Dünyanın en güzel yolu

Screen shot 2014-01-27 at 7.49.10 AM

Gitsem diyorum, şöyle bir uzaklara… Ama çok uzaklara, artık gidemeyeceğim kadar uzaklara…

Mesela bundan belki 25-30 sene öncesinin Ankara’sına. Orada anneannemi bulsam, tutsam elinden Kuğulu Park’a gitsek yine. Orada kuğulara baksam ben, büyüdüğümde göremeyeceğim gibi görebilsem kuğuları, sanki çok acayip, hiç rastlanmayacak şeylermiş gibi hayretle hani. Biraz ekmek atsam sonra onlara, biraz daha baksam, anneannem orada otursa, “hadi” dese arada, “hadi, gidelim artık.” Gitmesek ama, ben kuğulara baksam, gidip kaydıraktan kaysam, etrafta koştursam. Anneannemde sanki “ah bu çocuklar” dermiş gibi bir gülümseme, sanki bıkmış gibi ama içimden onun da eğlendiğini bildiğim o gülümsemelerden.

Çıksak Kuğulu’dan sonra, elele yürüsek Tunalı’da. Şimdilerde alasını gördüğüm dükkanlara da baksam aynı hayret ve büyülenmişlikle. Oradaki kitapçımıza gitsek mesela, kendime bir çocuk kitabı aldırsam ben yine.

Kitapçıdan çıksak, devam etsek yola. Yürüsek yürüsek, Büklüm Sokak’a gelsek. Hemen sapıversek oradan. Aaa bakkal! Çocukluğun her şeye şaşıran, her şeyi coşkuyla karşılayan o hali ne güzel. Aaa bakkal, ya! Kuğulardan, dükkanlardan, çocuk kitaplarından sonra bir başka renk ve cümbüş yuvası. Ne güzel ki, bir bakkal da kuğular kadar eğlenceli. Girdik mi bakkala? Girdik tabii. Ne alacağım? 5 Pembo, 1 Tombi, 1 çokonat… Bir de Kola alsam mı anneanne? Al, al ama önce yemeğini yiyeceksin.

Bakkaldan çıkar çıkmaz beş Pembo’nun üçünü ağzıma atsam sonra. İçinden çıkan karikatürlere bakarken ben, “hepsini atma ağzına” dese anneanem. Yok anneanne, sadece bi tane, valla billa. Hani, göster bakayım. Göstersem, dilim, dudaklarım pespembe. Pabuç kadar sakızı nasıl çiğniyosun çocuğum. Çiğniyorum işte, çocuğum ben.

Yürüsek biraz daha, eve kadar yani, zaten yoruldu anneannem. Sarı apartmana geldik bile işte. Aaa Rafet Amca! Rafet Amca ya! Buna da şaşır bakalım Deniz, her gün gördüğün Rafet Amca’ya da şaşır. Biraz da Rafet Amca’yla muhabbet… “O takur tukur saboları giyiyorsun, oradan anlıyorum Deniz gelmiş diye.” Ama gülüyor bunu söylerken. Ben de gülüyorum. Akşamları sabolarımı takırdatıyorum ki Rafet Amca anlasın, ben ordayım. Adamcağız aslında “çok gürültü yapıyorsun, kafamız şişiyor” diyor ama öyle güzel gülüyor ki, anlamıyorum. Zaten çocuğum daha, komşuların rahatsız olabileceği gerçeği kafama dank etmemiş de henüz.

Eve giriyoruz. “Anane anane, peynir tava yapsana banaaa!” diyorum. Yine aynı gülümsemeyle gülüyor anneannem. Hani sanki çok yoruldum demesi gerekiyormuş gibi, hani bütün gün torun torbayla uğraşmaktan çok yorulmalıymış gibi ama içinden peynir tavasını dünyada her şeyden çok sevmemle gururlanan, aslında hiç de yorulmadım diyen o gülümsemeyle.

Özel peynirini çıkarıyor dolaptan, peynir tava yapıyor anneannem. Yağına ekmek bandıra bandıra, peynirleri uzata uzata yiyoruz. Afiyetle. Bir daha hiçbir şeyi o kadar afiyetle yiyemeyecekmiş gibi afiyetle.

Yaşamak isteyeceğim yol hikayesi böyle işte. Basit, sıradan bir Ankara günü. Küçük bir kız çocuğuyla anneannesi. Tunalı’dan Kuğulu’ya, oradan eve uzanan bir yol. Bu kadarcık bir yol. Ama dünyanın en güzel yolu.

Öyle işte.

blog firtinasi24

Not: Blog Fırtınası’nın tüm ödevlerini bitirmeden yeni yazı yazmamaya karar verdim, daha doğrusu içimdeki obsesif öyle buyurdu. Her gün yazamasam da, bundan sonraki yazılarımda ödevleri sırasıyla tamamlayacağım. Ancak öyle iç huzuru bulabileceğim galiba.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s