Anne olmak…

Barış-271

Bundan 34 gün önce anne oldum. Yazacak çok şey vardı aslında, hamilelik sürecinden doğuma, lohusalıktan anneliğe, yeni keşfettiklerimden öğrendiklerime… Bir sürü şey ama nereden başlayayım bilemedim, hiç başlamadım ben de. Ayrı bir blog açayım dedim bir ara, sonra dedim ki o da ben bu da ben, niye kim olduğumu bir sürü parçaya bölüp ayrı bloglarda yaşatıyorum ki? Vazgeçtim, buraya yazayım annelik maceralarımı da dedim ama yazmadım işte bir türlü, nereden başlayayım bilemedim.

Sonra işte “annelik nasıl bir duygu?” diye sordular, aynı gün içinde iki farklı arkadaşım. Tanımlayamadım birden, oturdum düşündüm, oradan başlayayım, gerisi gelir dedim, yazmaya da karar verdim nihayet. Bir kere yazdım mı belki geriye dönük yazarım öncekileri de ya da onları hiç yazmam da bundan sonrasını not ederim, kimbilir… Sonuçta her şeyin bir olgunlaşma süreci var, hamilelik gibi… Demek benim annelik maceram ancak şimdi dünyaya gelmeye hazır oldu. “Annelik nasıl bir duygu?” sorusuyla…

Ben belki öyle çok romantik biri değilim, bilmem. Biraz şakacı, komikli, geyik bir insanım herhalde. Hamileliğimi de öyle büyük bir romansla yaşamadım. Yani eğlendim hamilelikle eğlenebildiğim kadar, risklerimin izin verdiği kadar (zira bir erken doğum riski bulunuyordu) ama oturup da doğmamış çocuğa mektuplar yazamadım. “Konuş bebişle” dediler, kendimi komik hissettim göbeğimle konuşurken. “Pşştt” filan diyip kesildim ya da oturup dalga geçtik babasıyla. Ne bileyim yani işte, birden dünyam değişmedi hamile kalınca, birden “ana” olmadım, yerler sarsılmadı, aklım uçup gitmedi. Zaten bir sürü tilki vardı kafamda, onlara odaklanmadığımda, dalga geçtik çokça. Herhalde dedim o duygusal moda doğunca geçerim, hani “anne olunca her şey değişti” kafası gelir bana da.

Bir 1 Ekim sabahı doğurduk (ki doğurma maceramızı şuradan tefrika olarak şeydebilirsiniz). İlk gördüğümde her yanlarım ağrıyordu, ağlıyordum. Sevgilim videoya çekmiş ilk temasımızı, saçma sapan bir şekilde ilk tepkim: “Ama çok minik bu!” Böyle bir manasızlık yani. hani insan oğluna “seni ilk gördüğümde şöyle ehemmiyetli bir laf ettim” demek istiyor ama yok ben “çok minikmiş bu.” dedim. Çünkü minikti ve benim kafam yorgunluktan iyice leylaydı.

Yani o anda da birden ayamadım, “evet anneyim ben, nihayet her şeyi anladım” demedim. Anne olunca anlarsın’lara inat, anne olmama rağmen hala anlamamıştım. Biraz dinlendim, minnoşu ilk kez emzirdim. Her şey garip bir keşifti, her şey yeniydi, anlamaya çalışmaktı ama yine yerler sarsılmamıştı. Bir kadın anca anne olursa tamamlanırmış kafalarını hala çözememiştim.

Böyle böyle günler geçti. Bir ayı devirdik. Ben hala o kafaları anlamış değilim. Yani annelik nasıl bir duygu dendiğinde, hala öyle büyük büyük laflarım yok. Annelik benim için bir keşif, bir tanışma, bir adaptasyon. Onun için nasıl yeni bir dünyayı anlamaksa benim için de öyle. Öğrenmek yani. Hani lohusalıkla ilgili atlanan en büyük şey bu belki de. Bir gün normal (koca göbekli) bir kadınsın, ertesi gün bir annesin. kucağında ağlayan, meme isteyen bir şey, tamamen sana bağımlı, sense ne yapacağını bilmiyorsun. Ağlamasını geçiremiyorsun bazen, altını değiştirirken üstüne işiyor, bebek arabasını yerine oturtamıyorsun, gazını çıkaramıyorsun, her kafadan çıkan onca ses arasında yolunu kaybediyorsun… Ama bir şekilde bazen beraber ağlaya ağlaya da olsa, beraberce öğreniyorsunuz. Sen anneliği, o yavruluğu öğreniyor.

En büyük adaptasyon, bence bocalamanın kökeni de buralarda gizli aslında: Lohusalıkla beraber kadından çok dişi olmakla yüzleşiyorsun. dişi dediğim, “uu beybi, ne kadar da dişi!” manasında bir femme fatale’lik değil, bildiğin dişi hayvan, memeli yani. Çünkü gerçekten lohusalıkla beraber anlıyorsun ki sen bir memelisin, bir hayvansın, o kadar ilkel, o kadar basit her şey. Onca zaman çekicilik kaynağı olarak addedilen memeler olmuş yemek. Saçın başın darma dağınık, tek işin var yavruyu beslemek. Kedi anne ve yavrularından farkınız yok. Meme istiyor, olmayınca ağlıyor, veriyorsun, uyuyor, altına yapıyor. Bu. Kedilerin tek farkı bebeklerinin altını bezlemek yerine yalayarak temizlemeleri. Ama o kadar. Daha ötesinde hiçbir farkı yok besin zincirinin en tepesindeki, düşünen hayvan insanın. Ve bununla yüzleşmek garip bir kafa. Bir yandan da, “neyi abartıyorsunuz, neyi paylaşamıyorsunuz uleyn” dedirten bir şey, hepimiz hayvanız neticesinde. Öyle bir ulvi, her şeyi aşmış bir bakış da getirebilir beraberinde. Bana getirdi yani.

Hani hiçbir şey olmasa doğaya dönüş hissi verdi bana annelik, böyle senden önceki milyarlarca kadınla (ve dişiyle) bir anda aynı frekansa geçmek ve empati yapmak gibi… Annenle, anneannenle, kayınvalidenle, mağara kadınıyla, zengin sosyete kadınıyla, köylü kadınla, hatta kediyle, köpekle…  Dolayısıyla abartmak yine yersiz geldi bana anneliği; abartmayı geç, çok daha fazla, çok daha büyük, çok daha gerçek bir tevazu yüklüyor annelik insanın omuzlarına sanki. Bir üstünlük değil çoğu zaman lanse edilenin aksine; bir tevazu… Uzayın içinde küçük, küçücük, minicik bir nokta olduğunu anlamak gibi, “ne kadar küçüğüz” diyorsun, nasıl da parçasıyız bu döngünün hepimiz. Bence öyle, ben öyle dedim yani…

Neyse, demem odur ki… Şu 1 ayda ben anne oldum ve hala da oluyorum, her gün de daha fazla olacağım belki, her gün öğreneceğim.  Ama ben her şeyi çözmedim, eksiktim de tamamlanmış olmadım, üstünleşmedim, bir anda çok şey başarmış olmadım, anlamadığım şeyleri anlamadım. Şu 1 ayda ben başka biri olmadım. Bir tane daha bir şey oldum. En çok o oldum belki ve hep o olacağım ama başka biri olmadım, yeni biri olmadım.

Bu da ayrı bir kimlik bunalımı ya, herkesin atladığı. Anne olunca “birinin annesi” oluyorsun sanıyor insanlar, yalnızca o.  Sen kimdin unutuluyor. Oysa sen de hala varsın, onca zaman olduğun kişi olarak… Bu nedenle çok muhim soru, şiddetli bir tavsiye… Çevrenizdeki lohusalara itinayla şunu sorunuz, çok iyi gelecektir: Sen nasılsın? Altını çizip bir daha: Sen nasılsın?

Neyse… Uzattım. Annelik nasıl bir duygu demiştik…

Annelik nasıl bir duygu dendiğinde, tanımlayamıyorum hala. Beylik laflarla, büyük sözcüklerle çizemiyorum çerçeveyi. Ama düşündüm işte ve biraz da olsa cevabını buldum galiba.

Annelik benim için -uykusu o kadar ağır, yangın alarmında uyuyabilen bir insan için yani- yanındaki minnoş “vırk!” dediğinde uyanmak gibi bir şey.

Ya da işte üst üste rüyanda bebeği kaybettiğini görüp nefes nefese uyanıp yatağın içinde panikle bebeği aramak gibi.

Ne bileyim, gidip gelip sepetine bakıp nefesini kontrol etmek gibi.

Aldığın haberlere çok üzülsen de, mesela sevdiğin birini kaybetsen de sütün azalmasın, bebek stres olmasın diye kendini oyalamak, kafanı dağıtmak, fazla düşünmemeye çalışmak gibi.

Doğururken acımdan ölüyorum diye düşünmene rağmen doğurana kadar ölmemek, kendini bırakmamak gibi. Sonrasında ise memelerinin acısına rağmen süt vermek gibi, süt değil de mama versem, biberon versem diye düşünmemek gibi.

Gözüne, dudağına, eline, ayağına, göbeğine, güzel yerlerine ve çirkin yerlerine uzun uzun bakıp seyretmelere dalmak gibi.

Çirkin, karga sesinle ve tamamını bildiğin bir tek şarkı olmamasına rağmen saatlerce ninni söylemek gibi. Üstelik karşında senin o karga sesinde huzur bulup uykuya dalabilen biri olmasından acayip bir mutluluk duymak gibi.

Bebişi 2 saat yalnız bırakmamak uğruna saçlarından artık utanmana rağmen dip boyaya gidememek gibi.

4 saatten fazla uyuyunca uyandırıp öpmek istemek gibi, öpmeyi koklamayı özlemek gibi.

Öyle yani. Böyle bir şey benim için annelik. Bunun ötesini ise bilmiyorum… Belki ben o kadar romantik biri değilim, basit tanımlarla tanımlıyorum hayatı da, anneliği de. Kutsal biri olmadım, birden tamamlanmadım, tam bir kadın olmadım, cennet ayaklarımın altında hissetmiyorum, anne olmadan anlamazsın demelerine rağmen anlamışım gibi gelmiyor, bir anda her şey önemini yitirmedi. Ben hala benim, hala isteklerim, umutlarım, hayallerim var. Bir anda kusursuz anne de olmadım; bocalıyorum, ağlıyorum, adapte oluyorum. Lohusalık hamilelikten daha zor, onunla uğraşıyorum, düşüyor, kalkıyorum. İtiraf edeyim bazen, ağlama krizi tuttuğunda filan mesela; içimden “üff” diyorum, “üff uyusa da uyusak!” Ha ama işte annelik o, o “üff’e rağmen ağlaması geçene kadar uğraşmak istemek, seni sinir etse de kıyamamak filan… Uyumak istemeye rağmen onu uyuttuğundan emin olmadan uyumamak işte.

Yani işte tanımım öyle minik, basit bir tanım benim. Hani bazen sütlü bazen boklu o kokunun sürekli burnunda tütmesi gibi, o kokuyu duyduğun, o yumuşak yanaklara dokunduğun anda bağımlısı olmak ve hep onu etrafında istemek gibi bir şey annelik.

Belki de bu tanım yeter de artar bile… Bence yeter. En azından şimdilik! Sonra daha geliştiririz elbet…

IMG_7578-640

Not: Kullandığım görsel Hindistan’da bir heykele ait… Oradaki yolculuğum sırasında görmüştüm, alıntı çok hoşuma gitmişti. Nihayet yeri geldi, kullanma fırsatı çıktı, bence çok da cuk oldu!

9 thoughts on “Anne olmak…

  1. Daha 34 gün olmuş, anneliği çözmek için çok az bir zaman :) öncelikle tebrik ederim. Ve şu an lohusa sycolocisi ile tüm bunları düşünmen bir anlam verememen çok normal, her annenin geçtiği süreçlerden geçiyorsun. Ve ona bağlılığın şuan kokuları ve minicik uzuvlarını öne çıkarsa da asıl anneliğini emek verip büyüttükçe hissedeceksin. Emek verdiğin zaman sevgin dev gibi büyüyecek. Neler yaşayacağını önceden görüp söyleyen bir kahin ukalalığında olmak istemem ki, bu dönemde en çok bu tip insan canını sıkar bilirim :) sen çok normal şeyler yaşıyorsun ve hissediyorsun öncelikle bunu bil…anneliği bundan 1 sene sonra çok farklı anlatacağına eminim. su akar yatağını bulur gerisine takılma…çok güzel günleriniz olsunnn…

  2. Anneliği süper model havasıyla veya annelik profesörü gibi abartılı abartılı yaşayanlar dışında benimle aynı kafada yaşayan birilerinin varlığına sevindim :) Benim kızım 17 aylık olacak yakında ama hala karmakarışığım. Barış’ınızla beraber güzel günlere…

  3. Yani bu anlatılanlardır diye tahmin ediyorum ben de, başka ne olabilir ki? Gerisi süslü cümle olur ancak. Zaten çoğunlukla isteyerek anne olmuyor muyuz? En azından ben isteyerek hamile kaldım :) O yüzden hislerim doğal bir keşif gibi benim de. Tepeden inme gelen ya da birden içime oturan bir şey olmadı, olacağını da düşünmüyorum. Niye öyle olsun ki? Annelik bir macera, bir keşif yolculuğu bence ve size iyi keşifler dilerim :)

  4. Kusura bakmayın ama sizi desteklemiyorum. Siz okuduğum kadarı ile gayet romatik ve beylik laflara layık ve onlara hissedebilen bir annesiniz. Her anne gibisiniz. Farklı olan davranışlarınız sadece ama siz de derinlerde o yüce duyguyu hissedip öyle davranamayan birisiniz sanki. Hani insan belli edemez ya. onun gibi bir şey. Bebek ile konuşmak garip gelmiş olabilir ya da off annelik müthiş bir duygu gibi ağdalı cümleler kurmamış olabilirsiniz bu sadece kişiliğiniz ve yapınızdan kaynaklı :)
    O süslü cümleleri kurmayan memeli ve evlat sevgisini hissetmiş bir varlıksınız

    Allah uzun ömürler versin..sağlıkla kalın ..Bu arada stres yok aynen devam

  5. bazen tam anlaşılamadım gibi geliyor…
    elbette ki sevgiyi hissettim, elbette ki mutluyum. aksi düşünülebilir mi zaten? sadece toplum tarafından lanse edilen “analııııkkkk kutsal analıııık” türü beylik hisler değil hissettiğim ya da romantize edilmiş aşırı duygusal söylemler değil içimden gelen… yoksa elbet ben de anne oldum, benim de bebeğim var, elbet içim sevgiyle kabarıyor, elbet her anne gibi aklım çıkıyor bir şey olacak diye. hislerimi de belli etmiyor değilim, bebeğimi sürekli seviyor, öpüyorum. son kısımda küçük anektodlar üzerinden anlatmaya ve tanımlamaya çalıştığım bu duygulardı zaten.
    ama ben anneliği yüce veya kutsal bir duygu addetmiyorum. anne oldum diye anne olmayan birinden üstün veya daha başarılı olduğumu düşünmüyorum. son derece doğal bir süreç, bir seçim olarak bakıyorum ben anneliğe zira… anne oldum diye ben olmayı bırakmam gerektiğine de inanmıyorum. kendi adıma anneliğin bir keşif olduğunu söylüyorum ve bunu fazla süslemenin -bence- yersizliğine değiniyorum sadece. söylemeye ve anlatmaya çalıştığım yalnızca buydu. sevgi konusuna değinmedim yazıda aslına bakarsanız.
    sevgiler.

  6. “Konuş bebişle” dediler, kendimi komik hissettim göbeğimle konuşurken. “Pşştt” filan diyip kesildim ya da oturup dalga geçtik babasıyla.*

    aynısını birebir yaşamış biri olarak, bu annelik duygusunu ben de anlatmaya çalışmış becerememiştim burada >> http://mutlu1hayal.blogspot.com.tr/2014/07/iyi-ki-dogdun-oglum-iyi-ki-beni-annen.html

    1 yıl geçtiğinde tekrar görüşelim.. Asıl o zaman “tamam ben o ilk aylarda gerçekten birşey hissetmemişim” oluyor insan.. :))

  7. Kendimi gordum sanki bu yazida. Bebekle karsilikli olarak cok ulvi ve romantiktik ilk karsilasmamizda: o benim ustume isedi, ben de onu esimin dayi ogluna benzetip bir hayiflandim icimden -ki kendisi tatarlarin demir hans’i falan bence. Dayi oglu yani.
    Neyse ama sonra bi ‘oldum’ ben :) Esim hala soyluyor -oglum 7 yasinda bu arada- senden boyle bir anne cikacagini beklemiyordum diye. Anaclik durumlarindan bahsediyor zaar.
    Annelik ve tevazu hakkinda yazdiklarini cok begendim, muthis dile getirmissin. Ama bil ki, pek bu olgunluk ve bilgelikte annelere rastlamayacaksin buralarda, bilhare anlarsin bunu zaten.
    Ha bu arada ayni lise mezunuymusuz seninle, 126 devresindenim ben de :)
    Takipteyim bundan boyle, sevgiler ve kolayliklar minik cucenle :)

  8. tebrik ederim sizi, bende bu yasananlarin aynisini yasamaya 1 Eylul’de basladim, okudukca, “iste hissettiklerime tercuman olunmus” dedim :)) sevgiler

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s