Filed under Kişisel

O sinsi şey…

O sinsi şey…

Cem gittiğinde üniversite birdeydim. Eski sevgilimdi ve bir sabah okula geldiğimde kendisini camdan attığının haberini aldım. Safa gittiğinde yüksek lisansın sonlarına doğruydu. Lise arkadaşımızdı. Abisinden sonra o da kendini öldürmüştü. Serkan gittiğinde ikinci iş yerimde çalışıyordum. Bir ara beraber çalıştığım iyi bir arkadaşımdı. İşten ayrıldığından beri mutsuzmuş diye duydum sonradan. O da bir sabah bulundu. … Okumaya devam et

Koca kalp, kırık kalp

Koca kalp, kırık kalp

Bir varmış, bir yokmuş… Ülkenin birinde güzel mi güzel bir çocuk yaşarmış. Bu çocuk dal gibi, upuzun boylu, çok yakışıklı bir çocukmuş, güldü mü gözlerinin içiyle güler, baktı mı gözlerinin içine içine bakarmış. İçi de dışı da ayrı güzel, bir güzel çocukmuş bu yani… Çocuğun bir de güzel mi güzel annesi varmış, annesi oğluna baktıkça … Okumaya devam et

İğde kokusu

İğde kokusu

Yeni bir işe başlamışım, ilk iş gününün çekingenliği var üstümde. Üstelik de yine ara verdiğim bir dönemden geliyorum, uzunca bir süre iş de bulamamışım, gelen ilk teklife de atlamışım, çok emin ve kendine güvenen bir halim yok yani. Bir odaya giriyorum. 4-5 adam var içeride. Selam verip, yerime geçiyorum. Ben öyle mal mal napsam diye … Okumaya devam et

Fidan

Fidan

Sene kaçtı hatırlamıyorum, 97? 98? Ben ergenlikle gençlik arasında gidip geliyorum, sense çocuklukla ergenlik arasında… Hep kuzendik biz, ama sen Ankara’da, ben İstanbul’da… Pek karşılaşmıyorduk işte. Hani bebekliğini biliyordum ben senin ama büyüyüşünü kaçırıyordum. Mersin’deki o yaza kadar. O yaz birden hatırladık mı ne, birden değişti her şey. O yaz, beraber denize girip, oyunlar oynadığımız … Okumaya devam et

Davuş’a…

Davuş’a…

Bugün öğrendim, Davut gitmiş. Ben uğurlamaya bile gidemedim. Söylenecek pek bir şey yok. Aslında bu tip sanal ortamlardan, şu yazıda ismini bile anamadığım, Davut’a yakıştıramadığım konu ile ilgili şeyler yazmayı sevmiyorum ama Davut’u tanıdığım yer buralar, buraların çocuğuyuz biz, onun için güle güle demek için en uygun yer de burası belki de. Davut tek kelimeyle, … Okumaya devam et

İnsanın evi gibisi yok…

İnsanın evi gibisi yok…

Hayatımda canımın ciğeri, kalbimin sultanı 2 tane kadın var. Kan bağım olmayan, arkadaşım sıfatıyla belki de 20 yıl önce hayatıma girmiş, o günden beri çıkmamış, hiçbir zaman da çıkmayacaklarını bildiğim, beraber büyüdüğüm, büyüdüğümüz, 2 kadın. Olmayan kardeşimin yokluğunu bana hissettirmeyen 2 kadın. Ve ahan da bu yazı, benim o 2 kadına, hayattaki en iyi 2 … Okumaya devam et

Pikseller…

Pikseller…

Sen gittin ya hani bundan neredeyse 10, belki de 15 sene önce, 20 yaşında bir küçük çocukken daha, o günden bugüne, senden bu yana, sana ait hiçbir şey kalmadı elimde. Ve sanırım bu benim hayattaki en büyük sızım. Seninle beraber bir tek resim yok elimde. Çektirmemişiz ki hiç. Dijital fotoğraf makinesi bile yoktu o zaman. … Okumaya devam et

Pembe burunlu bi kedinin ardından…

Pembe burunlu bi kedinin ardından…

Bir arkadaşım vardı. 5 yaşımdan beri en yakın arkadaşım olan. 22 yıl boyunca en yakın arkadaşım olan. Sonra giden. Boktan bir sebepten siktir’i basan. Hayatımdan çekip giden. 22 yıl her şeyimi paylaştığım, olmayan kardeşim yerine koyduğum ve sonra hiçbir şey paylaşmaz olduğum.Gördüğü her yerde beni görmezden gelen. Eski dost düşman olur’un kanıtı. Arkadaşım olmayan, hiç … Okumaya devam et

Ayışığı sonatı

Ayışığı sonatı

Anneannem, annem, ben… Mersin, yaz ’99. Çocuktum ben bi zamanlar. O zamanlar anneanne konsept olarak bana çok büyük, çok yaşlı bi şey gibi gelirdi. “Ananem yaşlı, ya ölürse” diye düşünür, korkardım bazen. Sonra kendi kendime “ohoo nerden baksan bi 10 sene, 15 sene daha yaşar, korkma” derdim. Meğer 10 sene dediğin ne kadar az bir … Okumaya devam et