Filed under Entel dantel

Slyvia, Ted ve Assia

Slyvia, Ted ve Assia

Blog fırtınası geçmiş hayatınız filan demiş, ben geçmiş hayatımda kimdim bilemiyorum, bu konu üzerinde fikir de yürütemiyorum şu anda. Beni boşverip, başka birilerinin geçmiş hayatından söz etmek istiyorum. Kahramanlarının hepsinin bugün ölü olduğu bir hikayeden… Uzun zamandır rafımda duruyordu “Slyvia” filmi, fırsat bulup seyredememiştim. Çok seneler evvel okuduğum “Sırça Fanus”un yazarı, 30 yaşında intihar ederek … Okumaya devam et

Yazarlarım ve ben

Yazarlarım ve ben

Bu blog fırtınası mütemadiyen bana en sevdiğim bir şeyleri soruyor ve ben, bu kadar kararsız bir insan olan ben, mütemadiyen kontrpiyede kalıyorum. Oh allahım, nihayet kontrpiye lafını bir cümlede kullanmak nasip oldu, bu fırsatı veren herkese teşekkür ederim. Neyse işte, “illa ki seçeceğsin lan” diyen blog fırtınası baskısı altında yine kıvırmak istemiyorum, “en sevdiğim kitap … Okumaya devam et

Şiir gibi

Şiir gibi

Şiir sevmezdim ben eskiden, zaman geçtikçe şiir sever oldum. Yaşlandıkça şiir neymiş anladım. Cemal Süreya’yı, Turgut Uyar’ı, Edip Cansever’i tanıdıkça kafiyeymiş, vezinmiş, bunları geç, tek bir sözcüğün şiir olabildiğini gördüm doğru ellerde. Şiir içimi bayardı eskiden, anlamazdım belki. Hala tam anlamıyorumdur hatta belki. Ya da herkes başka anlıyordur Turgut Uyar’ı zaten. Ama artık anlamanın ya … Okumaya devam et

İki şaplak, bir mal ve bir öküz

İki şaplak, bir mal ve bir öküz

Bugün oturduk, bir arkadaşımla “50 Shades of Grey” fenomeninin esrarını çözmeye çalıştık ve başaramadık. Tamamen atıyorum da Harlequin Desire serisinden hallice (hallice derken daha iyi demek istemiyorum, daha kalın demek istiyorum) bir kitabın dünya kadınlarını neden çıldırttığını bir türlü anlayamadık. S&M, bondage filan sularında dolandığını iddia eden bu kitabımızın tabii ki o taraklarda bezi yok. … Okumaya devam et

Aşkla yazmak…

Aşkla yazmak…

Kitapları zor beğenirim, kötü kitap okuyunca bildiğin sinirlenirim, kendimi kandırılmış hissederim. Ama okurum, kötü kitapları da okurum, iyi örnek kadar kötüyü de görmek gerek diye. Zor beğenirim beğenmesine ama beğenince de çok sevinirim, yazanını anında severim, güzel cümleler kuranı bağrıma basarım bir anda. Öyle bir aşk dolu, öyle bir duygusal ilişkim var kitaplar ve yazarlarıyla, … Okumaya devam et

Give me joy. Flash.

Give me joy. Flash.

“Popüler olana burun kıvırma” hastalığıyla ne kadar dalga geçsem de, popüler bir hastalık olduğundan ben de yakalanabiliyorum zaman zaman. Nitekim sittin senedir, Chuck Palahniuk’a bir ilgi ve alaka göstermemiş olmamı başka bir şey ile açıklayamıyorum. Tamamen atıyorum Nick Hornby’i mesela popüler olmazdan evvel keşfettiğimden olacak, kendisine olan hayranlığımı her fırsatta dile getirmekten hiç gocunmam da … Okumaya devam et

Died a hundred times

Died a hundred times

Tamamen atıyorum ama bazı insanlar vardır, bakar bakmaz anlarsın, gidecek bu, dayanamayacak, ölecek diye. Amy Winehouse, herkeste bu imajı uyandırıyordu sanırım. Hayır, su testisi anlamında değil, kadının 7 sene içinde başladığı noktadan vardığı noktayı gözlemlediğinde, yavaş yavaş zaten ölüyor olduğunu farkediyordun. 20 yaşındayken verdiği röportajı izledim. Biraz pin-up, biraz vintage ama gencecik bir kız yine … Okumaya devam et

Medikal mahkeme dramasına son veriyorum!

Medikal mahkeme dramasına son veriyorum!

Bazı şeyleri neden inatla yaptığımı bilemiyorum. Misal tamamen atıyorum, buna bir örnek de Jodi Picoult‘un kitapları. Okuyorum, her defasında neden okudum lan ben bunu diyorum ama kendime engel olamıyorum. Bu kadının 3-5 kitabını bu kafayla okumuşluğum var. İşin en enteresan yanı ise, hastalık temalı şeylerden hiç hoşlanmamam. Yani ben ki “english patient” filmini bugüne dek … Okumaya devam et

Atış poligonu

Atış poligonu

Yazar olarak sınırlamalarım var, kendi kendime uyguladığım bir sansür var, kıramadığım zincirlerim var. Ve bir gün olmak istediğim yazar olabilmek istiyorsam, bu “inhibition”lardan arınmam gerektiğini biliyorum. Bu yolda da bu blogu kullanıyorum. Burada kendimi geliştirmeye çalışıyorum, bir gün hiç kimselere okutmadığım hikayeler yerine insanlara ulaşacak bir şeyler ortaya koyacaksam, önce burada deniyorum kendimi. Gelişmeye çalışıyorum … Okumaya devam et

Sinema bu deyil!

Sinema bu deyil!

Şimdilerde anlıyorum ki, sinema bir değişim geçiriyor ve ben geri kafalı kaldım bu değişim karşısında. Tamamen atıyorum CG teknologisinin gelişmesiyle mesela, insanlar daha çok “görsel şölen” derdine düşmüş. Görüntü güzel olsun, efektler şahane olsun da gerisi hikaye. Geliniz bakınız, son günlerin olay yaratan filmi Avatar’a. Princess Mononoke‘nin insan-doğa ilişkisi, Kurtlarla Dans ve Pocahontas‘ın Kızılderili-Beyaz adam … Okumaya devam et

Ha… hayır, yapma bana bunu!

Ha… hayır, yapma bana bunu!

Bendeniz bir gün tam teşekküllü bir yazar olarak piyasaya atlama hedefinde olduğumdan kelli, bugünlerde piyasa araştırması mahiyetinde, genç Türk yazarları çok okuyorum. Ama böyle rafine bir seçmece usulüyle değil, tamamen araştırmacı gazetecilik ruhuyla, kim ne yazmış güdüsüyle okuyorum. Tamamen atıyorum mesela Migros’ta ya da bakkalda ya da seçkin kitapevlerinde satılması filan hiç fark etmiyor. Alıyorum, … Okumaya devam et

Bastırılmış kıroluk ve Shakira uzerine…

Bastırılmış kıroluk ve Shakira uzerine…

Shakira’yi seviyorum. Hos kiz, iyi kiz. Ayrica da ben bi meshur seveceksem, sadece sahnedeki personasiyla degil, gercek hayattaki hal ve tavirlariyla da seviyorum. ve bu kiz, bak buraya yazıyorum, cok seker bi kiza benziyi. Misal madonna’yi ben sahsen o kadar sevmem. tamam tabi basarili bi insan ama sex mex diye kitaplar, kabalalar, şunlar bunlar… sanki … Okumaya devam et

Yerli dizilerden hoşlanmama sebepleri

Yerli dizilerden hoşlanmama sebepleri

Simdi bugun eve geldim, napsam napsam, hadi tv’yi acayim dedim. actim, bi bok yok cok afedersin. komedi mak bile sacmalamakta, ki kendisi zaten sacma komik dizileriyle meshur bi beldemiz. onda bile bi seycik yok. e naptim, kazayla şov tivisine bastim, aneee yerli dizi. haydi dedim, zamanidir, yerli dizi kulturumu gelistireyim, tamamen atiyorum ileride dizi senaristligi … Okumaya devam et

İçimi kıydın ıssız adam…

İçimi kıydın ıssız adam…

Peşin peşin uyarayım, spoyler var. sonra bozuşmayalım. okuyacaksanız kendi rızanızla okuyun yani, kağıt imzalatcam sorumluluk kabul etmem diye. neyse başlıyoruz: Gittik gördük ıssız adamı. pek de ıssız değildi gerçi, hınca hınç kalabalık bir salonda izledik. E peki nedir? Film işte. 6 bucuk veririm 10 uzerinden (ki bol not verdim bence). Ne bayildim, öldüm bittim, ne … Okumaya devam et