Tagged with edebiyat

Yazarlarım ve ben

Yazarlarım ve ben

Bu blog fırtınası mütemadiyen bana en sevdiğim bir şeyleri soruyor ve ben, bu kadar kararsız bir insan olan ben, mütemadiyen kontrpiyede kalıyorum. Oh allahım, nihayet kontrpiye lafını bir cümlede kullanmak nasip oldu, bu fırsatı veren herkese teşekkür ederim. Neyse işte, “illa ki seçeceğsin lan” diyen blog fırtınası baskısı altında yine kıvırmak istemiyorum, “en sevdiğim kitap … Okumaya devam et

Broca… Bir sevgi hikayesi!

Broca… Bir sevgi hikayesi!

Bu sefer vallahi tamamen atmıyorum, yüzde yüz gerçekleri anlatacağım sizlere! Şimdi benim çok sevdiğim bir adam var, tamam mı? Çok sevdiğim adamın da çok sevdiği ve benim de çok sevdiğim bir kızı var. Sonra benim çocukken çok sevdiğim bir takım hikayeler var. Yalnız hikayeler çok sevdiğim Türkçe yerine çok sevdiğim Fransızca dilinde yazılmış ve biraz … Okumaya devam et

İki şaplak, bir mal ve bir öküz

İki şaplak, bir mal ve bir öküz

Bugün oturduk, bir arkadaşımla “50 Shades of Grey” fenomeninin esrarını çözmeye çalıştık ve başaramadık. Tamamen atıyorum da Harlequin Desire serisinden hallice (hallice derken daha iyi demek istemiyorum, daha kalın demek istiyorum) bir kitabın dünya kadınlarını neden çıldırttığını bir türlü anlayamadık. S&M, bondage filan sularında dolandığını iddia eden bu kitabımızın tabii ki o taraklarda bezi yok. … Okumaya devam et

Give me joy. Flash.

Give me joy. Flash.

“Popüler olana burun kıvırma” hastalığıyla ne kadar dalga geçsem de, popüler bir hastalık olduğundan ben de yakalanabiliyorum zaman zaman. Nitekim sittin senedir, Chuck Palahniuk’a bir ilgi ve alaka göstermemiş olmamı başka bir şey ile açıklayamıyorum. Tamamen atıyorum Nick Hornby’i mesela popüler olmazdan evvel keşfettiğimden olacak, kendisine olan hayranlığımı her fırsatta dile getirmekten hiç gocunmam da … Okumaya devam et

Medikal mahkeme dramasına son veriyorum!

Medikal mahkeme dramasına son veriyorum!

Bazı şeyleri neden inatla yaptığımı bilemiyorum. Misal tamamen atıyorum, buna bir örnek de Jodi Picoult‘un kitapları. Okuyorum, her defasında neden okudum lan ben bunu diyorum ama kendime engel olamıyorum. Bu kadının 3-5 kitabını bu kafayla okumuşluğum var. İşin en enteresan yanı ise, hastalık temalı şeylerden hiç hoşlanmamam. Yani ben ki “english patient” filmini bugüne dek … Okumaya devam et

Atış poligonu

Atış poligonu

Yazar olarak sınırlamalarım var, kendi kendime uyguladığım bir sansür var, kıramadığım zincirlerim var. Ve bir gün olmak istediğim yazar olabilmek istiyorsam, bu “inhibition”lardan arınmam gerektiğini biliyorum. Bu yolda da bu blogu kullanıyorum. Burada kendimi geliştirmeye çalışıyorum, bir gün hiç kimselere okutmadığım hikayeler yerine insanlara ulaşacak bir şeyler ortaya koyacaksam, önce burada deniyorum kendimi. Gelişmeye çalışıyorum … Okumaya devam et

Frollo neden dark side’a geçti?

Frollo neden dark side’a geçti?

Notre Dame’ın Kamburu‘nu okuduysanız bilirsiniz. Yani okumadıysanız da bilirsiniz de bahsedeceğim şeyi bilemeyebilirsiniz sonuçta. Zira ben biraz detaya girmek istemekteyim. Şimdi bu klasiğimizdeki bazı karakterler artık şey olmuş… Ney? Sebil. Yok. Ayağa düşmüş diycem, ayıp olacak. Yani böyle bilmeyen kalmamış. Hani tamamen atıyorum hayatında hiç ressam bilmeyen adam bile en sevdiğin ressam kim denince “Dali!” … Okumaya devam et

Ha… hayır, yapma bana bunu!

Ha… hayır, yapma bana bunu!

Bendeniz bir gün tam teşekküllü bir yazar olarak piyasaya atlama hedefinde olduğumdan kelli, bugünlerde piyasa araştırması mahiyetinde, genç Türk yazarları çok okuyorum. Ama böyle rafine bir seçmece usulüyle değil, tamamen araştırmacı gazetecilik ruhuyla, kim ne yazmış güdüsüyle okuyorum. Tamamen atıyorum mesela Migros’ta ya da bakkalda ya da seçkin kitapevlerinde satılması filan hiç fark etmiyor. Alıyorum, … Okumaya devam et