en sevdiği ise zenci Barbie’ydi. Zenci Barbie’nin kıvırcık, kabarık saçlarına ve diğerlerinin yanında hemen ayrışan güzel çikolata rengine hayranlıkla bakardı. En güzel giysileri hep ona giydirir, onu hep “baş kadın” yapardı. İsmi, DeeDee’ydi ve o bir pop tanrıçasıydı. En azından geldiği paket öyle diyordu.

Diğer taraftan bir tane de babaannesinin yaptığı, çok çirkin bir bez bebeği vardı. O da zenciydi ama DeeDee’nin aksine kaba saba hatları olan, kısacık saçlı bir şeydi. Üzerinde kırmızı, tığ işi şekilsiz bir tulumu vardı. Barbie’lerle değil, normal bebeklerle (asla Barbie’ler, normal bebeklerle karıştırılmazdı oyunlarda!) oynadığı oyunlarda “başkadın” bu bebek olurdu çünkü çok çirkin diye üzülürdü onun için, “ya kimse onunla oynamak istemezse, üzülürse” diye ona ekstra bir ilgi gösterirdi. DeeDee nasıl kendiliğinden en güzelse, bu çirkin bebekçiğe de sanki “en güzelmiş” gibi davranır, onun gönlünü almaya çalışırdı. Hatta onun için de birkaç güzel elbise diktirmişti anneannesine.

Bebekleriyle oynarken kendiliğinden dünyalar kurardı. Bir TV kutusunu almış, pembe kap kağıdıyla kaplayıp, bebeklere ev yapmışlardı. O zamanlar Barbie’ler de, Barbie eşyaları da çok pahalı olduğundan, çok fazla eşya koyamamıştı evin içine. Ama o, oradan buradan bulduğu küçük şeyleri, Barbie’lere göre değerlendirmeyi öğrenmişti. Çizme şeklinde bir anahtarlık, Barbie’lerin ayakkabı dolabında buluyordu kendini. Plastik bir köpek, Barbie’nin köpeği oluyordu. (Bu alışkanlığı yıllarca devam etti, yetişkin olduğunda bile normalden minik boyutlardaki objelere her baktığında “bundan Barbie’lere bi şey yaparım ki ben” dedi, hala da diyor.)

Bu dünyada uzun süre kaldı. Yaşı ilerledikçe senaryolar değişti elbet, prensesçilik, güzellik yarışmasıcılık giderek yerini Türk dizisi kıvamında entrikalı olaylara, aşk-meşk, kavga gürültüye, güzel bebeğin kuyusunu kazan kötü bebeklere filan bıraktı ama Barbie dünyasında çikolatalı şeker DeeDee ve paralel dünyada çirkin adsız bebek, başrolden hiç inmedi.

Belki de filmlere ve yazmaya olan merakının kökenleri o Barbie’li, bebekli senaryolarda atılmıştı, kimbilir…

Bebeklerin dışında, bir arkadaşı daha vardı çocukluğunun ilk döneminde, ilk okula başlamadan önce. Bir erkek. İsmi Kenneth gibi Kendall gibi bir şeydi, K ile başlayan, muhtemelen TV’da bir diziden duyduğu bir isim yani. Kendisinden birkaç yaş büyük bir erkek çocuğuydu bu ve tahmin edeceğiniz üzere hayaliydi.

Hayali arkadaşlar çok garip ve şeker şeyler. Kimse görmüyor, bir şekilde sen de başkalarının onu göremeyeceklerini, seni anlayamayacaklarını biliyorsun ama yine de onunla konuşmaya, oynamaya devam ediyorsun. Onlar için gerçek değil ama senin için gerçek. Böyle garip bir ayrım var. Belki de çocuk şizofrenisi ile hayali arkadaşın tek farkı bu aslında. Bir şekilde hayali arkadaşın sadece sana ait olduğunu da biliyorsun, bir sanrı değil de, bir hayal o….

Neyse, bu Kenneth/Kendall ya da ismi her neyse, çok atik bir çocuktu. Her şeyi hızlı yapmayı severdi ve bizim kıvırcığı da bu oyuna teşvik ederdi. Dolayısıyla sürekli kendi kendine bir yarış halinde gibi görünürdü, kim pilavı daha hızlı yiyecek, kim elini daha çabuk yıkayacak gibi. Bu nedenle belki biraz sallapati oluyordu her şey ve belki de sakarlığa olan meylinin temelleri de Kendall’lı bu senaryolarda atılmıştı, kimbilir.

Bu ilk erkek arkadaşından ailesine bahsetmiş olmakla birlikte onlarla pek de tanıştırmamıştı ama herkes onun varlığını biliyordu yine de. Ama belli bir mesafe içerisindeydiler ona karşı, fazla muhatap olmuyordu anne ve babası Kenneth/Kendall ya da ismi her ne ise ile. Belki de bu çocuğu göremedikleri içindi aralarındaki samimiyetin fazla ilerlememesi…

Ama işte böyleydi durum. Belki de tek çocuk olduğundan o da kendine dünyalar yaratmıştı, oralarda takılıyordu, DeeDee ile, Kenneth/Kendall ile, çirkin adsız ile… Kendisini oyalayacak bir şeyler buluyordu bir şekilde, sadece kafasının içinde bile olsa bir yerlere gidiyor, yalnız kalmaktan sıkılmıyordu çünkü oralarda başka dünyaları vardı.

Zaman geçti, DeeDee emekli oldu, bir çekmeceye taşındı. Kenneth/Kendall kendine başka bir kız arkadaş buldu. Çirkin adsız, diğer bebeklerle birlikte kutuya yerleşti. Kıvırcık ise büyüdü, koca kadın oldu. Ama hala kıvırcık ve işin doğrusu, hala kendine dünyalar yaratmayı seviyor.

blog firtinasi19

Not: Foto için (bkz: pek yakışıklı dayıcım)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s