Kişisel gelişim

flor-0b8fedda5a999ce262f865cfb94d5026_h

Kişisel gelişim kitapları okuyup, bir yerlerde bıraktığımız kendimizi yeniden bulmaya çalıştığımız zamanlardayız şimdi. Mutlu olmayı unutup mutlu olmayı bize hatırlatacak gurular aradığımız… Yaşamın ne olduğunu unutup yaşamı hatırlamak için uğraşlar savurduğumuz. Ne bileyim, basit şeylere prim vermeyip, en önemli şeylerin o basit şeyler olduğunu bize hatırlatsın diye etraflara paralar saçtığımız.

Oysa basit şeyler evet… Basit şeyler, bedava şeyler, önemli şeyler, hep unutulan şeyler… Dostluk gibi, sevgi gibi, aşk gibi, arkadaşlık gibi, aile gibi, gülümseme gibi, heyecanlanmak gibi, günbatımı gibi, muhabbet gibi, sarılmak gibi, öpüşmek gibi, sevişmek gibi, dertleşmek gibi, bir masa başında uzayan bir yemek sonrası kahvesi gibi, gülümseyen bir bebek gibi, bir kağıda yazılmış unutulmuş bir sevgi notu gibi, arayıp arayıp bulduğun özel bir hediye gibi, beklemedik bir anda yapılan bir sürpriz gibi, aldığın bir alkış gibi, kedinin bacaklarına sürtünmesi gibi, düştüğünde uzatılan el gibi, üzgünken duyduğun iltifat gibi… Hatırlasak, hiç unutmamış olsak kişisel gelişim kitaplarına da, gurulara da ihtiyacımız kalmayacak o şeyler işte… Hep unuttuğumuz, hatırlatılması gereken ama aslında hiç unutulmaması gereken, gerçekte önemi olan yegane şeyler… Nefes almak gibi, mutluluk gibi.

Modern zamanlardayız ya şimdi. Hayatın hayhuyu, kaos, trafik, gürültü… Hep bir kaçışımız var ya, şundan bundan stresten. Hep bir kendine, özüne dönme arzusu… Faturayı hep sevdiklerine biçip “ben” demek, birey olmanın yolunun illa ki başkalarını çiğnmekten geçtiğini sanmak. Öyle bireyselleşmek ki mutsuzlaşmak, mutsuzluk için formüller aramak mütemadiyen ama durup “ben niye mutsuzum” diyememek. Mutsuzum demek, sadece mutsuzu-M demek, buradaki -m iyelik ekine takılmak, ben demek, ben ben ben… O ben’e takılıp yalnızlaşmak, kendini yalnızlaştırmak, kendini iletimsizleştirmek. Hayali sorunlar yaratıp, hayali parmaklıklar ardına hapsolup bunalmak. Gerçek ben’e ulaşacağım derken sosyal ben’in ağzına sıçmak. Kendisini görmeye çalışırken çevresine körleşen, körleştikçe mutsuzlaşan insanlar. Böyle bir kısır döngü, bir tekerleğin içinde koşup duran beyaz kobaylar, kırılamayan sarmal, geçmeyen mutsuzluk.

Aynaya bakıp da mottolar söylemeyi öneriyor kişisel gelişim kitapları, evrene pozitiflik yollamayı, önce ben demeyi… Peki de bunca kişisel gelişim kitabı, yöntemi, uzmanı arasında hala bunca mutsuzluk niye o zaman? Ulaşılmak istenen mutlulukken, neden herkes sürekli dolaylı yollarla arar mutluluğu? Basit şeylerin içinde öylece dururken mutluluk uzanıp almaktansa “ben ben ben”ler içinde gözden kaçırmak bu zamana ait bir trajedi midir? O yüzden mi doğaya dönünce insanlar daha huzurlu? Sadece ben olmadığını kavrayıp, bir bütünün parçası olduğunu hissettiğinde, kendini büyük resmin parçası olarak görebildiğinde ulaşıyor belki öze, mutluluğa, gerçeğe. Ama sahte bir koşturmaca içinde kaptırmış giderken, gündelik hayhuylar arasında basitin temizliğini unutuyor belki de. Benmerkeze yöneldikçe hayatı ekseninden kayıyor belki çünkü biliyor musunuz, hiçbir hayat ben-merkez değil. Hayatın merkezi çiçekler, kediler, keçiler, bebekler, çocuklar, aşıklar, sevgililer, dostlar, ağaçlar, güneş, ay, yıldızlar ve hepsinin beraber oluşturduğu o resim ama tek başına duran bir “ben” değil. Ben-merkezde mutluluk yok. Ben-merkezde yaşam yok. Çünkü yaşam bir tek “ben”den çok daha fazlası olmak zorunda, ancak öyle zengin, ancak öyle renkli. Başka renkler, başka desenlerle, kaleidoskopumsu bir şey yaşam. Evren sadece biz’den oluşmak için fazlasıyla büyük.

Mutluluk öyle bir şey işte. Kişisel gelişim. Yaşam. Hepsi öyle. Basit ve bir o kadar da kozmik.

Elbette, sen kendini sevmezsen kimse seni sevmiyor. Ama sen sadece kendini seversen de kimse sevmiyor ve kimsenin sevmediği bir “ben” ile hayat çok da kolay değil. Yani işte hayat; kişisel gelişim kitaplarının önerdiği kadar bireysel bir şey değil. Öyle olmamalı. İnsan sosyal bir canlı, ilişkileriyle kendini var ediyor. İnsan çünkü, bir başına değil. İnsan dediğimiz şey bir bütün içinde var. O yüzden kendimizi var ettikçe çevremizi; çevremizi var ettikçe kendimizi var ediyoruzdur belki. Ya da tam tersi, yok etmeli olanı… Ama işte ben, sen ve o; biz, siz ve onlar… Sadece “ben” değil hayat. Ve nihayetinde, mutluluğun formülü de basit aslında, o kadar basit ki, hep unutuyoruz:

Sevgi, evet. Lanet olasıca sevgi dostum!Kendine de çevrene de dünyaya da yaşama da sevgi. Ucuz, klişe ve bir o kadar gerçek. Bunu bize hatırlatsın diye psikologlara, danışmanlara, terapiye, koçlara, yogaya, reikiye, meditasyona, seyahatlere, kitapçılara, dine, burçlara, ne bileyim sanata, yazıya, ona buna koşmaya gerek var mı bilmem, kendi kendimize de hatırlayamaz mıyız acaba? Sadece kendini var etmekten bahseden, bunu yaparken de sevmenin önemini göz ardı eden, yaşamı iyileştireyim derken yaşamın esasında ne olduğunu atlayan sahte kişisel gelişim safsatalarının zaten canı cehenneme. Bencillikle mutlu olunmuyor dostum. “Seni seviyorum” duyduğunda değil yalnızca, söylediğinde de güzel.

Neyse… Bu çağda ben biraz demode kaçtım belki de, kusuruma bakmayın. Beni küçük şeylerin, tatlı anların ve paylaşılan mutlulukların hayali sorunlardan ve egosal dertlerden daha önemli – hayır daha önemli değil, daha anlamlı- olduğu bir zaman dilimine ışınlayınız ve boşveriniz lütfen.

Sevgililer gününüz kutlu olsun. Varsa söyleyecek biri, ne şanslısınız, korkmadan söyleyiniz: Seni seviyorum. Yoksa da eyvallah, aynada kendinize bakıp tekrar ediniz: Seni seviyorum. Yerseniz tabii.

One thought on “Kişisel gelişim

  1. Tam da bugüne yakışan, ne hoş bir yazı olmuş. Ellerinize, fikrinize sağlık… Defalarca okuyacağım bir yazı olarak kaydedeceğim. Unutuyoruz yaşamayı, gülmeyi, hatta sevmeyi bazen. Başka şeylerden medet umuyoruz.

    Şu kısmın özellikle altını çizdim:

    “Sevgi, evet. Lanet olasıca sevgi dostum!Kendine de çevrene de dünyaya da yaşama da sevgi. Ucuz, klişe ve bir o kadar gerçek. Bunu bize hatırlatsın diye psikologlara, danışmanlara, terapiye, koçlara, yogaya, reikiye, meditasyona, seyahatlere, kitapçılara, dine, burçlara, ne bileyim sanata, yazıya, ona buna koşmaya gerek var mı bilmem, kendi kendimize de hatırlayamaz mı acaba?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s