Filed under Derin derin dalmalar

Kişisel gelişim

Kişisel gelişim

Kişisel gelişim kitapları okuyup, bir yerlerde bıraktığımız kendimizi yeniden bulmaya çalıştığımız zamanlardayız şimdi. Mutlu olmayı unutup mutlu olmayı bize hatırlatacak gurular aradığımız… Yaşamın ne olduğunu unutup yaşamı hatırlamak için uğraşlar savurduğumuz. Ne bileyim, basit şeylere prim vermeyip, en önemli şeylerin o basit şeyler olduğunu bize hatırlatsın diye etraflara paralar saçtığımız. Oysa basit şeyler evet… Basit … Okumaya devam et

Sıvı-Katı-Gaz

Sıvı-Katı-Gaz

Deniyorsun, çok uğraşıyorsun, gerçekten ta içinden bir yerlerden istiyorsun, deniyorsun, canla başla çabalıyorsun. Olduğun yere uygun değilsin belki ama uydururum diyorsun. “Yer eğilip bükülmezse ben bükülürüm, sığarım oraya bir yere. Yeter ki orada durun siz de, gitmeyin bir yere, ben uyarım, sorun yok. İçimdeki taşkın yanı alır bir kaba koyarım, dalgalarımı zapt ederim, dökülmemek için … Okumaya devam et

Limonata mevsimi

Limonata mevsimi

En sevdiğim mevsimi sormuş blog fırtınası, baktım ki her mevsimden sevdiğim, almak istediğim bir şeyler var benim. Mesela… Sonbaharda yaprakların sarı sarı dökülüşünü, ilkbaharda çiçek açan ağaçları, yazın hafif hafif esen akşamları, kışın camdan karı seyrederken battaniye altında oturmasını. Kışın paltolarını, atkılarını, şapkalarını, yazın parmak arası terliğini, tiril tiril elbiselerini, ilkbaharın ince hırkasını, sonbaharın trençkotunu. … Okumaya devam et

Tadım tuzum

Tadım tuzum

Mutfakta penceremin önünde duruyorum. Ocakta bekleyen bir yemeğim yok. Fırında böreğim yok. Yakmaktan çekindiğim bir şeyler yok. Soğanlar hafif hafif pembeleşmiyor. Marine edilmekte olan bir et yok. Süzgeçte bekleyen bir makarna yok. Yıkanmış, kesilmeyi bekleyen marul yaprakları yok. Kurabiye hamuruyla dolmayı bekleyen kurabiye kalıpları yok. Pencerenin önündeyim ve yapmadığım tüm yemeklerin hesabını soruyorum kendime. İçinde … Okumaya devam et

Kazlar

Kazlar

Hayatına giren, hayatına aldığın herkes bir piyango aslında. Düşünsene, dünyada onca insan, bir de sen. Ve tamamen atıyorum, o Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet… Her kimse işte o, senin hayatında. Sen onu seviyorsun, o da seni seviyor filan… Belki de yılbaşında büyük ikramiyeyi yakalamaktan daha mucizevi. Ama işte kimse kimseyi şans olarak görmüyor ki hayatta. Görse … Okumaya devam et

Gönderilmeyen mektuplar

Gönderilmeyen mektuplar

Hemingway’e demişler ki bize kısacık bir hikaye yaz, o da durur mu, yapıştırmış cevabı: For sale: Baby shoes, never worn. Cukka. Nasıl da içe oturan bir cümle. Belki herkese başka bir hikaye çiziyor ama bir şekilde bir dünya, insanlar, mutsuzluklar, hayal kırıklığı yaratıyor. Şuncacık kelime nelere muktedir ya rab. Ya da tabii kelimeler değil de, … Okumaya devam et

Milimetrekare

Milimetrekare

Kocaman bir resmin önündesin, hatta tam dibindesin. Ve o kocaman resmin dibinde durduğunda, sadece boyadaki çatlağı görüyorsun, fırça darbeleri gözüne çarpıyor. Mavilikler arasından kusursuz gökyüzünü değil de, kalınca sürülmüş garip mavi katmanları seçiyor gözün. Sanki o koca resim, sadece oradaki o detaymış gibi duruyor, o milimetrekarelik alandan ibaretmiş, ötesi yokmuş gibi. Bir adım geriye git … Okumaya devam et

Deklare edecek bir şeyiniz var mı?

Deklare edecek bir şeyiniz var mı?

Evet, deklare edecek bir şeyim var, sayın gümrük görevlisi bey. Size daha fazla yalan söyleyemeyeceğim. Bunca zaman yok dedim, çantamda ne olduğunu bile düşünmedim. Ama şimdi düşününce, var işte deklare edecek bir şeylerim. Yok hayır, tarihi eser kaçırmadım, elektronik eşya kaçakçılığı yapmıyorum, beklediğiniz deklarasyonlardan değil bu. Ama çantamda tehlikeli bir şeyler var. Tamamen atıyorum patlayıcı … Okumaya devam et

Sır

Sır

“Kimselere anlatmadığın bir sırrın var mı?” dedi. Gülümsedi. Nefret ettiği o gülümsemelerden biriyle gülümsedi. İçinde bin türlü duygu saklayan, bilmediğin neler var, neler diyen o gülümsemelerden. Zaten tahmin ediyordu. Ara sıra dalıp giden gözlerinden, kaybolup gittiği düşüncelerden, satır aralarındaki sözcüklerden, bir de işte zaman zaman yüzünde beliren hülyalı mı esrarengiz mi olduğu tam çözülemeyen tebessümden … Okumaya devam et

Başıboş kelimeler

Başıboş kelimeler

Cümleler yarım kalınca, öznesinin anlamını değiştiriyor. Yarım kalmış bir cümledeki tüm kelimeler anlamını yitiriyor. O ana kadar istersen dünyanın en güzel kelimelerini kullanmış ol, sonuna gelip de o cümlenin bitmediğini gördüğünde o kelimeler anlamsızlaşıyor. Bak tamamen atıyorum, “endam” ne güzel bir kelime, 5 harfle ne çok şey anlatan bir kelime ya da “haset,” ne güzel … Okumaya devam et

Geri dönüşümsüz

Geri dönüşümsüz

Süt kutusu. Kullandın, bitti, çöpe attın. Günlük lens. Bir gün taktın, çıkardın, ertesi gün yenisini aldın. Tuvalet kağıdı. Tuvalete girdin, kullandın, sifonu çektin. Şarap. İçtin, bitirdin, çişini yaptın. Benzin. Yollara gittin, kilometreler yaptın, egzos borusundan uçtu gitti. Kalem. Yazdın yazdın yazdın, tükendi. Cips. Yedin yedin kilo aldın, jimnastik yaptın kiloları verdin.

Mental Blokaj

Mental Blokaj

Tamamen atıyorum da hiçbir şey yazasım yok. Yazmak isteyip de yazabileceklerimi yazmışım, söylemek isteyip de söyleyebileceklerimi de söylemişim. Söylemek/yazmak isteyip de bunu yapamayacaklarımı zaten buraya yazamam. Eee nolcak şimdi? Kitap yaz, film yaz, geyik yaz, komiklik yaz ama yaz… İyi diyosun da cümleler gelmiyor yahu. Kafamda bir takım konular, tilkiler dolanıp duruyor, onları yazasım var, … Okumaya devam et

Erik Yerik

Erik Yerik

Sevgili günlük, Bir sene ara verdim nerdeyse bu bloga. Neden? Çünkü arada erik çıktı. Ben de o sırada kendisinden başka bir şey düşünemediğimden, daldım. oysa ki erik ayları boyunca, her gün yazacak, erikle geçirdiğim günleri anlatacaktım. Ama unuttum. Seni beklemek, seni yemekten daha anlatılasıymış be erik. Ayrılık sevdaya dahil uleyn. Neyse 1 sene dil 9 … Okumaya devam et

Veda etme sanatı…

Veda etme sanatı…

Vedaları oldum olası sevdim. Yani sevdim demeyeyim, ne de olsa veda konsept olarak hoş bi şey değil, ama veda edilmesi gerekiyorsa vedayı etmeyi hep tercih ettim. Hani bazıları der ya, “ben vedalardan hoşlanmam” diye. Hayır efendim, ben hoşlanırım. Tren istasyonda gözden kaybolana kadar koşup, el sallayacak kadar vedaperver bi insanım. Yani tamamen atıyorum, annem ve … Okumaya devam et

Tilki tilki saat kaç?

Tilki tilki saat kaç?

Kafamda bin tilki var yahu. Gerçekten bak. Hepsi de tavuk peşinde, ortada tavuk yok. Kriz var çünkü, piyasadaki tavuklar azalmış, yetişemiyolar talebe. Bu tilkilerin %30’unu işten çıkarmayı düşünüyorum bak, demedi demeyin. Hayır bi de tilkiler durup durup, tavuk bulamayınca mızmızlanıyolar kafamda. Yok efendim, bu niye boyleymis, şu niye oyleymis, bu niye boyle yapmis. Bi sittirin … Okumaya devam et