Slyvia, Ted ve Assia

Blog fırtınası geçmiş hayatınız filan demiş, ben geçmiş hayatımda kimdim bilemiyorum, bu konu üzerinde fikir de yürütemiyorum şu anda. Beni boşverip, başka birilerinin geçmiş hayatından söz etmek istiyorum. Kahramanlarının hepsinin bugün ölü olduğu bir hikayeden…

Uzun zamandır rafımda duruyordu “Slyvia” filmi, fırsat bulup seyredememiştim. Çok seneler evvel okuduğum “Sırça Fanus”un yazarı, 30 yaşında intihar ederek hayata veda eden şair Slyvia Plath’in hayatı.

images

Filmi çok beğendiğimi söyleyemem, eksik kalıyor sanki. Slyvia’nın hayatını anlatıyor ama kocası Ted Hughes üzerinden tanımlı bir hayat. Şair/yazar Slyvia Plath yok pek fazla, bir kişi, bir birey olarak da az Slyvia. Ve sanki intiharı; mutsuz bir evliliğin, aldatılmanın sonucuymuş gibi gösterilmiş. Oysa Plath’ın herhangi bir şiirini okuyan herhangi biri, kendisinin intihar dışında bir yolla ölmesinin çok da mümkün olmadığını tahmin edebilir, bana kalırsa. Öyle ya da böyle, aldatılma olsun ya da olmasın, ama 30 yaşında ama 45 yaşında, sonunda intiharı seçecek biri var o şiirlerde. Kararını aslında çoktan vermiş biri.

“I was ten when they buried you.
At twenty I tried to die
And get back, back, back to you.
I thought even the bones would do.

But they pulled me out of the sack,
And they stuck me together with glue.

Daha on yaşındaydım seni gömdüklerinde.
yirmimde ölmek istedim
sana dönmek, sana dönmek istedim.
kemiklerim bile becerir sandım.

ama çıkardılar beni torbadan,
tutkalladılar, yapıştırdılar yeni baştan”

Slyvia Plath, Daddy

Bu dizeleri yazan biri başka türlü ölemez ki.

Slyvia Plath’ın şiirlerini, şiirlerindeki ölüm dansını, bugün yaşasa muhtemelen majör depresyon tanısı konacak rahatsızlığını, daha önceki intihar teşebbüslerini detay gibi geçip, olayı bir adama olan aşka bağlamak bence Slyvia Plath’ın hayatı boyunca kırmaya çalıştığı şeyi tekrar yapmak aslında: Slyvia’yı es geçmek, Slyvia’yı var etmemek. Ve bu, bugün bir feminist ikona dönüşmüş, hayatı boyunca şiirleriyle var olmaya çalışmış bu zeki ve enteresan kadına büyük bir haksızlık. Her ne kadar karısını aldatmış, üzmüş, pek değerini bilememiş, bencil bir adam olsa da koca Ted Hughes’u Plath’ın ölümü üzerinden çarmıha germeyi pek akıl karı bulmuyorum yani ben.

Öte yandan Plath’in ölümü için kocayı suçlayanların da, Plath’i depresif prenses olmakla itham edip kocayı savunanların da suçlamakta hemfikir olduğu bir isim de var ortada: Diğer kadın, Assia Wevill.

07fc61eed470baf5d389f57c0d4f35d6

Benim de anlatmak istediğim bu kadın esasında, Ted Hughes üzerine de, Slyvia Plath üzerine de yazılıp çizilmiş çok şey var ama bu “diğer” kadının üstü çizilmiş sanki. Ve bu kadın bir “femme fatale” imajına büründürülüp, yuva yıkan kadına dönüştürülmüş. Oysa ortada çok büyük bir başka trajedi daha var.

Bu kadın ve kocası, Plath-Hughes çiftinin evini kiralıyor ve bu şekilde tanışıyorlar. İlk başta bir arkadaşlık var gibi ortada, herkes herkesle iyi anlaşıyor. Ama kadın çok güzel ve Hughes bu egzotik görünümlü kadından etkileniyor (“I saw the dreamer in her/ Had fallen in love with me and she did not know it./That moment the dreamer in me/ Fell in love with her, and I soon knew it.“-Ted Hughes, Dreamers).

Bir süre sonra Plath de aralarındaki elektriği farkediyor. Ve sonra ne oluyorsa oluyor, birileri ilk adımı atıyor ve güzel Assia ile Ted Hughes arasında bir ilişki başlıyor. Slyvia Plath öğreniyor, adamı evden atıyor. Çok da uzun olmayan bir süre sonra Plath; iki çocuğunun odasına süt ve ekmek bırakıyor, gaz odalarına sızmasın diye kapılarını bantlıyor ve kafasını ocağa sokarak intihar ediyor. Sanıyorum -emin değilim- tam o günlerde Slyvia, Assia’nın hamileliğini öğreniyor, her ne kadar bu hamilelik kürtajla sonuçlanmış olsa da.

Hikayenin bilinen kısmı bu. Bilinmeyen kısmı ise Slyvia Plath’in ölümünden sonra Assia’nın çiftin Devon’daki evine taşındığı ve Slyia ile Ted’in iki çocuğuna baktığı. Kendisi de şair olmak isteyen bu kadın, Plath’in evinde, Plath’in gölgesi altında, Plath’in eşyaları arasında, Plath’in kocasıyla, Plath’in çocuklarıyla yaşıyor senelerce. Kendisinin de Ted Hughes’dan bir çocuğu oluyor bu sırada; adam tarafından pek de kabul edilmeyen bir çocuk. Ama Assia asla adamın çevresince kabul görmüyor, hep Slyvia’nın ölümünden sorumlu tutuluyor, şairliği ise zaten hiçbir zaman Plath’ın kalibresine ulaşamıyor, o da bunun çok net farkında ve şair çevresinde asla onay bulamıyor. Ted Hughes ise başka kadınlarla olan maceralarına devam ediyor.

Tanışmalarının üzerinden 8 sene, Plath’in ölümünden 6 sene sonra Assia Wevill; Londra’daki evinde 4 yaşındaki kızını yanına alıyor, suya uyku ilacı karıştırıyor, önce kızına içiriyor, sonra kendi içiyor ve gazı açarak intihar ediyor. Tıpkı Slyvia’nın yaptığı gibi.

Bence çok trajik, çok şairane, çok sembolik.

Assia Wevill’inki Ted Hughes’a yönelik çok büyük bir intikam mıdır yoksa o da aynı bunalımlara mı kapılmıştır Slyvia gibi bilinmez. Belki o kadar Slyvia’nın hayatını yaşamaya başlamıştır ki, sınırlar karışmıştır iyice ve aynı şekilde gitmeyi seçmiştir o da. Ya da Slyvia’nın Lady Lazarus şiirinde her 10 yılda bir intihar etmenin bir yolunu bulduğunu anlatması gibi bir şey midir bu? Slyvia bir şekilde intiharından sonra bile bir yol mu bulmuştur tekrar intihar etmek için? İkisi bir olup cezalandırmışlar mıdır sevdikleri adamı bir şekilde?

sylvia-plath-and-ted-hughes

Aranızda “hak etmiş o kadın” diyenleriniz, “metres”e saydıranlarınız olacaktır elbet, ilahi adalet, yuva yıkanın yuvası olmaz filan. Slyvia’nın ölüme gitmeden önce çocuklarına bir bardak süt ve ekmek bırakması ile kadının kendi kızını ölüme götürmesi arasındaki farka da değinebilirsiniz. Hangisinin daha bencil, hangisinin daha kötü olduğunu filan da sorgulayabiliriz elbet.

Ama günün sonunda, ortada bir adam ve intihar eden iki kadın var. Altını çiziyorum, bir de adam var. Assia ne kadar fettan olursa olsun, ki bunu bilmemiz de mümkün görünmüyor, faturayı neden sadece ve sadece kadın üstleniyor bu hikayede? Roller tersine dönseydi, metres çok yetenekli bir şair olsaydı ve eş o kadar yetenekli olmasaydı yine Assia mı suçlanırdı her şey için? Ya da daha da tersine çevirelim, bir kadın eşini bir adam için terketse ve adam intihar etse, suçlanan kadının aşığı mı olurdu yoksa yine kadın mı olurdu acaba? O senaryoda: “Ah yazık adamları birbirine düşürmüş fettan kadın.” Bu senaryoda: “Ah yazık kadıncağızın kocasını elinden almış fettan kadın.” Bu kadar çifte standart kimsenin mi gözüne batmıyor?

Assia’nın ölümünden bir sene sonra kendisinden 20 yaş küçük bir hemşireyle evlenip 1998 yılına kadar yaşayan Ted Hughes da yuva yıkan değil mi, madem yuva yıkanın yuvası olmaz? Ama işte, suçlu hep kadın ne yazık ki, erkeğin ise elinin kiri mi? O kadar “suçlu” ki bu kadın, trajik intiharına, kendisiyle beraber ölen küçücük bir kıza, 8 senelik bir beraberliğe rağmen hakkında senelerce tek bir laf edilmemiş. Ted Hughes ölene kadar biyografisi bile çıkmamış bir kadın.

Evet, Ted Hughes’u da kötü bir eş olmakla, hayatına girdiği kadınları sömürmekle suçlayan bir kesim de var ama o tepkiler daha bir “ah haylaz oğlan, bütün kadınları üzüyor. neyse ki iyi şiir yazıyor.” havasında sanki. Benzer örnekleri Picasso’da, Rodin’de, Hitchcock’ta ve daha pek çok yetenekli erkekte de görüyoruz. “Ya tamam, kadınların ağzına sıçıyor ama işte o da dahi yani sonuçta.” gibi.

Ha tabii, yanlış anlamayın, ben kimsenin intiharının sadece bir kişi yüzünden olabileceğine inanmıyorum. Hele ki Slyvia Plath’in intiharının bambaşka bir yerlerden geldiğini, daha derinlere indiğini düşünüyorum. Ama bir adam ve iki kadın hikayesinde, hele ki kadınların ikisi de trajik bir şekilde ölmüşken, ikinci kadının bu derece kötü kadın’laştırılması, kötü kadın’laştırılırken de hiçleştirilip karikatürize edilmesi de biraz acayip geliyor.

Ben hayatta hiç kimsenin salt kötü olduğuna inanmıyorum. Kötülük etse bile amacın sırf kötülük olabileceğini düşünmüyorum. Evet, belki bencil bi kadındı Assia, belki umursamadı Slyvia Plath’i, belki de güzelliğinin ve erkekler üzerindeki etkisinin farkındaydı ve bundan hoşlanıyordu. Ama yine de belli ki Assia da “femme fatale” olmanın, yuva yıkan fettan kötü kadınlığın ötesinde bir şeyler yaşamış, o da büyük bir aşkla bağlanmış aynı adama. Klasik bir aşk üçgeni bile siyah-beyaz olmuyor, olamıyor. Karikatür metresler, 2 boyutlu yuva yıkan kötü kadınlar, toplumların hep bir ağızdan saydırdığı güzel ama fettan o kadınlar bile gerçek hayatta; çocuğunu yanına alıp gazı açabilecek kadar derin yaşayabiliyor. Çünkü evet, insan ruhu siyah-beyaz olamayacak kadar derin.

Böyle bir hayat dersi işte bu iki ünlü şair artı bir ünsüz güzel kadının yaşamından. Geçmiş yaşamlar mı bilmem ama sanki Slyvia Plath yeniden doğup doğup intihar ediyor hala. Slyia Plath’le Ted Hughes’un oğulları Nicholas’ın 2009’da kendini asması da belki bu acılı şairin acılarının süregiden bir döngüde yeniden ve yeniden doğup, öldüğünü söylüyordur bize, kimbilir…

Çünkü her şeyden önce kendi demiş:

“I have done it again.
One year in every ten
I manage it.
—–
Bak, gene yaptım işte.
Her on yılda bir
Nasılsa buluyorum bir yolunu”

-Slyvia Plath, Lady Lazarus

blog firtinasi22

One thought on “Slyvia, Ted ve Assia

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s