Filed under Nostaljik

Dünyanın en güzel yolu

Dünyanın en güzel yolu

Gitsem diyorum, şöyle bir uzaklara… Ama çok uzaklara, artık gidemeyeceğim kadar uzaklara… Mesela bundan belki 25-30 sene öncesinin Ankara’sına. Orada anneannemi bulsam, tutsam elinden Kuğulu Park’a gitsek yine. Orada kuğulara baksam ben, büyüdüğümde göremeyeceğim gibi görebilsem kuğuları, sanki çok acayip, hiç rastlanmayacak şeylermiş gibi hayretle hani. Biraz ekmek atsam sonra onlara, biraz daha baksam, anneannem … Okumaya devam et

Dünyalar

Dünyalar

Kıvır kıvır kısa saçları ve burnunun üstündeki çilleriyle sevimli bir oğlan çocuğuna benziyordu. Aynı yaşlardaki kuzeninin dantelli soket çoraplarını ve altına giydiği kırmızı bantlı rugan ayakkabılarını görene kadar kız ıvır zıvırlarına pek merakı da yoktu, o kırmızı ayakkabıları görene dek pantolonların kızıydı o, pembe fırfırların, renkli kurdelelerin değil. Ama işte çok kız çocuğu bir kız … Okumaya devam et

İvme

İvme

11 – 12 yaşında olmalıyım. Annem ve babam Fransızcam gelişsin diye beni Fransa’da bir yaz kampına yollamış. Ama öyle Fransız olmayan çocukların gittiği bir dil okulu değil bu, Fransız çocukların gittiği, sporlu, aktiviteli bir yaz kampı. Tek yabancı benim yani. Yalnız sporu seçerken babamın gazına geldiğimizden yelken kampı seçmişiz, başka bir aktivite yok, sadece yelken … Okumaya devam et

Gözlüğünüzün bir camı

Gözlüğünüzün bir camı

Reklam yazarı olmaya karar verişim çok eskiye dayanıyor, sanıyorum TV’deki “Gözlüğünüzün bir camını sabunlu, bir camını Elidor’lu suya batırın. Bakın hangisi daha parlak” reklamını seyredip de her banyoya elimde iki kap ve bir gözlükle koşmaya başladığım sıralarda temellendi bu karar. (Bu reklamı benden başka hatırlayan da yok! Hatırlıyorsanız, bulursanız lütfen yoruma yazın, çok merak ediyorum!) … Okumaya devam et

Nerde eskinin sivilceli ergenleri?

Nerde eskinin sivilceli ergenleri?

Bugünkü yazımızda ergen dizilerini incelemek üzere bulunuyoruz efenim. Hani yani şu amerikan işi, ergen dizileri evet… Misal tamamen atıyorum Dawson’s Creek’i ele alalım. Bunlarla tanıştığımızda gençlerimiz 14 yaşında filandı sanırım. Lakin daha o zamandan belliydi adam olacak çıcık tabii ki. Ben 14 yaşındayken, öpüşmek nasıl bi şey onu tartışırken, bunnar, özellikle de Coiy denen kızımız … Okumaya devam et

60, 90, 120…

60, 90, 120…

Karışık kasetleri özlüyorum biliyor musun? İnsanın kendini ifade edemediği anlarda, tek yapman gerekenin seni senden daha iyi anlatacak o şarkıları bulmak olduğu o zamanları… Tamamen atıyorum da birine karışık kaset yapmanın, “sana karşı boş değilim, hiç boş değilim” demek olduğu o zamanları yani…

Kız çocuklarının gazabı

Kız çocuklarının gazabı

Sevgili günlük, ben ayrıca çok espritüelimdir biliyor musun? Mesela dün, kafama böcek atan çocuğun annesi bana kızınca, arkadaşıma dedim ki: ‘Anasına bak, oğlunu alma!’ Hah aferin deniz sana, iyi bok yemişsin. Espriye de gel. Alla belanı vermeyesice. Utanıyorum lan bunu okurken. Takdir edersiniz ki, bu günlük yazımın tarihi tamamen atıyorum ama 1600’lü yıllar filan, ben … Okumaya devam et

Que sera sera

Que sera sera

Çocukken ben çok meslek sevdim. Bir ara tiyatrocu olacaktım, çekingenim sandım, vazgeçtim. Halbuki olurmuşum, onu da seneler sonra hazin bi şekilde anladım. Sonra psikiyatrist olmaya karar verdim. Onun da tıp okumakla mümkün olacağını anlayınca, onu da salladım. Psikolojiyi ise emeeen dedim, küçümsedim. Zira salak bi çocuktum, psikoloji kafadan atma bi şey sanıyodum, kim psikiyatri varken … Okumaya devam et

Sevgili blog…

Sevgili blog…

Şahsen ben bi yazarim ama tembel bi yazar oldugumdan kelli, pek yazamam. cocukken gunluk de tutamazdim zaten. simdi bakiyorum da eski gunluklere hep soyle girisler var: “Sevgili gunluk, üç aydir gene yazamadim. Ben bi ozet geceyim. Bu yaz fransa’ya gittim.” ya da: “Merhaba gunluk, ne kadar da vefasizim, en son 5 ay once yazmisim. soz … Okumaya devam et