Çok şey bi şey

facafd0804849d464c46d2c11eb8f2ea

Bugün zor bir gündü, mızmızlıklı, inatlaşmalı zor bir gün. Tüm günün huysuzluğunu bir şekilde yumuşak idare etmişken tırnak kesme-kestirmeme hadisesiyle patladık. Bir dünya göz yaşı, bir dünya bağrış oldu sonunda karşılıklı.

Bugün iyi bir anne olamadım. O uyudu, ben de oturdum ağladım. Bu aralar giderek daha sık yaşadığımız günlerden biri daha.

Oysa başta böyle değildi…

Hamilelikle, lohusalıkla, bir dünya dertle tasayla, yalnızlıkla, kalp kırıklıklarıyla, gaz sancılarıyla, ağlamalarla, diş ağrılarıyla, emzirmeyle, uykusuzlukla, uyku eğitimiyle, ateşle, griple, mamayla, çişle,kakayla, seyahatlerle,  tatillerle, düzenle düzensizlikle,stresle, yorgunlukla başa çıktım,sarsılsam da yıkılmadım ayakta kaldım. Zor günler oldu yine ama ben bir anne olarak kendime güvendim hep. İçimden gelen ses ne yapacağımı, neyi nasıl yapmam gerektiğini söyledi. Ve bir şekilde ben o sese güvendim, kendi çocuğum için en doğrusunu yaptığıma, bulabildiğime inandım hep.

Şimdi ise…

Her geçen gün daha da tatlılaşırken adam, bebeklikten çocukluğa geçerken, bir birey olmaya başlarken ne yaptığımı, ne yapmam gerektiğini, nasıl yapacağımı bilmiyor gibiyim.

Kayboldum sanki. Zorlanıyorum. Yapamadığımı, beceremediğimi, iyi bir anne olamadığımı düşünüyorum.

İçimdeki sesler susmadı da karıştı, kirlendi sanki bir dünya gürültüyle. O kadar net söylemiyor artık bana yapmam gerekenleri. Savruluyorum.

Disiplin, konması gereken kurallar, hayırlar, evetler arasında her kafadan çıkan bin ses içinde yapayalnızım, boğuluyorum.

İnsansın sen de, hata yapabilirsin’lere ihtiyacım var ama üzerimde hep bir görünmez baskı, bir kaygı, travma yaratacaksın, bu çocuğu bozacaksın, onda yaralar açacaksın, başkalarının şımarık diyeceği bir çocuğa dönüştüreceksin diye. O kaygılarla gelen bir panik hali, bir bunalma ve tabii paniğin yarattığı sıçtıkça sıvama.

En çok istediğim şey oğlumun beraber olmanın bir keyif olduğu bir insana dönüşmesi iken  o mutlu, huzurlu çocuğun ayarlarını bozuyor olduğumdan korkuyorum sürekli. Ya da yanlış bir şey söylemeyeyim derken disiplini sağlayamamaktan ve evet, sorumsuzluğa, kabalığa, sınırsızlığa, şımarıklığa ortam sağlamaktan.

Bugüne kadar hep rahat bir anne olmuşken şimdi sürekli kaygılar, kaygılar, kaygılar…

Belki 2 yaşla birlikte “terrible 2”ya doğru yol alıyoruz ve ben kriz anlarını doğru ele almayı bilmiyorum (henüz). Doğru bir anne olamıyorum, hep yanlış yapıyorum sanki ve herkes hep doğrusunu yapıyor, beceriyor, söylüyor, biliyor. Bense yetemiyorum, kontrolümü yitiriyorum.

Kendimi çok eksik, çok yetersiz, çok donanımsız, çok boktan hissediyorum. Sürekli kendimi suçluyor, sorguluyorum.

Kızıyorum mesela, sesim yükseliyor, inatlaşıyorum ve o anlarda sarılmayı beceremiyorum bazen. Oysa bakıyorum kimse sesini yükseltmiyor. Herkes hep “melek” anne.

Kızdığımda yanlış şeyler söylüyor olmaktan korkuyorum. Görünüşe göre herkes hep en doğru şeyi bulup söylüyor oysa.

Bense saçmalıyorum.

Anneyi üzüyor bu davranış diyorum, anneyi üzme sorumluluğunu yükleme çocuğa diyorlar.

Böyle yaparsan anne seninle oynamak istemiyor diyorum, yanlış yaptığında dahi yanında olmalısın diyorlar.

Ağlama diyorum, ağlamasına mani olma diyorlar.

Korkulacak bir şey yok diyorum, korkularını küçümseme diyorlar.

Aman düşersin deme, kendine güveni  kırılır diyorlar.

Ben de oje sürcem diyor, anneler sürer ojeyi diyorum, aman cinsiyetçiliğe gidiyoruz.

Paylaşmayı öğret ama “ver  kardeşe oyuncağını”da deme, zorlama diyorlar.

Annecim diyorum, annecim deme, kafası karışır diyorlar.

Kaçarak evden gitme, kayıtsızlaştırır diyorlar. Oysa gittiğim oluyor bazen. Ya da doğrusunu yapayım diye, okula bırakmadan önce anlatıyorum “bak okula gidicez yarın da ama alıcam seni ben yemekten sonra” filan… Bu sefer de okul zaten bi travma, paso ondan bahsetme oluyor.

Suçlama, küsme, tehdit etme, cezalandırma diyorlar. Ve her dediğim istemeden de olsa bunlardan birine gidiyor sanki.

Memeden birden kesme diyen var, birden kes diyen var.

Yanında yatırma diyen var, yatır diyen var.

Ceza ver diyen var, verme diyen var.

Ödül ha keza.

Takdir desen öyle, başarısını takdir et de abartma ama et yani. nereye gelince abartmış oluyoruz peki?

Bu araların genel trendi var sonra… Duygu yansıtmak filan. o da olmuyor, samimi ya da doğal gelmiyor, yapamıyorum, ikimiz de yükselmişken “ya evet şunu şunu yapmamıza kızdın şimdi anlıyorum, ama bikbik” diyemiyorum.

Hayır denmesi gerektiğinde hayır deme de olumlu başka bi şey sun diyorlar. İyi de tırnaklarını kesmek istiyorum, tepiniyor, olumlu ne sunayım, neyi, hangi duygusunu yansıtayım bilemiyorum.

Ya benim duygularım ne olacak bir de? Makine değiliz ki biz de.

Oyunla yaptır diyorlar, iyi hoş da yemiyor her zaman. Tırnak kestirmek istemiyorsa oyun da olmuyor.

İnada biniyor iş, inadı kırmak iyice zor oluyor. İnada bindikçe yükseliyoruz, kıramıyoruz.

Her şey ya, her şey bi şey. Ne yapsam mutlaka travma yaratıcam sanki. İncecik bir ipte yürüyorum, travmaları en aza indirmeye çalışır gibi. Her konuda her kafadan bir ses ve hepsi kendi dediğini cana başla savunuyor. Ve süreki eleştiriyorlar.

 Onu deme bunu de, onu yapma bunu yap…

O kadar çok ki, o kadar çok şey söylüyor, o kadar çok şey istiyorsunuz ve her konuda o kadar çok fikriniz, meli’leriniz, malı’larınız var ki. Doğal tepkileri bile veremez oldum. Doğal olamıyorum, içgüdülerimi dinleyemiyorum, duyamıyorum artık. O kadar kafam karıştı ki saçmalıyorum, “böyle yaparsan çok şey bi şey ama” gibi ne idüğü belirsiz laflar ediyorum. Ya da o yanlış cümlelerden birini kuracakken son anda toplamaya çalışıp manasız laflar ediveriyorum:

“Bana vurursan giderim ama… yani gitmem tabii de öbür odaya giderim, sonra gelirim.” filan.

Tam “oyuncağını böyle fırlatırsan alırım” diycem,ammaaan tehdit oluyor bi dakka diyip, geri vitese basıyorum, “oyuncağını kırarsan bu oyuncağa hazır olmadığını düşüneceğim ve bir süre kaldırmak zorunda kalacağım” gibisinden uzuuuuun açıklamalara dönüyor.

Hazırlıksız girdiğim bir toplantı gibi, hazırlıksız yakalandım sanki ve geveliyorum.

Halbuki hazırlıksız değildim ben…

Halbuki ben hep annelerin en önemli kozunun içgüdüleri olduğuna ve onun sayesinde kendileri ve çocukları için doğrusunu bulacaklarına inandım. Doğal ve samimi iletişimin kurallara uymasa da kendi doğrusunu yaratacağına inandım. Bunun içinde karşılıklı kızmak da, üzülmek de, hata yapmak da, özür dilemek de vardır diye düşündüm.

Ama yapamıyorum işte şu anda, o içgüdüsel halimi, o doğallığı bulamıyorum artık kendimde. Bu kadar ses arasında her dediğimi kafamda bin tane filtreden geçirir oldum. Ve kendimi kaybettim. Ve günün sonunda, çocuğumun iki yaş buhranları karşısında ne yapacağını bilemeyen bir anne olarak duruyorum. Çaktırmamaya çalışsam da ona bu halimi, özüm bu, sürekli soru işaretleri, kaygılar… Ve bu hal bence daha büyük yanlışlar yapmama sebep oluyor, konuştukça batıyorum.

Eskiden sevgi her şeye yeter derdim, sevildiğini biliyorsa, güvende hissediyorsa annenin de çocuğun da yaptığı hatalar aşılır.

Ama işte sevgi dolu bir “annecim” kelimesi üzerine bile ahkamlar, her yerde yazılar.

Arada bir Youtube ya da televizyon açıyorum diye kendimi dünyanın en sorumsuz annesi hissetmekten bıktım yahu. Çocuğum insanların yanında “Youtube” derse insanlar bana cık cık yapacaklar diye düşünüyorum, bu ne abi?

Pedagoglardan, psikologlardan, her şeyi bilen annelerden, babalardan, yargılayan gözlerden, kendi kaygılarımdan, önüne gelenin yazdığı yazılardan, aşağılar tondaki “Türk annesi” bikbiklerinden, annelik üzerine ahkamlardan sıkıldım.

Ben sadece tırnaklarını kesmek istiyorum mesela ve o kesmeme izin vermiyor ve ben kavga/inatlaşma büyümeden bunu nasıl becerebileceğimi bilmek istiyorum. O kriz anını yönetecek taktikler ararken hep kendimi suçlu hisseder buluyorum.

Çünkü büyüyor bazen krizler ve  büyütmemeyi beceremiyorum, tırnaklarını bile kesemiyorum işte. Tırnaklarını bile kesemeyen bir anne olma korkusuyla bu sefer de kriz yaratan anne oluyorum. Ama o istemezse, onun iyiliği için bile olsa (diş fırçalamak, ilaç içmek, tırnak kesmek gibi) hiçbir şeyi yapamıyor hale geldik. O isterse, iyi anındaysa evet ama kriz anları artıyor, artmasa da güçleniyor çünkü adam büyüyor.

Her kriz sonrası beceremediğimi düşünüyorum, yine yapamadım diye kendime kızıyorum.

İsterdim ki birileri desin, insanız ya, sürekli doğruyu, mükemmeli yapmak zorunda değiliz, yapamayız da zaten, önemli olan yanlışları sonradan doğru ele almak.

Ama olmuyor, hep yargılandığımı hissediyorum. Başkaları değilse kendim yargılıyorum zaten.

Çocuğunu doğru zamanda okula veren, onunla sürekli duyusal aktiviteler yapan, krizlerde ne yapacağını bilen, sesi bir tık yükselmeyen, hiç yanlış yapmayan,  en zor anlarda bile doğru iletişimi şak diye cebinden çıkaran, bir yandan evi çekip çevirirken bir yandan her şeye enerjisi kalan, her şeyi kontrol altında tutan o anne olamıyorum.

Hiçbir şey üzerinde kontrolüm yokmuş gibi.

Enerjim, fiziksel olarak değil ama ruhen enerjim çekilmiş gibi. Kafamı toplayamıyorum. Eskisi gibi yaptığım şeyin doğru olduğunu içimden bilemiyorum. Koskoca bir bilinmezlik içindeyim.

Anneliğimin ikinci yılında ilk kez ne yapacağımı, neyin doğru olduğunu bilemiyorum.

Çok sıkıldım.

Keşke herkes bi sussa biraz. Keşke öyle yapma, böyle yapma diyip durmak yerine sadece ve sadece kendilerinde işe yaramış taktikleri paylaşsalar… hani istersen al sen de böyle yap der gibi. Ama hayır, “öyle yapmak yanlış, çocuğun ağzına sıçarsın öyle yaparak” der gibi değil.Birileri de beni anlasın istiyorum ama kimse anlamıyor. Annelere hepsi kendine has, ayrı ayrı bireyler olarak değil de hepsi aynı olmak zorunda olan  jenerik bir kategori gibi bakılıyor. Anne şunu yapmalı, anne bu, anne şu. Her annenin yorgunluğu, hayatı, sabrı, karakteri, hayata bakışı aynı değilken nasıl olacak bu iş peki?

Farklı ekoller, farklı disiplin metodları arasında herkes birbirine parmak sallarken ve diğerini yanlış bulurken, muazzam bir “mükemmel anne” olma baskısı yaratılırken sanki yeni nesil çocuklar çok her şeyi çözmüş, çok kusursuz, çok mükemmel çocuklarmış gibi eskinin taktikleri sürekli gömülürken neyi nasıl yapacağını bulmak ne zor.

Yani eskinin hatalarıyla, yeninin de gayet de var olan yanlışlarını yapmayayım derken ikisinin de en boktan halini uygulamak, kafası karışık bir anneye dönüşüp sürekli karışık sinyaller vermek…

Kaygım bu herhalde en çok.

Benim iyi yanlarımı değil kötü ya da eksik yanlarımı alıp bir de üstüne çağımız çocuklarının bireysellliğini, kayıtsızlığını, her şeyi isterim, her şeyi almalıyım tavrını giyinip sonunda da evet ya, çok sevsen de yanında olmaktan zevk duyamadığın bir çocuk yetiştirmek. Sırf ne yapacağımı bilemediğim ya da doğru tavrı bulmayı beceremediğim için yaptığım hatalar yüzünden travmalar yaratıp sonunda da başkalarının “şımarık” ya da “arsız” ya da “bencil” bulacağı bir insan yetiştirmek.

Anneyi üzdün, anne kızdı,annecim annecim annecim.

Dedim bunların hepsini, inatlaştığım da oldu, sesimi yükselttiğim de.

Yine de kendi çocuğum için doğru anne olamaz mıyım? Geri dönülmez yaralar açmamışımdır di mi? Ben de kendi taktiklerimi geliştirmeyi, bana uyan yollar bulmayı beceriririm herhalde di mi?

Umarım. Çünkü beceremezsem… Eğer beceremezsem… Çok şey bi şeyler. Çoook şey hem de.

6 thoughts on “Çok şey bi şey

  1. Canım Ateş Saçlı Kadın; boşver dış sesleri, sen yine içindekine kulak vermeye devam et. Etraftaki gürültüleri susturabildiğinde iç sesini daha rahat duyacaksın ve o sana yine en kolayı, en doğruyu söylemeye devam edecek. Emirimi her yuvaya bıraktığımda işe gidene dek katıla katıla ağladığımı hatırladım senin yazdıklarını okurken, hiç olmazsa 3 yaşına kadar ben bakablseydim diye pek üzüldüm yıllarca. Şimdi olduğu genç adama bakınca bütün anlamsız duygular uçup gidiveriyor. Seni ve minik adamı keyifle izliyorum, gayet de uyumlu ve huzurlu bir ana oğulsunuz. Yüreğini ferah tut, kendini de evladını da sorgulama. Birlikte olduğunuz her dakikayı mutlulukla, keyifle geçirmeye bak yeter. Minik bir ipucu tırnak kesme eylemini hemen banyo sonrası, hatta küvette iken halledersen tırnaklar iyice yumuşadığı için işin kolaylaşır, böylece zamanla eğlenceli bir oyuna dönüşebilir, inatlaşma da uçar gider. Sevgiyle kucaklıyorum ikinizi de.

  2. Çok gürültü var hakikaten, içini dinlemek iyi gürültüye rağmen. kim ki o mükemmel anneler. Dün ben öyle bir şey yaptım ki, tam kötü örnek. Bahçeye indi iki çocuğum, büyük 10 küçük 5 yaşında. Hep inerler, hep kudurukluk yaparlar, herkes bilir adlarını. Bi ara koca bir adam sesi geldi bahçeden, cama çıktım, anam babam usulü türk anası biçiminde. Duvar dibine içinde küçük çocuğumunda olduğu en büyüğü 6 yaşında beş çocuğu sıkıştırmış bi adam bağırıyor, aman neler neler. N’ooldu beyefendi dedim, dedeleri olacak yaşta, bu dedi benimkini gösterip, sizin oğlunuz mu? Evettt, niye bağırıyorsunuz ki dedim.Geçerken arabaya vuruyorlarmış elleriyle, birden karanlık senaryolar hücum etti, ya o kaldırımdan düşerlerse, ya ezilirlerse,vs vs. Böyle arabaların yavaşladığı bir yer, bahçe içi otopark işte. Anam adam ben o karanlık kuyudayken, verin çocuğunuzun terbiyesini dedi. Bi an oğlanla gözgöze geldik, dudakları titriyor, yaş aktı gözünden. dur dedim adama, aşağı indim. Soru şu dedim, neyle vurdular, cevap: elleriyle. Tamam dedim, ben oğlumun terbiyesini veriririm, seninki ne olacak, kim verecek terbiyeni bu yaştan sonra, aldım bebe beliği, yukarı çıktım, ya adama babam yaşında adama neler dedim bi yanan, bi yandan elin arabasına vurulur mu, bi yandan oğlana söyleniyorum ya düşseniz, ya ezilseniz, bi yandan kendi çocukluğumun tontiş amcalarını hatırlayıp adama daha bir söyleniyorum sesli sesli çocukların yanında.Oğlan iyice korktu bas bas ağlıyor, olayı gören kız geldi, iyice gerildik. Al sana yönetilememiş kriz, ağlayan bebeler, küfür etmiş bir anne, o anda eve giren, ne olduğunu anlayana kadar pısmış bir koca, yenmeyi bekleyen palamutlar. Aman boşverdim hepsini, ne bileyim, zor mükemmellik, tırnak yarın kesilir, randevulaşarak belki, bilemedim ki

  3. aslı, çok tatlı bir hikaye, beni gülümsetti, çok şeker bir anne olduğunuza eminim. özünde biliyorum, mükemmelik sıkıcı, mükemmellik zor, gerekli de değil… bizi biz yapan bu anlattığınız hikayelerdeki gibi saçma sapan anlar, hatalar, eksikler, delirmeler… ama bir yandan da bazen insan o bahsettiğiniz kuyulara iniveriyor hızla. bu yazı da öyle bir andan, şimdi daha iyiyim. hele ki bu hislerde yalnız olmadığımı okudukça daha da iyileştim…

    mügecim, çok teşekkürler. senden geldi ya bu yorum, çok değerli çünkü gerçekten bakınca şöyle bir, hani pırlanta gibi derler ya öyle bi adam yetiştirmiş şahane bir annesin. ufak şeyler değil de verdiğimiz öz, o değerler, insanlık muhim tabii. bu tip saçma buhranlar gelir geçer elbet, içimden biliyorum da aslında ama bazen vuruyor işte :)

    desteğinize çok teşekkürler.

  4. Hepimizin basina hep geliyor. Ben iki çocuktan sonra iyice zorlandım ve o eski herşeyi halledebilen kendine güvenli halimi bulamıyorum. Sen cok guzel cozmussun aslinda hep o korkular bizi daha feci tepkiler vermeye itiyor. Benim bulduğum -diyemeyeceğim- denediğim bir çözüm kendine zaman ayırmak, kendini beslemek. Sürekli verince kolay tükeniyorsun. Kendi ruh sağlığını önde tutunca, kendine vakit ayırınca daha sakin bir enerji ile çocuğa geri dönebilmek mümkün. Oksijen maskesi önce sana sonra çocuğa. O zaman korkulardan bir nebze arınmak, an’a odaklanip sorunları sakince birer birer çözmek bazen olabiliyor.

  5. Oğlum 9 yaşında. Tam 6 yıl yaşadım ben de o alacakaranlık kuşağında. Sonra bir şey oldu. Ben kansere yakalandım. (8 aylık bir tedavi sürecim oldu. İyiyim şimdi.) Ama o gün bugündür oğlum için sadece ve sadece içgüdülerimle hareket eder oldum. Hayatta, yanı başında ve onu seven, koruyan bir annesi olsundu, yeterdi.
    Ekstrem bir durum gibi gelebilir ama değil. En güzel yaşanacak gün bugün, bu an.
    Üzülerek, düşünerek, ‘doğruyu’ (kime göre ayrıca?) yapmak için efor sarfederek geçmesin günler.

  6. Nedendir bilinmez birseyler yazma ihtiyaci duydum. Aslinda nedeni de biliyorum, olumlu ve/veya olumsuz geri bildirim vermeyi seviyorum tanimadigim kisilere bile cunku aynisini bekliyorum, cunku bazen disardan bir goz, bir ses daha etkili oluyor.
    Once imrendigimi soylemeliyim, anne olmak cok kutsal birsey ve iyi anne olmaya calismak daha da onurlu bir davranis. Iznini almadan dunyaya getirdigimiz cocuklarin ileride toplum icin nasil bireyler olacagina kafa yormak mantik isidir ve kisinin gelismislik duzeyini gosterir bence.
    Cocugum yok o sebeple ahkam kesemeyecegim cocuk nasil yetistirilmeli konusuna ama gunumuz ebeveynlerinin dis sesler sebebi ile yolunu kaybedip hayati kacirmasina seyirci kalmak istemiyorum.
    Zira hayatta inandigim ve her yerde (is, ev, arkadaslik,evlilik) ise yarayan bir kac degismez dogru var “Sen mutlu Olmadikca mutlu Edemezsin” Mutlu ol!
    Evde toplu yasama kurallari vardir bu kurallar zaman icerisinde ogrenilir ama tirnak kesmek bir kural degildir, karsindaki bir birey ve tirnaginin ne zaman kesilmesi gerektigine karar verebilir, gerekli bilgiyi aldiginda, istedigi zaman kesebileceginizi ifade edip hazir oldugunda gelmesini istemek o an inatlasmamak icin bir cozumdur ama asil amac mutlulugu bozmamaktir.
    “Hic kimse evin huzurunu bozma hakkina sahip degildir” Evet sen de dahil! Huzur bozuldugunda konsensus saglanabilecek bir ortami yaratmak imkansiz oldugu gibi o vakitler kayiptir. Oysa ne yemek yememek ne de tirnak kesmemek problemdir. Problem olan degerli vaktimizden kayiplar vermis olmaktir.
    “Herkes herseyi konusur ve bilir, kimseyi sustutmakla ugrasma zira onlarin ozgurlugune mudahale edemezsin, etrafinda senin icin endiselenlerin sozlerini dinle elbet icinden faydali seyler de cikar ama eninde sonunda sen kimsen osun” kendin olmaktan vazgecme kendi karakterinle yasa! Karsilikli saygi kucukken ogrenilir, insanlari tanima ve onlarin degisikliklerine saygi duymayi ogrenme firsatini cocuklarinizdan almayin, siz olmadiginiz gibi davranirsaniz sirf onu incitmemek ve travmaya sebep vermemek icin ileride herkesin kendisine o sekilde dusunulmus stratejilerle yaklasmasi gerektigini dusunecek ve duyarli olmasini bekleyecek fakat hayat oyle degil. Birakin hayati tanisin, sizi tanisin, kucuk yastaki yaralar daha kolay iylesir.
    Sen zaten iyi bir bireysin, cocugun neden olmasin ki?
    Yeterki samimiyet olsun, huzur olsun, mutluluk olsun.
    Sevgiler

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s