Dışarıdan bakınca…

fft64_mf1867639

Dışarı çıkamadım bugün, başım ağrıyordu, içerde kaldım, içerdeyken dışarı çıkmak için de hep yaptığım şeyi yaptım, dışarı çıktım, internete daldım. Ne mi gördüm dışarıda?

Dışarı çıksam, sahile insem şöyle bir yürüsem göremeyeceğim kadar çok şey gördüm aslında. Kuşbakışı baktım internetten memlekete. Filiz Akın’ların, Türkan Şoray’ların, Gülşen Bubikoğlu’ların sevgilileri Tarık Akan’larla, Ediz Hun’larla, Göksel Arsoy’larla koşturdukları, bir ağaç gövdesinin arkasına saklanıp cilveli cilveli saklambaç oynadıkları, aşklarının ilk şahidi, mutlu günlerin sembolü, bugünün TV kulesi, yarının camisi Çamlıca Tepesi’nden şöyle baktım aşağıya, İstanbul’a doğru. Sanki her konuşulanı, her masadaki muhabbeti duymak gibi, bütün fısıltılara, dedikodulara, çaktırmadan söylenenlere kulak kabartmak gibi…

Kaynayan koca bir kazan gördüm mesela. Ayakkabı kutuları, para sayma makineleri, eurolar, milyonlar, altınlar, paralar, yalanlar, iki yüzlülükler, beddualar, azarlamalar, yedirmeyizler, iki ucu boklu değnekler, laf sokmalar, dalga geçmeler, yorumlar, şakalar, komiklikler, yalakalıklar, örtbaslar, yolsuzluklar, rüşvetler, güç savaşları, yalanlar, dolanlar, kıvırmalar, teoriler, komplo teorileri, öğütler, eleştiriler, küfürler gördüm mesela.

Birilerinin hayret dolu bakışlarla ne oluyoruz dediğini duydum mesela, bir yandan gülerken bir yandan hissettikleri endişeyi gördüm. Kimilerinin pişmanlığını, aldatılmışlık hissini, kimilerinin “ben size demiştim”ini, kimilerinin ise kendi paçasını kurtarmak isteyişini. Ama ünlü-ünsüz, bilgili-bilgisiz herkesin fısır fısır konuştuğunu duydum.

Misafirler havadan sudan bahsetmek yerine memleketle açtılar muhabbeti mesela. Taksi şöforleri yine yolcularına dönüp memleketi konuştular, hep yaptıkları gibi. Rakı sofralarında memleketi kurtarmak değil; anlamak içindi konuşmalar bu sefer. Gidip gelen sms’lerde gündeme değindi arkadaşlar. Gazetecilerin hiçbiri değinmeden geçemediler bu sefer konuyu.

Ne olacağız biz’ler arasında bir yerlerde, pimi çekilmiş bir bombanın patlamasını uzaktan seyretmek gibi, o patlamanın seni vurup vurmayacağını ya da nasıl vuracağını bir türlü kestirememek gibi garip bir kafa karışıklığıyla anlamaya çalışıyordu belki herkes.

Bundan 6-7 ay öncesinde olduğu gibi ışığı yanan her evde aynı konunun döndüğünü duydum. Korkmakla, ümit etmekle, hayal kırıklığına uğramakla, kızgınlıkla, iyimserlikle, kötümserlikle, şaşırmakla, endişelenmekle, hayretle ya da bambaşka bir duyguyla… Hep aynı konu.

O zamandan bu sefere fark, katılımcı değildi konuşanların hiçbiri; bu sefer sadece izleyiciydi onlar. Bu sefer tutuklanan onlar değildi, o zaman onları böcek gibi gazlayanlar şimdi gazlatanların karşısına dikilmişti. Ama bu sefer ortada yüksek idealler, özgürlük haykırışları yoktu. Para hırsı, iktidar savaşlarıydı mevzu sadece, birilerinin birilerini zengin etmesi yani basitçe; kardeşlik, eşitlik, adalet, barış, özgürlük değil. Hal böyleyken o zamanki gibi aşkla, kalpleri pırpır ederek konuşmuyordu hiç kimse, bir parkta paylaştıkları heyecana sarılarak anlatmıyorlardı olan biteni ama evet, konuşuyorlardı yine de her köşede, fısır fısır.

Her şeyden çok hayretle belki de, “noluyor ulan, bundan sonra nolacak ulan” diyerek, çekirdek çitleye çitleye…

blog firtinasi21

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s